Asıl sorun rejim
Şimdilik 90 milyar dolara mal olan fon dolandırıcılığı, fon sahtekarlığı büyük bir krize neden oldu…
İktidar küçültmeye çalışsa da etkilerinin büyük olacağı reel sektöre kadar uzanacağı yadsınamaz gerçek… İşin bir de sosyal boyutu var…
Sıra küçük yatırımcının yediği şamarın yansımalarına gelmedi. Dört beş kuruşunu fona yatırıp oradan gelecek üç beş kuruşla ayı kurtarmaya çalışanlar, çarkı döndürmek için riski göze alanlar karalar bağladı…
Bu üzerinde ciddiyetle durulması gereken ayrı bir konu…
Büyük dramlara sebep olmaması için mağduriyetlerin hemen giderilmesi, çok ama çok hızlı hareket edilmesi gerekiyor…
Bugün ele alacağım mesele farklı…
Rejimin, tek adama tek yetkiliye yönelik örgütlenme şeklinin, 2017 referandumundan sonra oluşturulan yapının fon krizinde rolü olup olmadığını tartışmak istiyorum…
Çünkü… Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi denilen dünyada eşi benzeri olmayan siyasal yapı; aşırı merkeziyetçi, hantal ve denetimsiz…
Şeffaf gibi gözüküyor ama değil…
Denetim varmış gibi duruyor ama kağıt üzerinde…
Her şeye merkezin karar vermesi, merkezinde tek kişiden oluşması iki sonuç doğurdu… Birincisi; inisiyatif kullanamayan kurumlar işlevini yitirdi. Herkes yukardan emir gelmedikçe harekete geçmemeye başladı. Kurumlararası iletişim ve etkileşim azaldı, açıkçası bağlar koptu. İkincisi; bu durumdan yararlanan fırsatçılar, vurguncular çıkar ortaklıkları oluşturdular…
Bu ortaklıklara hısım akraba, eş dost ilişkileri de girince özerk yapılar oluştu…
Fon soygununa bu gözle bakalım… Vatandaşı soymak için şeytanın aklına gelmeyen tezgahlar kuranlar aynı fabrikanın aynı anlayışın ürünü…
Sırtımız sağlam bize bir şey olmaz, yan bakan çıkmaz diye herkesin gözü önünde büyük soygunu planlamışlar, harfiyle uygulamışlar…
Haklı da çıktılar… Maliye Bakanı ile SPK Başkanı 10 ay önce olan biteni bildiği halde sessiz kaldı. Kırmızı Pazartesi romanında olduğu gibi herkes olacağı biliyormuş ama balon patlamadan kılını kıpırdatmamış…
Neden?
Çünkü kimse yerini, koltuğunu riske atmak istemiyor…
Çünkü kimse en tepedeki yöneticinin nasıl tepki vereceğini kestiremiyor…
Çünkü kimse sorunun en tepeye ulaşıp ulaşmayacağını bilmiyor…
Çünkü kimse meselenin tek adama nasıl aktarılacağını kestiremiyor. Gerçekler mi söylenecek, kısıtlı bilgi mi verilecek tahmin edilemiyor…
Hal böyle olunca ‘bana mı düştü, üstüme vazife değil’ anlayışı sistemin göbeğine oturdu, sistemi kemirmeye başladı…
Sistemden AKP’liler de şikayetçi. Fırsat buldukça sistemin eksiklerinin giderilmesi gerektiğini söylüyorlar. Yeni bir örgütlenmeye gidilmesini istiyorlar…
Başbakan gibi Cumhurbaşkanı ile bakanlar ve milletvekilleri arasına yerleştirilecek yeni bir yapıyı talep ediyorlar… En tepeye ulaşmak zorlaştı…
Şirket gibi yönetilecekti, hantallaştı…
10 ay fondaki manipülasyona müdahale edilmedi/edilemedi…
Erdoğan ‘bu krizden güçlenerek çıkacağız’ dedi. Nasıl ve ne şekilde güçleneceğimizi söylemedi. Bana göre sorunun kaynağı yukarda izah etmeye çalıştığım gibi rejim…
O zaman fırsat bu fırsat…
Krizi fırsata çevirelim rejimi/sistemi/yapıyı enine boyuna sevaplarıyla/günahlarıyla tartışalım.
Çözüm masasına yatıralım…