Öcalan ile röportaj yolda mı?

DEM Parti milletvekili Avukat Meral Danış Beştaş, "sürecin yürütücüsü olan kurul; adli, idari, yasal öneri yapacak ve parlamento çalışmaya devam edecek.

Birçok başlık çerçeve yasada yok.

Temel aktör olarak Öcalan bu görüşmeleri yapmalı, ama yasal olarak bunlar gündemden çıkmış değil.

Hem mücadele alanı hem çalışma alanı olarak önümüzde duruyor." demekte.


Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, 20 Eylül'de yapılması planlanan olağan Kongre tarihini öne almaya karar verdiklerini duyurdu.

Herkes süreci konuşurken kulislerde 20 Eylül tarihinin ertelenmesi beklentisi konuşuluyordu.

Teknik olarak Eylül'den sonra yapılması, daha da ertelenmesi mümkün değil.
Ancak süreç nedeniyle ayrı bir Olağanüstü Kongre beklentisi vardı.

Avrupa'dakiler ve cezaevlerindekiler çıkınca yeni bir Kongre yapılması bekleniyor.

Bu durumda şimdilik eş başkanlar ve kadrolar aynı kalacak gibi duruyor.

Eş başkanlar kalacak ancak bir iki değişiklik sürpriz olmaz.

Örneğin daha önce Özgür Özel'e dil sürçmesi ile "eş başkan diyesim geldi" diyen Tülay Hatimoğulları'nın akıbeti merak ediliyor.

Bu sözlerine dil sürçmesi açıklaması getiren Hatimoğulları, daha sonraki açıklamasında eş başkanlığın her parti için güzel olabileceğini ifade etmişti.

Böyle olsa da, o dönemki 2023 CHP'sinde, Özgür Özel Haziran ayından itibaren genel başkan olmuştu.


Eş başkanlık kurumu olmayan bir parti genel başkanına, bunu kendi parti geleneğinden gelen bir alışkanlıkla ve dil sürçmesiyle de yapmış olsa bile, Ekrem İmamoğlu ile Özel arasında bir eş başkanlık iması bulunduğu şeklinde anlaşılmıştı.

Dağdan gelenler, siyaset imkânı verilirse Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nde veya ismi değişirse DEM'in dönüşeceği yeni partide yer alıp alamayacakları; bu yeni yasada bunun nasıl düzenleneceği tam net değil henüz.

Sadece dağdan değil, Avrupa'dan da gelecekler var.

Bunların da sivil siyasete gelmesi bekleniyor.

En kötü ihtimalle ilçe teşkilatlarında yer alacaklar.

Bunlar küçük gruplar halinde gelecek.

Belediyelerin kalacak yer çalışması da tartışılıyor.

Yani DEM'i değiştirecek, belki adını da değiştirecek büyük kongrenin yapılması için daha uzun süre var.

Sürgündeki siyasetçiler Osman Baydemir, Ferhat Encü gibi isimler de var.

Ancak aslolan, bunun dışında sürecin kapsayıcı olup olmadığı sorunsalı...


Seda Demiralp çok güzel bir soruyla ifade etmiş, Sosyal Medya paylaşımında.
Yeni Parti anketleri üzerinden bakıyor ve süreci "yetmez ama evet" dönemi "hayal kırıklığı" ile kıyaslıyor.

Bazı kısımlara dair farklı düşünmekle beraber çok yerinde sorduğu sorulara bakalım:

"Bunca milletvekilinin aylarca mesai harcadığı, Türkiye siyasi tarihi açısından son derece zor ve büyük değişiklikleri mümkün kılan bir süreçte, sıradan vatandaşın hak ve özgürlüklerini genişletecek tek bir adım hangi sebeple mümkün olamadı?

Bunca "imkânsız" mümkün olurken, demokratikleşme neden mümkün değildi? Bu bir başlangıç, bir ilk adımsa, o adım gidilen istikamete dair bir işaret de vermeli değil miydi?

