İsrail saldırısının farklı boyutları

Uğur ERGAN

İsrail’in Türkiye sınırına yaklaşık 75 kilometre uzaklıkta İdlib’teki Ebu Ez-Zuhur Askeri Hava Üssü’nü vurmasını sadece, “Ekim’de yapılacak seçimler öncesi Netenyahu kendisine yeni bir düşman yaratma ve seçmeni konsolide etmek için yeni bir cephe açmak istiyor” gerekçesiyle açıklamak yeterli olmaz.

Elbette önemli gerekçelerden birisi bu ama, İsrail’in kendi topraklarına kuş uçuşu 450 kilometre uzaklıktaki bir üssü vurmasını başka boyutlarıyla da ele almakta fayda var.

Bunları masaya yatırmadan önce, Türkiye’nin İsrail’in arzuladığı tuzağa düşmeden tepkisini, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları üzerinden yaptığı sert açıklamalarla göstermesini yeterli bulduğumu belirteyim ki, nedenini yazının sonunda bulacaksınız.

Gelin filmi önce zaman açısından öyle çok uzağa değil, geçen yılın Mart ayına doğru saralım.

Mart 2025’te İsrail, Suriye’nin ortasında bulunan Palmira’daki T4 (Tiyas) Hava Üssü’nü iki kez vurmuştu.

Neden vurduğunun yanıtı da Tel Aviv’den gelmişti:

“Türkiye’nin bu üssü devralarak, buraya askeri güç ve hava savunma sistemleri konuşlandırmasına izin vermeyiz.”

İsrail’in bu açıklamasından sonra, Ankara ile Tel Aviv arasında sıcak çatışmanın önlenmesi için iki ülkeyle de arası iyi olan Azerbaycan üzerinden askeri kanalların açık tutulması uygun bulunmuştu.

Ancak İsrail son saldırıyı Azerbaycan’a dahi bildirmeye gerek duymayarak, Ankara ile ilişkilerde paradigmayı iyice değiştirdiğini ortaya koymuş oldu.

Meali şu:

“İsrail, sadece Suriye’nin ortasında veya güneyinde değil, Türkiye-Suriye sınır hattı dahil, Suriye’nin hiçbir yerinde Türk askeri ve Türkiye’nin Suriye içinde hava savunma sistemleri kurup, kontrolünü elinde tutmasını istemiyor.”

Hemen gerekçesini de açıklayalım:

“Çünkü İsrail, Suriye Hava Sahası içinde istediği gibi fink atıyor. İran’a karşı Suriye Hava Sahası’nı paşa gönlü nasıl isterse öyle kullanıyor. Hal böyleyken, Türkiye’nin Suriye içinde askeri üs ve hava savunma sistemleri kurmasını ister mi?”

Burada hemen bir parantez açıp şu bilgiyi de verelim:

Türkiye’nin güney sınırlarından sorumlu “Scramble (alarm) Filosu” son saldırıda havalanıyor ama saldırı Suriye toprakları içinde olduğu için herhangi bir karşılık verilmiyor. Doğru da yapılıyor.

Parantezi kapatıp, devam edelim.

İsrail’in bu saldırısından ABD’nin haberdar olmaması mümkün mü?

Elbette değil.

Geçiniz, kendisini Ortadoğu Valisi gibi gören Tom Barrack’ın “İsrail saldırısı, bölgesel istikrara hizmet etmeyen gereksiz bir tırmanma” açıklamasını.

Var mı Beyaz Saray, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı antetli İsrail’i kınayan yazılı veya kürsüden yapılmış resmi (!) bir açıklama?

Bu yazıyı kaleme aldığım dün akşam saatlerine kadar aradım, taradım ben göremedim.

Gerçi bu saatten sonra olsa ne yazar?

Adam çıkmış açıktan, “Düzenlediğimiz saldırıyla Türkiye’ye mesajın çok daha iyi anlaşılmasını sağladık” diyor.

Bu yetmezmiş gibi, saldırıdan bir gün sonra Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve komuta kademesini, İsrail’in Suriye’nin güneyinde oluşturduğu işgal bölgesine gönderip, Türkiye’yi kastederek, “Sınırlarımızda düşman güçlerin yapılanmasına izin vermeyeceğiz. Suriye cephesindeki değişiklikleri yakından izliyoruz” açıklaması yaptırıyor.

Peki, Netenyahu tırmandırmayı sadece seçim gerekçesiyle mi devam ettiriyor?

Hayır. Çünkü Hava’da ciddi üstünlüğü olduğunu ve arkasında ABD gibi bir gücün bulunduğunu da çok iyi biliyor!

İşte bundan dolayı, Türkiye’nin şu aşamada sert ifadeler içeren açıklamalarını yeterli ve doğru bir politika olarak görüyorum.

Peki, F-35’lere sahip olarak bölgede hava gücünü dengelemiş bir Türkiye’ye karşı bunlar yapılabilir miydi?

Bu sorunun yanıtını da butlan Kemal beyin pek sevdiği, altılı masada ittifak kurduğu müthiş stratejist Ahmet bey versin!

Türkiye Suriye İsrail