Yemen’de Suudi-İran vekalet savaşı yok: Savaş Riyad ile Dubai Arasında

Suudi Arabistan’ın, işgalci konumunda olduğu Yemen’de Ensarullah Hareketi karşısında son derece zor duruma düştüğü, yaşamsal önemdeki Kızıldeniz rotasının kesilmiş olduğu ortada. 2015’de işgal ettiği Yemen’de desteklediğii kesimler yenilgiye uğradığı gibi, kendisine bağlı bir hükümet de oluşturamadı. ”Anayurt savunması”nda mükemmel bir direniş sergileyen Ensarullah, uzun sürdüğü için Suudi Arabistan’ı mali açıdan da zorlayan savaşın galibi oldu.

İki belirleme yapalım; öncelikle şimdi nasıl çıkacağını da kestiremeyen ülkesinin Yemen’de batağa saplanmasından, hem güvenlik hem de ticaret kriziyle karşı karşıya kalmasından birinci derecede Veliaht Prens Muhammed bin Selman sorumludur.

İkincisi; Yemen’de olana bitene Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekalet savaşı ezberiyle yaklaşanlar yanılmaktadır. Çünkü ülkedeki vekalet savaşı bu kez Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındadır. BAE’nin uzun zamandan beri Suudi Arabistan’la gerginlik yaşıyor. Riyad, Dubai’nin Körfez bölgesinin havacılıkla iş merkezi konumunda olmasından memnun değil çünkü. Gerginlik Suudi kontrolündeki petrol karteli OPEC tarafından BAE’nin petrol üretim kapasitesine getirilen sınırlamada da görülmüştü. Suudi Arabistan’ın dayattığı bu sınırlama, BAE’yi bu yılın Mayıs ayında OPEC’ten çıkmaya zorlamıştı.

Yemen’de iki ülke arasındaki ipleri koparan gelişmelere de bakalım: Bu gergin rekabet sürerken Suudi Arabistan savaş uçakları Aralık 2025 sonlarında Yemen’de düşman güç kabul ettikleri Güney Geçiş Konseyi’ni de (GGK) hedef almıştı. GGK, BAE tarafından finanse edilen bir yapıydı. Aynı saldırıda Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen silah sevkiyatları da Suudi Arabistan’ın hedefi olmuştu. Riyad bu saldırının ardından, BAE güçlerinin 24 saat içinde Yemen’i terk etmesi gerektiği yönünde bir de ültimatom vermişti.

Bu durum Suudi Arabistan ile BAE arasındaki düşmanlığı iyice arttırdığı gibi Ensarullah’a da hem Kızıldeniz kıyılarını hem de Bab el Mandeb Boğazı’nı ele geçime fırsatı vermiş oldu.

Suudi Arabistan ile BAE her ikisi için de tehdit olan Ensarullah’a karşı müttefik olarak Yemen’e girmişti aslında. Ancak iki ülkenin de farklı öncelikleri durumu değiştirdi. BAE, El Kaide’ye karşı savaşıyor diye, Suudi Arabistan’ın da desteklediği Güney Geçiş Güçleri’ne destek vermekle grubu kısa sürede Ensarullah dışındaki en güçlü grup haline getirmişti. Riyad da kendi çıkarlarına daha uygun birleşik bir Yemen hedefleyerek, 2014’te devrilen cumhurbaşkanı Rashad al-Alimi’nin başkanlık ettiği Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi’nin (CLK) kurulmasını destekliyordu.

Bu arada Ensarullah Hareketi’nin saldırılarıyla altyapısı ciddi olarak tahrip olan Suudi Arabistan, Hareket’le uzlaşma yoluna gitti. Ensarullah’ın krallığa yönelik saldırılarının durması halinde Yemen’deki operasyonlarını sınırlamayı kabul etti. Bunu uzun bir sessizlik dönemi izledi. İsrail’in Hamas’a yönelik operasyonları başlayınca kadar Suudilerle Ensarullah anlaşmaya sadık kaldılar. İsrail’in Gazze saldırıları nedeniyle Ensarullah İsrail’le doğrudan ya da dolaylı olarak işbirliği yapan ülkeleri hedef alacağını duyurdu. Suudi Arabistan da bunlardan biriydi. çatışmalar yeniden başladı.

Özetle; araları zaten pek de iyi olmayan Riyad ile Abu Dabi’nin arasının açılmasının en büyük nedeni Yemen oldu. Ensarullah karşıtı ittifakın parçası olsalar da öncelikleri farklıydı. Bir kez daha anımsatalım: Suudi Arabistan kendisine bağlı ya da yakın birleşik bir Yemen isterken, BAE de ayrılmak isteyen GGK’yi destekliyordu.

Durum bu Yemen’de. Ensarullah’a karşı ittifak oluşturan iki ülke şimdi birbirleriyle de savaşıyorlar vekilleri aracılığıyla.

Muhammed bin Selman, BAE’yle giriştiği rekabet yüzünden GGK’yi hedef almakla belki Ensarullah’I durduracak tek gücü etkisiz hale getirmiş oldu.

Hani derler ya “Allah şaşırttı” diye, Muhammed bin Selman’ın başına gelen de bu sanki.