Milli Eğitim Akademileri bilimsellikten uzaktır!
“Eğitim fakültelerinin niteliğini geliştirmek yerine Millî Eğitim Akademisi’ne ve programına bütçe ayrılmasının ekonomik bir yöntem olmadığı kestirilmektedir. Bu nedenle, Millî Eğitim Akademisi ve Hazırlık Eğitimi Programı’nın uygulanmasına ilişkin kararın gözden geçirilmesinin ülkemiz için yararlı olacağı düşünülmektedir.”
Prof. Dr. Gülsen Ünver ile her yönüyle Millî Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programını konuştuk.
Millî Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programı neden oluşturuldu? Bu nedenlerin bilimselliği ve kamuoyu için inandırıcılığı konusunda neler söylersiniz?
Hazırlık Eğitimi Programının, Millî Eğitim Akademisi’nin öğretmenliği kariyer temelli ve sürekli gelişim odaklı bir mesleğe dönüştürme amacı doğrultusunda oluşturulduğu belirtilmektedir. Sorunuzda belirttiğiniz gibi, eğitim programlarında, programın neden hazırlandığının, gerekçelerinin belirtilmesi beklenmektedir. Ancak Millî Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programı’nda gerekçelerin net bir biçimde belirtilmediği görülmektedir. Bununla birlikte, programın genel tanıtımının yapıldığı kısımdan bazı gerekçeler çıkarılabilmektedir. Örneğin, birinci olarak, özellikle yurt dışında, öğretmen eğitimini lisansüstü düzeyde verme eğilimi gerekçe gösterilmektedir. Bu, doğrudur. Ancak lisansüstü eğitim üniversitelerde verilmektedir. Ülkemizin, öğretmen eğitimini lisansüstü düzeyde verme deneyimi vardır: 1998 yılından başlayarak, yaklaşık 15 yıl süren Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programları. Üniversiteler dururken Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) lisansüstü eğitim vermesi gerekli ve anlamlı görünmemektedir. Ayrıca, bir programın, lisans eğitiminden mezun olanlara yönelik hazırlanması, onu lisansüstü program olarak tanımlamak için yeterli görülmemelidir. Millî Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programının, lisansüstü eğitimin omurgası olan araştırma çalışmalarını çok az içerdiği belirlenmektedir. Bu nedenle, bu program ile lisansüstü eğitim verildiğini söylemek güçtür. Bu, ancak bir mesleki gelişim programı olabilir.
İkinci olarak, Hazırlık Eğitimi Programı için öğretmene yüklenen rollerin gerekçe olduğu anlaşılmaktadır. Programda, öğretmene ‘bireyin iç dünyası ile toplumsal gerçeklik arasındaki dengeyi tesis eden bir rehber’ ve ‘bir medeniyeti oluşturan mimar’ gibi mesleğin etki sınırlarını aşan roller tanımlanmaktadır. Bunların, öğretmene başkalarını değiştirme ve dönüştürme sorumluluğu yüklediği düşünülmektedir. Öğretmenlerin başkalarını bu denli etkileme gücünün oldukça sınırlı olduğu belirtilmektedir. Hazırlık Eğitimi Programı’nın öğretmen adaylarına bu özellikleri kazandırması da olanaklı görünmemektedir.
Üçüncü olarak, Türkiye’deki lisans eğitimi programlarındaki öğretmenlik uygulamalarının süresinin uluslararası ortalamanın oldukça altında olması gerekçe gösterilmektedir. Bu, kesinlikle doğrudur. Ancak bunun için ayrı bir kurumda, ayrı bir programa gereksinim olmadığı düşünülmektedir. Aslında, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve MEB arasında öğretmenlik uygulamalarında yaklaşık 30 yıldır geçerli olan bir işbirliği protokolü bulunmaktadır. Bu protokol kapsamındaki YÖK ve MEB’in işbirliği ile öğretmenlik uygulamalarının süresi ve niteliğinin artırılmasının, ayrı bir program hazırlamak ve uygulamaktan daha kolay olduğu öngörülmektedir.
