Yargıtay’ın staj ve çıraklık kararı ne anlama geliyor?
Son günlerde staj ve çıraklık sigortasıyla ilgili bir Yargıtay kararı yeniden kamuoyunun gündemine geldi. Kararın sosyal medyada ve bazı haberlerde, “staj ve çıraklık başlangıcı artık emeklilik başlangıcı sayılacak” şeklinde yorumlandığını görüyoruz.
Oysa mesele bu kadar basit değil.
Yargıtay’ın kamuoyuna yansıyan yaklaşımı, bütün stajyer ve çıraklara doğrudan emeklilik hakkı tanıyan genel bir karar anlamına gelmiyor. Kararda asıl üzerinde durulan nokta, kişinin yalnızca kayıtlarda çırak olarak görünmesinin yeterli olmadığı, gerçekte nasıl çalıştığının da araştırılması gerektiğidir.
Yani bir kişi gerçekten meslek öğrenen bir çırak mıydı, yoksa çıraklık kaydı altında işyerinin normal üretim düzeninin bir parçası olarak mı çalıştırıldı?
Yargıtay’ın üzerinde durduğu temel ayrım budur.
Bu nedenle kamuoyuna karşı açık olmak gerekir:
Yargıtay, staj ve çıraklık sigortasını herkes için emeklilik başlangıcı haline getirmiş değildir.
Fakat bu karar, yıllardır çözüm bekleyen çok daha büyük bir sosyal güvenlik sorununu yeniden önümüze koymuştur.
Çıraklığın özü meslek öğrenmektir.
Bir gencin ustasının yanında mesleki eğitim almasıyla, işyerindeki diğer çalışanlarla birlikte doğrudan üretim faaliyetinin içinde yer alması aynı şey değildir.
Eğer genç yalnızca eğitim almıyor; makinenin başına geçiyor, üretimin bir parçası oluyor, işyerinin günlük çalışma düzeninde diğer çalışanlarla birlikte görev yapıyorsa bu fiili durumun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay’ın yaklaşımının önemli tarafı da budur.
Mahkemeler yalnızca işe giriş bildirgesine veya kişinin statüsünün “çırak” olarak yazılmasına bakmamalıdır. Fiili çalışma araştırılmalıdır. Kişinin ne iş yaptığına, üretime katılıp katılmadığına ve çalışmanın ağırlıklı olarak meslek öğrenmeye mi yoksa üretime mi dayandığına bakılmalıdır.
Sosyal güvenlik hukukunda kâğıt üzerindeki tanım kadar hayatın içindeki gerçek çalışma da önemlidir.
Ancak burada asıl soruyu sormamız gerekiyor:
Türkiye’de staj ve çıraklık sorununun çözümünü, vatandaşların yıllar sonra tek tek mahkemelerde çalışma koşullarını ispatlamasına mı bırakacağız?
Bence bırakmamalıyız.
Bugün staj ve çıraklık sigortası nedeniyle yaşanan sorun yeni değil.
Bu insanlar yıllar önce mesleki eğitimleri kapsamında işyerlerine gittiler. Adlarına sigorta kaydı oluşturuldu, sigorta sicil numarası verildi ve işe girişleri sosyal güvenlik sisteminin kayıtlarına geçti.
Ancak staj ve çıraklık dönemlerinde emekliliğe esas uzun vadeli sigorta kolları bakımından prim yatırılmadığı için, yıllar sonra emeklilik hesabı yapıldığında bu ilk giriş tarihleri bekledikleri sonucu doğurmadı.
Tartışmanın düğüm noktası tam da buradadır.
Vatandaşın elinde yıllar önce oluşturulmuş bir sigorta kaydı bulunuyor. Fakat emeklilik hesabına geldiğinde kendisine, bu tarihin emeklilik yönünden sigorta başlangıcı olmadığı söyleniyor.
Bunun mevcut mevzuat içerisinde hukuki bir açıklaması bulunabilir.
