Mekke’den Berlin’e can sıkan manzaralar

Uğur ERGAN

İran’ın Yemen’de Husiler üzerinden, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan üçlü savunma ittifakının caydırıcılığını ciddi şekilde test ettiğini belirttiğim yazım üzerine, bir kaynağım aradı:

“Arap Yarımadası’nda neler olduğu elbette önemli ama inan içeride yaşananlardan bitap düşen Türk insanının, dışarıda neler olup bittiğini takip etmek için mecali kalmadı.”

Ben de, “İktidarın insanları bitap düşürdüğü doğru. Ancak Hürmüz’de ve Kızıldeniz’de yaşananları da görmek zorundayız. Mazot 100 lirayı aştıysa, bunda Kızıldeniz’de petrol güzergahlarının felç edilmesinin de rolü var. Onun için dışarıda neler olup bittiğini de izlemek lazım” dedim.

“Sen de haklısın” deyip, “Mekke Anlaşması’nın caydırıcılığını sadece İran’ın test ettiğini düşünürsen yanılırsın” mesajını da verince, “Yani?” diye sordum.

“Yanisi şu, Mekke Anlaşması sadece İran’ı mı rahatsız etti. Batıda, güneyde rahatsız olanlar yok mu?”

Ağzımdan hemen “E var tabi Yunanistan, İsrail” çıkınca, “Hadi eyvallah” deyip telefonu kapattı.

Ne kaynağımın söyledikleri çok şaşırtıcı, ne de benim tahminlerim.

İSRAİL SENARYOSU

Ancak anladığım Ankara’nın derin kulislerinde her türlü olasılık değerlendirilip, masaya yatırılırken, Husilere özellikle İsrail’in farklı yöntemlerle destek verebileceği senaryosu da göz ardı edilmiyor.

Velhasıl Ortadoğu bataklığında sürekli karşımıza çıkan, “Kimin eli, kimin cebinde?” sorusu hiç değişmiyor.

Ama bu soruya yanıt bulana kadar, bu melun coğrafyada her şeyin her an değişeceğini de unutmamak gerekiyor.

ŞANSÖLYE’NİN KADER GÜNÜ

Kafa karıştırıcı, iç karartıcı bu coğrafyadan Avrupa’nın ortasına doğru uzandığınızda da tablo hiç iç açıcı değil.

Özellikle de en fazla Türk’ün yaşadığı Almanya’da.

Almanya’daki gelişmeleri yakından takip ediyorum çünkü öğretim gördüğüm ve gazetecilik yaptığım bu ülkede yaklaşık 15 yılım geçti.

Yasal çifte vatandaşlığım bulunuyor.

6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’taki eyalet seçimlerinde yüzde 20’lik oy kaybı yaşayan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Genel Başkanı ve Federal Şansölye Friedrich Merz için bu pazar, kader günü olabilir.

Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimlerde, Saksonya-Anhalt’taki gibi aşırı sağcı “Almanya için Alternatif (AfD)” ciddi oy patlaması yaparsa, Merz için artık tehlike çanları çalmaya başlar.

Berlin’de yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre Türk kökenli Elif Eralp’i başbakan adayı gösteren Sol Parti (Die Linke) ile CDU yüzde 20’şer oy oranıyla kafa kafaya gidiyor. AfD yüzde 18 ile bu iki partiyi tehdit ediyor.

Eralp seçimden birinci olarak çıksa dahi, diğer partilerin Sol Parti ile iş birliği yapmayacaklarını açıklaması, Berlin Eyalet Başbakanlığı’nın çantada keklik olmadığını gösteriyor.

Mecklenburg-Vorpommern’de ise Afd ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) çekişiyor. Son anketlere göre, AfD yüzde 37 ile birinci, SPD ise yüzde 35 ile ikinci durumda. Merz’in partisi CDU ise yüzde 5’lik barajın iki puan üzerinde, yüzde 7 civarında görünüyor. Bu tablo, eyalette merkez sağ oyların aşırı sağcı AfD’ye kaydığını gösteriyor. (Hemen hatırlatayım bu eyalet bir zamanlar, şu sıralar anılarını okuduğum Angela Merkel’in kalesiydi.)

Ağır yenilgi alması durumunda Merz’in hem partide, hem de hükümet içinde koltuğunun sallanacağı ve ülkeyi erken seçime götürmek zorunda kalabileceği öne sürülüyor.

ANKARA’NIN ONUR KONUĞU

Alman medyasını taradığımda, Merz’in ayrılması durumunda yerine geçecek dört isim öne çıkıyor:

Almanya’da en fazla Türk’ün yaşadığı eyalet olan Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Başbakanı Hendrik Wüst, Hessen Eyalet Başbakanı Boris Rhein, Bavyera Eyalet Başbakanı ve aynı zamanda kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Markus Söder ve CSU’lu Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt.

Dobrindt tüm bu iddialara “Spekülasyon” yanıtı verirken, Merz’in yerine en şanslı isim olarak gösterilen Wüst, “Benim önceliğim Nisan 2027’de yapılacak eyalet seçimlerine hazırlanmak” diyor.

Son anda bir değişiklik olmazsa Wüst, Almanya Ankara Büyükelçiliği’nin 29 Eylül’deki “Milli Gün” resepsiyonuna onur konuğu olarak katılacak.

Kim bilir, belki de geleceğin Federal Şansölyesi’nin yolu ilk olarak Ankara’dan geçmiş olacak.