O istikamette sıradan vatandaş için hiçbir şey görünmüyorsa, seçmenin "bu kez yeniden kandırılmıyorum" diyebilmesini sağlayacak güvence nedir?"

Ben de diyorum ki, bu ülkede terör örgütü propagandası denilerek veya Demirtaş'a yakın siyaset yapan kişilerden, HDP kapatılma davalarında parti meclisi üyeleri dahil birkaç yüz ismin de hâlâ çoğu yurt dışında.

Bunlara dair süren davalar var.

Attıkları tweetlerin bir kısmı şiddet propagandası yapmadığı halde terör propagandasıyla suçlananlar var.

Bunlara dönüş hakkı verilmesi için illa gelip "ben teröristim" diye imza atmaları isteniyor.


Biz Ergenekon davalarında kuru-yaş veya sahte delil, gerçek delil birbirine karışmış durumda derken, karşı çıkanlar sonra "kandırıldık" dedi.

Sonraki dönemde de "fire vermeye müsait değiliz, işi sıkı tutalım" düşüncesiyle her önüne gelene terörist damgası vuruldu.

Aralarında şiddeti öven veya seçilmiş hükümeti devirmeyi terörle başarmayı hedefleyenler yoktur diyemiyorum.

Ancak bazı cephelerden yapılan muhalefeti de siyasi davalarla bu kategorilere soktular.

Şimdi bunların içinden örgütle, dağ ile ve hatta terör eylemlerini övmeyle bağı olmayanlar; HDP kapatılma davalarından suçlananlar, terör propagandasıyla tweetten suçlananlar illa Türkiye'ye gelip "teröristim" diye imza mı atacak?

Bunu atmayı kabul etmeyenler varsa, işte tam da onları bulup cezalarını silmek gerekmez mi?


Danış Beştaş, "Örgütlenmeye çalışma, hem meclis hem parti hem genel olarak halk örgütlenmesi zemininde bu çalışmalar devam edecek. Hem de sürecin işleyişi olacak. Müzakere süreci de devam ediyor olacak" diyor.

Kendisine Cumhuriyet savcılarının bu konuyu farklı kullanma riski de soruldu.

Danış Beştaş, "kanun çok açık ama uygulamada sorun olmaz diyemiyoruz" ifadelerini kullandı.

"Yakında Öcalan ile röportajı TV'de izleyebilecek miyiz?" sorusuna da "Bunlar olması gerekenler...

Ama daha yolumuz uzun, bir anda her şeyin olamayacağını öngörebiliyoruz.

Ama kim bilir, hiç beklemediğiniz bir anda belki röportajını okuyabileceksiniz. Şu anda bunun önünde bir engel olmadığı düşüncemiz çok net" cevabını verdi.

Bu röportajı kim yapar? Mecliste Erdoğan'ın elini sıktı diye linç edilen Ruşen Çakır mı, yoksa İrfan Aktan mı yapar?

Yoksa dijitalde daha önce de dağa giden Fatih Altaylı mı?

Velhasıl, "yardım yataklık ile ilgili süreç işlerken tweet atanlar, siyaset yapanların da illa 'biz teröristiz' demesi gerekecek."

İşte sorun burada.

***

Danış Beştaş'a "hükümet-devlet bir bütün hâlinde destekliyor mu, ne dersiniz?" diye de soruldu.

Beştaş, "Uluslararası gelişmeler, NATO'nun dönüşümü, Kürt realitesinin Sykes-Picot'tan sonra geldiği aşama gibi pek çok nedeni var.

Ve iktidar kendi geleceğini ve çıkarlarını düşünüyor diyebiliriz, ama sadece çıkarla izah etmek doğru olmaz.

Bu topraklara her hâlükârda barış ve demokratik toplumu getirme pozisyonumuz var" ifadelerini kullandı.