Ancak sosyal güvenlik politikası yalnızca mevcut mevzuatın ne söylediğiyle sınırlı tutulamaz. Mevzuatın ortaya çıkardığı sonuçların hakkaniyetli olup olmadığı da tartışılmalıdır.
Ben staj ve çıraklık sigortası meselesine tam olarak bu noktadan bakıyorum.
Yargıtay kararını doğru okumak gerekiyor.
Fiilen işçi gibi çalıştırıldığını ileri süren bir kişi elbette hukuki yollara başvurabilir. Ancak aradan 20, 30, hatta bazı durumlarda 40 yıla yaklaşan süreler geçmiş olabilir.
Vatandaştan o döneme ait bordroları, puantajları ve işyeri kayıtlarını bulmasını; yıllar önce birlikte çalıştığı insanlara ulaşmasını ve fiilen hangi şartlarda çalıştığını tanıklarla kanıtlamasını beklemek her zaman kolay değildir.
İşyeri kapanmış olabilir.
Belgeler ortadan kalkmış olabilir.
Çalışma arkadaşlarına ulaşılamayabilir.
Tanıklar hayatta olmayabilir.
Sosyal güvenlik alanındaki geniş kapsamlı bir sorunun çözümünü böylesine ağır bir ispat sürecine bırakmak, meselenin yükünü vatandaşın omuzlarına yüklemek anlamına gelir.
Üstelik gerçek anlamda stajyer veya çırak olarak çalışanların “Ben aslında normal işçiydim” şeklinde bir iddiada bulunması da söz konusu değildir.
Dolayısıyla mahkeme yolu belirli kişiler açısından sonuç doğurabilse bile, staj ve çıraklık meselesinin genel çözümü olamaz.
Benim bu konudaki görüşüm nettir:
Staj ve çıraklık sigortası bulunanlara borçlanma hakkı verilmelidir.
Geçmişte staj veya çıraklık kapsamında sigorta kaydı oluşturulmuş, ancak o dönem için emekliliğe esas uzun vadeli sigorta primi yatırılmamış kişilere, belirli şartlarla bu dönemleri borçlanma imkânı tanınmalıdır.
Böyle bir düzenleme karşılıksız bir hak verilmesi anlamına gelmez.
Tam tersine, geçmişte emeklilik yönünden eksik kalan primlerin, bugün kanunla belirlenecek şartlar çerçevesinde vatandaş tarafından tamamlanabilmesine imkân sağlar.
Borçlanma, sosyal güvenlik sistemimizin yabancı olduğu bir uygulama da değildir. Mevzuatımızda çeşitli nedenlerle çalışılmayan veya prim ödenmeyen bazı sürelerin sonradan prim ödenerek sosyal güvenlik hesabına dahil edilmesine imkân tanıyan düzenlemeler bulunmaktadır.
Staj ve çıraklık dönemleri için de bu yönde açık bir yasal düzenleme yapılabilir.
Burada önemli olan, düzenlemenin tereddüde yer vermeyecek kadar açık olmasıdır.
Kimlerin bu haktan yararlanacağı, hangi sürelerin borçlanılabileceği, ödenecek primlerin nasıl hesaplanacağı ve yapılan borçlanmanın sigorta başlangıcı ile emeklilik şartlarına nasıl etki edeceği kanunda açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Staj ve çıraklık mağdurlarının talebi zaman zaman sanki insanlar hiç prim ödemeden erken emekli olmak istiyormuş gibi anlatılıyor.
Bu yaklaşımı doğru bulmuyorum.
İnsanların söylediği aslında oldukça açık:
“Ben o tarihte çalışma hayatının içine girdim. Devlet beni kayıt altına aldı. O dönemde emekliliğe esas primlerim yatırılmadıysa, bana bugün bu primleri tamamlama hakkı ver.”
Borçlanma mekanizması bu talebe makul ve sosyal güvenlik sisteminin dengelerini gözeten bir cevap verebilir.
Vatandaş primini öder.
Devlet sosyal güvenlik sisteminin mali dengesini korur.
Yıllardır devam eden belirsizlik de yasal zeminde çözüme kavuşur.