Sonuncu olarak da, meslek öncesi hazırlık eğitimine gereksinim olduğu gerekçesine değinilmektedir. Programdaki bununla ilgili açıklamalar, 2016 yılında uygulanmaya başlanan Aday Öğretmen Yetiştirme Programı’nı çağrıştırmaktadır. Bu yetiştirme programının, mesleğe hazırlık eğitimi gereksinimini karşılayacak biçimde geliştirilmesi, yeni bir program çalışmasına göre daha mantıklı gelmektedir.
Özetle, Hazırlık Eğitimi Programı’nın gerekçelerinin bilimsel bilgilere dayanmadığı ve kamuoyunu inandırma gücünün düşük olduğu söylenebilir.
Bu programın hazırlanma süreci ile ilgili düşünceleriniz neler?
Program geliştirmenin temel aşamaları; programı tasarlama, deneme ve değerlendirmedir. Hazırlık Eğitimi Program tasarısının, denenmeden ve değerlendirilmeden ülke genelinde uygulanmaya başladığı anlaşılmaktadır. Eğitim programları ve öğretim alanının öncülerinden Hilda Taba, hiçbir ülkenin bunu göze almayacağını belirtti. Çünkü bunun, öngörülü ve ekonomik bir yol olmadığı değerlendirilmektedir.
Program metninde, programı hazırlayan ekibe ilişkin herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Bu nedenle, program geliştirme ekibinde uygun ve yeterli uzmanların görev aldığından emin olunamamaktadır. Kamuoyunun, kimlerin hazırladığı belli olmayan bir programı benimseme ve uygulama olasılığı düşebilir.
Çoğu program geliştirme modelinde ilk aşama gereksinim çözümlemesidir. Hazırlık Eğitimi Programı için gereksinim çözümlemesi yapıldığına ilişkin bir bilgiye rastlanmamaktadır.
Hazırlık Eğitimi Programı’nda açıkça belirtilmese de, daimicilik felsefesinin temel alındığını gösteren anlatımlar vardır. Bunun yerine, daha çağdaş bir felsefenin benimsenmesi düşünebilir.
Programı hazırlama sürecinde uzak geçmişin, yakın geçmişten daha çok temel alındığı göze çarpmaktadır. Oysa yakın geçmişte ve günümüzde temel alınabilecek öğretmen eğitimi programları vardır.
Programın, toplumun özellikleri temel alınarak hazırlanmış olması değerlidir. Ancak öğretmen adaylarının özellikleri ve gereksinimlerinin temel alınmaması büyük bir eksiklik olarak nitelendirilebilir. Toplum ve bireyin özelliklerini temel alırken denge kurulmasında yarar vardır.
Son olarak programı tasarlama sürecinde içerik ögesine yoğunlaşıldığı anlaşılmaktadır. Buna karşın, programın hedeflerinin net bir biçimde tanımlanmadığı saptanmaktadır. Öğretme–öğrenme sürecine ilişkin açıklamaların sınırlılığı da dikkat çekmektedir. Uygulama derslerinin ölçme-değerlendirme yöntem ve araçları uygun olmakla birlikte kuramsal derslerdeki başarının yalnızca sınavla değerlendirilmesi yeterli bulunmamaktadır.
Hazırlık Eğitimi Programına ilişkin değerlendirmeleriniz nasıl?
Program, 10’ar haftalık dört dönemden oluşmaktadır. Programın akademik takviminin 11 ay sürmesinin eğitim fakültesi mezunları için fazla olduğu düşünülmektedir.
Programda üç dönem kuramsal derslerin, bir dönem uygulamaların planlandığı görülmektedir. Kuramsal derslerin çoğu bütün öğretmenlik dalları için ortaktır. Ek olarak, programda, her dönem dallara özgü ikişer alan eğitimi dersi yer almaktadır. Ayrıca, Akademide Kültür Sanat Uygulamaları adlı bir ders vardır.
