Şi-Trump görüşmesi gölgeledi: BM yine havanda su dövdü
BM’nin 81. Genel Kurulu’nda “büyük krizler”in çözümüne ilişkin somut sonuç çıkmadı yine. Gazze ile Ukrayna başta olmak üzere mevcut krizlerde bağlayıcı, uygulanabilir bir adım atamadı dünya liderleri. Güvenlik Konseyi veto sistemi, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere kimi eleştirilerin merkezindeydi yine. Birçok lider BM’nin “işe yaramadığı” veya reforme edilmesi gerektiği mesajını verdi. BM’den zaten beklentisi olmayanlar için elbette şaşırtıcı değil bu durum. Dünyanın en gereksiz kurumu ünvanını yine elinde tutmaya devam edecek BM belli ki.
Ancak, kimi görüşlerin sınırsız bir biçimde dile getirildiği bir kürsü olduğu da bir gerçek Genel Kurul’un. Recep Tayyip Erdoğan bu kürsüyü en aktif kullananlardan biri. Önceki genel kurullardakinin benzeri konuşmasını bu sefer de yaparak hem Gazze hem de BM’nin statüsü konusunda bilinen görüşlerini tekrarladı.
Erdoğan’ın yandaşlara göre “dünyayı etkileyen” çıkışlarının işe yarayıp yaramadığı konusunda Profesör İlhan Uzgel’in sosyal medya hesaplarında paylaştığı, her biri kurşun gibi sert tespitlerine göz atılmasını öneririm. Genel Kurul’da Erdoğan’ın konuşması sırasında gözyaşı döken Binalı Yıldırım’ın halinden yola çıkarak Türkiye’nin kimi uluslararası girişimlerin nasıl dışında bırakıldığını iyice bir öğrenir merak eden.
BM Genel Kurulu süresince Erdoğan ile Trump’ın görüşüp görüşmeyeceği bizim malum kesimleri ilgilendirdi sadece, oysa dünyanın gözü kulağı bir başka görüşmedeydi, Şi Cinping ile Trump görüşmesinde yani. İki liderin buluşması BM Genel Kurulu haftasına denk geldiği için Genel Kurul’u gölgede bıraktı biraz.
Şi tam 11 yıl sonra resmi devlet ziyaretiyle geldiği ABD’de 23- 55 Eylül 2026 tarihinde Trump ile bir araya geldi. Ne somut bir anlaşma çıktı ne de büyük gerginlik görüldü bu buluşmada. Bunlardan daha çok bir “ilişki yönetimi” ile istikrar mesajları doğurdu görüşme.
Şi, üç gün süren programda resmi görüşmeler yaptı, devlet yemeğine katıldı, Beyaz Saray’da çay partisinde bulundu, Ulusal Arşiv’i turladı. Trump ile Şi arasındaki görüşmede ticaret, yapay zekâ, Tayvan, İran ile bölgesel krizler ele alınan ana konular oldu tabii. Somut sayılacak sonuç aranacaksa o da “ticaret savaşları” ile ilgili ateşkesin iki ay daha 10 Ocak 2027’ye kadar uzatılmasıydı. Daha uzun veya kapsamlı bir anlaşma çıkmadı yani. Tarım ürünleri, tıbbi cihazlar gibi bazı kalemlerde muafiyet konuşuldu elbette; detaylarına henüz vakıf değiliz.
İki liderin Kasım ayında Çin’de APEC’de (Şenzhen), Aralık’ta da G20’de (Miami) yeniden görüşme kararı aldıklarını öğrendik hep birlikte. Böylelikle iki lider bu yıl içinde dört kez buluşmuş olacak. Araya Çin’den Atlanta’ya panda gönderilmesi gibi jestler de sıkıştırıldı tabii .
Çin tarafı “saygı, adalet ile karşılıklılık temelinde stratejik istikrar” formülünü öne çıkarmışken, Trump görüşmeyi her zamanki gibi “harika oldu”, “çiftçiler memnun olacak”, “dostluk, güç, başarı”gibi içi boş sözcüklerle değerlendirdi.
En azından herhalde bir değinirler dendi ama büyük, bağlayıcı bir ticaret paketi ya da yapay zeka konusunun yanısıra Tayvan meselesine ilişkin de bir değerlendirme yapılmadı. Dünya ilgiyle izlese de beklenti son derece düşüktü. Yapısal sorunları çözme açısından sınırlı kaldı Şi-Trump görüşmesi. Asıl sınav Kasım - Aralık’ta, sonrasında da Ocak’taki ticari ateşkes süresinin dolmasında verilecek.
Şi ile Trump bu yıl önümüzdeki aylarda gerçekleştirilecek olanlarla birlikte dördüncü kez bir araya gelmiş olacaklar. Erdoğan ise çok istediği halde Trump’la istediği düzeyde bir görüşme gerçekleştiremedi. BM Genel Kurulu sırasında da Trump ile ayrı, resmi bir baş başa zirve yapmadı. Programda buna ayrılmış bir görüşme saati yoktu. Birkaç kez aynı masada, aynı salonda bulundular, o kadar.
Bunlardan biri 22 Eylül 2026’da gerçekleştirilen çok taraflı İran toplantısıydı. Trump burada Erdoğan’ı övmelere doymadı, “sert adamdır, onunla uğraşmayın, harika biridir” dedi. Erdoğan, Trump ile eşi Melania’nın devlet/hükümet başkanları onuruna verdiği kapalı davete de katıldı.
İstediği görüşme sağlanamadığı için Erdoğan dostu Trump’tan CAATSA (Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act – Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) uyarınca, Türkiye’ye 14 Aralık 2020’de Rusya’dan S-400 alımı nedeniyle uyguladığı yaptırımları kaldırmasını isteme şansını bulamadı. CAATSA yaptırımlarıyla aynı süreçte Türkiye F-35 programından da çıkarılmıştı. S-400 envanterde kaldığı sürece F-35’leri alması zor Türkiye’nin. Erdoğan bu konuda da dostu Trump’a sorunun çözülmesi konusunda isteğini iletemedi.
Görüşebilseydi, Trump’a 7 Temmuz 2026’da Ankara’daki NATO zirvesinde “yaptırımları kaldıracağız, dostlara yaptırım uygulamak istemiyoruz” sözünü herhalde hatırlatırdı.
Bir görüşmeyle hallolacak sorunlar değil bunlar elbette. Ama Gazze konusunda kuşkusuz takdire değer çıkışları olan Erdoğan’ın Trump’la görüşme olanağına kavuşamaması ABD tarafindan oyalandığını gösteriyor.
Peki Türkiye ne yapıyor buna karşılık? ABD’nin desteklediği her girişimin ortağı olmaya devam ediyor. ABD’nin de onaylayıp desteklediği Mekke anlaşması uyarınca Yemen macerasına da atılabilecek gibi görünüyor örneğin.
Hiç değilse bir kere Trump’la görüşebilseydi...