Bana göre hakkaniyetli olan budur.
Meselenin bir de geleceğe bakan yönü var.
Türkiye bugün birçok sektörde yetişmiş usta, teknisyen, kalfa ve nitelikli ara eleman ihtiyacını konuşuyor. Bir taraftan gençlerin mesleki eğitime yönelmesini istiyoruz, diğer taraftan meslek öğrenmeye çok genç yaşta başlayan insanların sosyal güvenlik açısından yıllardır dile getirdiği bir problemi çözümsüz bırakıyoruz.
Bu iki yaklaşımın birbiriyle uyumlu hale getirilmesi gerekiyor.
Bir genç çok erken yaşta meslek öğrenmeye başlamış, işyeri disipliniyle tanışmış ve yıllarını bir meslekte ustalaşmaya vermişse, sosyal güvenlik sisteminin bu süreci bütünüyle görmezden gelmesi de tartışılmalıdır.
Mesleki eğitime değer veriyorsak bunun yalnızca eğitim ve istihdam politikalarında değil, sosyal güvenlik politikalarında da bir karşılığı olmalıdır.
Gençlere sadece “meslek öğrenin” demek yetmez.
Meslek öğrenmenin ve erken yaşta çalışma hayatının içinde yer almanın sosyal güvenlik sistemi bakımından da anlamlı bir karşılığı olduğunu göstermek gerekir.
Son günlerde gündeme gelen Yargıtay kararı bu açıdan önemlidir.
Çünkü bize bir kez daha, kişinin çalışma hayatındaki gerçek durumunun yalnızca kayıtların üzerine yazılan sıfatlarla değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir.
Fiilen işçi gibi çalışan kişinin durumunun ayrıca araştırılması gerekir.
Ancak buradan hareketle bütün staj ve çıraklık sigortalılarına “Artık sigorta başlangıcınız emeklilik başlangıcı olarak kabul edildi” demek doğru değildir.
İnsanlara yanlış beklenti oluşturulmamalıdır.
Staj ve çıraklık mağdurlarının umudunu sosyal medyada yayılan “emsal karar çıktı” söylemlerine bağlamak yerine, kalıcı ve açık bir yasal düzenleme talep etmek çok daha doğru olacaktır.
Bu konuda yapılması gereken bana göre bellidir:
Staj ve çıraklık süreleri için borçlanma hakkı getirilmelidir.
Borçlanmasını yapan kişinin geçmişteki staj veya çıraklık sigortası başlangıcının emeklilik yönünden nasıl değerlendirileceği de kanunda hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde düzenlenmelidir.
Böylece hem yıllardır devam eden hak arayışı hukuki bir zemine kavuşur hem de binlerce insanın tek tek mahkeme kapılarında çözüm aramasının önüne geçilir.
Staj ve çıraklık meselesinde artık sadece “Mevcut kanun ne diyor?” sorusunu sormak yeterli değildir.
Asıl sorulması gereken şudur:
Yıllardır devam eden bu sosyal güvenlik sorununu hakkaniyetli biçimde nasıl çözeriz?
Benim cevabım nettir.
Mahkeme kararlarından herkese uygulanacak bir sonuç çıkarmaya çalışarak değil.
İnsanları onlarca yıl önceki çalışma şartlarını ispatlamak zorunda bırakarak değil.
Primini ödeme imkânı veren açık, uygulanabilir ve adil bir borçlanma düzenlemesiyle.
Çünkü sosyal güvenlik yalnızca prim günü ve yaş hesabından ibaret değildir.
Sosyal güvenlik aynı zamanda vatandaşın sisteme, hukuka ve geleceğine duyduğu güven meselesidir.
Staj ve çıraklık konusunda artık yapılması gereken, yıllardır devam eden bu beklentiyi ötelemek değil; bu dönemlerin tam sigortalılık bakımından karşılığını tanıyacak, eksik uzun vadeli sigorta primlerinin borçlanma yoluyla tamamlanmasına imkân verecek kalıcı ve hakkaniyetli bir düzenleme yapmaktır.