Programdaki bütün dersler ve uygulamaların eğitim fakültesi ve diğer fakültelerin mezunları için ortak ve zorunlu olarak tanımlandığı saptanmaktadır. Özellikle meslek bilgisi derslerini diğer fakültelerin mezunları ilk kez alırken, eğitim fakültesi mezunlarının yeniden alması, öğrenenlerin hazırbulunuşluk düzeyleri farklı olduğu için uygun görünmemektedir.
Derslerin çok azının öğretmen eğitimi için uygun olduğu değerlendirilmektedir. Bunlara İnsan ve Öğrenme, Aile ve Eğitim ile Kapsayıcı Eğitim dersleri örnek olarak verilebilir.
Programda, öğretmen adaylarına aşırı ders yüklenmesi de programın eleştirilebilecek yönlerinden biridir. Bu durumda öğretmen adaylarının bilgileri anlamlandırmaları, kuram ile uygulama arasında bağlantı kurmaları ve duyuşsal özellikleri kazanmaları olanaklı görünmemektedir.
Derslerin dönemlere yerleştirilmesinde, aşamalılık ilkesine yeterince uyulmadığı da programın önemli sorunlarından biridir. Örneğin Veri Temelli İzleme ve Değerlendirme dersinin programın birinci döneminde verilmesi erken bulunmaktadır.
Uygulama derslerinin yer alması ve süresinin artırılması olumludur. Ancak kuramsal dersler ve uygulama derslerinin ayrı dönemlerde olması kuram ile uygulama arasında bağlantı kurmayı engelleyebilir.
Programdaki bütün derslerin zorunlu olması, seçmeli ders kategorisinin tanımlanmamış olması da programın önemli bir sınırlılığı olarak nitelendirilmektedir.
Programdaki ortak derslerin, öğretmen eğitimi programlarının çekirdek bilgi alanlarını yeterince içermediği dikkat çekmektedir. Programın, özellikle, öğrenme kuramları, program geliştirme ve ölçme-değerlendirme bilgi alanları açısından sınırlı olduğu düşünülmektedir.
Türk Kültürünün Kurucu Metinleri ile İnsanın Varlık Tasavvuru ve Anlam Arayışı gibi ulusal kimlik ve din ile ilgili ortak ve zorunlu dersler, ilgili alanlar dışındaki öğretmenlik dalları için gerekliliği üzerinde tartışılabilir. Bu tür dersler seçmeli olabilir.
Programdaki bazı derslerin içeriklerinin binişik olduğu, birbirine karıştığı saptanmaktadır. Örneğin Eğitimde Hak ve Sorumluluklar ile İnsan Hakları ve Demokrasi Kültürü derslerinin tanımlarında binişiklik vardır.
Bazı derslerin adları ile tanımları uyumunun gözden geçirilmesinde yarar vardır. Eğitimde Estetik, Nezaket ve Görgü gibi bazı derslerin ise, ders olarak tanımlanabilecek yeterlikte kuramsal bilgi içermediği, bu nedenle ders olarak adlandırılmalarının uygun olmadığı değerlendirilmektedir.
Hazırlık Eğitimi Programı, ülkemizdeki öğretmen eğitiminin niteliğini artırabilir mi?
Program, bu konuda umut verici görünmemektedir. Programın eğitim fakültesi ve diğer fakültelerin mezunları için verimli olma olasılığının düşük olduğu öngörülmektedir.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Eğitim fakültelerinin niteliğini geliştirmek yerine Millî Eğitim Akademisi’ne ve programına bütçe ayrılmasının ekonomik bir yöntem olmadığı kestirilmektedir. Bu nedenle, Millî Eğitim Akademisi ve Hazırlık Eğitimi Programı’nın uygulanmasına ilişkin kararın gözden geçirilmesinin ülkemiz için yararlı olacağı düşünülmektedir.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...