Gül ile Özel'in benzer tutumu
Uğur ERGAN
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hürriyet’in Avrupa merkezinden (Frankfurt) sonra Ankara bürosunda yaptığım diplomasi ve savunma muhabirliği dönemimde önemli yer tutan isimlerden biri.
Gül’ün, 59. Hükümet’te Cumhurbaşkanı seçilene kadar süren yaklaşık 4.5 yıllık Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı döneminde hem yurt içi, hem de yurt dışı ziyaretlerinin çoğunluğunu yakından takip ettim.
Kuzey ve Güney Amerika’dan tutun da, Ortadoğu’nun tümüne, Asya’nın en uç noktasına kadar birçok ülkeyi Gül’ün ziyaretleri sayesinde gördüm.
Türkiye’nin AB’den tam üyelik müzakere tarihi aldığı 3 Ekim 2005 öncesi ve sonrası Avrupa ziyaretleri ise neredeyse rutin haline gelmişti.
Gül’ün gerek Dışişleri Bakanlığı gerekse Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığım bazı özel haberlerin kaynağının, Çankaya Köşkü’ndeki yerleşkeye geçene kadar aynı sitedeki kapı komşumuz rahmetli Ahmet Sever olduğu düşünülürdü.
Açık söyleyeyim alakası yoktu, kaynaklarım Dışişleri’ndeki diplomatlardı.
Çünkü Gül devlet geleneğini bilen, Dışişleri bürokrasisine güvenen ve bundan dolayı medyaya gerektiği kadar bilgi verilmesinde sakınca görmeyen bir bakandı.
Elbette Gül’ün hiç hoşuna gitmeyen haberlerim de oldu.
Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) ödüllerim ile Bülent Dikmener ödülünü Gül döneminde yaptığım “eleştirel” haberlerimle aldım.
Hatası yok muydu, elbette vardı. Bana göre, örneğin Ahmet Davutoğlu’nun danışmanlığı dönemi.
Davutoğlu’nun ideolojik yaklaşımla dış politika belirleme faaliyetleri, Dışişleri’nin deneyimli bürokrasisini de ciddi şekilde rahatsız ediyordu.
Bu rahatsızlık eminim Gül’ün de kulağına gidiyordu ama Davutoğlu’dan vazgeçmedi.
Seyahatlerde sıkıştıran sorulardan bunaldığında, “Bunları size Ahmet hoca anlatsın” diyerek kendisini kurtarır, gazeteci milleti de Davutoğlu’nun saatler süren teorileri nedeniyle sıkıntıdan patlardı.
İnsani ilişkilere büyük önem ve hassasiyet gösteren Gül’ün, parlamenter sisteme, demokrasiye ve Türkiye’nin AB’ye tam üye olması gerektiği inancından bugün de şüphe duymuyorum.
Herhangi bir konuyla ilgili özel kalemine not bıraktığınızda, Gül telefonla muhabire geri dönüş yapan bir siyasiydi.
Bugün muhabirlik yapanların rüyalarında bile göremeyeceği bir şey.
İdeolojik olarak kendisiyle aynı görüşü paylaşmadığım Gül’den bu kadar bahsetmemin nedeni, AKP’nin kuruluşunun 25. yılı nedeniyle BBC Türkçe’ye yaptığı kapsamlı değerlendirme.
Değerlendirmesinde AKP’yi iki döneme ayıran Gül, ayrıntılı bilgiler verdiği ilk dönemdeki kuruluş vizyonunun hâlâ bugün Türkiye için geçerli olduğunu savunuyor.
“Son dönemdeki siyasi tartışmalarla ilgili yorum yapmak istememesi” ise son derece manidar.
Bence, suskunluğu mevcut sistemi ve iktidarın yaptıklarını onaylamadığının göstergesi.
Ben de doğru bulmuyorum ama Gül tepkisini “Temkinli davranarak ve susarak” gösteren bir siyasetçi. Geçmişte de böyleydi.
Söyleşisinde anlattığı, Başbakanlığı Erdoğan’a devrediş şekli ise günümüz Türkiye’sinde çoktan unutulmuş “Siyasi ahlak”a örnek bir tutum.
İnsan, cumhurbaşkanlığının son döneminde Gül’e şimdiki iktidar yandaşları tarafından yapılanları hatırlayınca, “Vay be” demeden edemiyor.
1 Mart tezkeresiyle ilgili anlattıklarını ise, kendisinin tutumu ile YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Çerçeve Yasa ile ilgili tutumu arasındaki benzerlik açısından ilginç buldum.
Tezkere öncesini ve oylama gününü şöyle anlatıyor Gül:
“Hiç unutmuyorum, BBC, CNN International geldiğinde, ‘Halkınız savaşa karşı, nasıl halledeceksin? Yani ‘Meclisten bu izni nasıl çıkartacaksın?’ diyorlardı. Bunu sorduklarında ‘Ben ne emirim, ne sultanım, ne kralım. Ben seçilmiş bir başbakanım. Dolayısıyla bunu meclise getireceğim’ diyordum. Meclise getirdiğimizde, son yaptığımız toplantıda, açıkçası milletvekillerine ‘Amerikan Kongresi neyse burası da odur’ dedim. Söylediğim şey şuydu: ‘Ben mecburum, altında benim imzam var ama siz mecbur değilsiniz. Siz nasıl düşünüyorsanız, neye inanıyorsanız öyle oy kullanın.”
CHP ve AKP milletvekillerinin “Hayır” oylarıyla Meclis, Irak savaşında ABD askerine Türkiye sınırlarını açmadı.
O gün yanı başında savaş istemeyen Türk halkı, bugün niçin kendi ülke sınırları içinde barış istemesin?
Gül de, Özel de hem parti içi demokrasiyi, hem de toplumun talebini dikkate alarak bir siyasi duruş ortaya koymuşlar.
Gül’ün, Türkiye’yi Irak savaşının aktörü yapabilecek tezkereye “Evet” demesi normal olacak, ama “Terörsüz Türkiye” toplantılarına, komisyona katılan, geçmişinde Kürt sorunu üzerine çalışmalar yapan sosyal demokrat bir parti liderinin barışa “Evet” demesi ise anormal olacak.
Ancak görüldüğü gibi tarih unutmuyor ve “siyasi ilke”nin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaya devam ediyor.
Anlamak isteyene tabii ki!