'Üçlü İttifak'ın' şifreleri

Uğur ERGAN

Suudi Arabistan ile Pakistan arasında 17 Eylül 2025’te Riyad’da imzalanmış “Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması” ile geçen hafta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan “Üçlü Savunma Anlaşması”nın birbirinden bağımsız ayrı iki hukuki metin olduğu söylense de, artık dikkate alınacak olan “Üçlü pakt”tır.

Mekke anlaşmasında en dikkat çeken maddelerden biri, üç ülkenin NATO’nun beşinci maddesine benzer şekilde “Birbirimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır” ilkesinde uzlaşmış olması.

Bu madde nedeniyle, “İran destekli Husiler Suudi Arabistan’a saldırıyor, Suudi Arabistan Türk askeri çağırırsa, Arabistan çöllerine asker mi göndereceğiz?; Hindistan, Pakistan’a saldırırsa Türk askeri Pakistan’a destek için savaşmaya mı gidecek?; Türkiye saldırıya uğrarsa, bu iki ülkeden asker mi talep edeceğiz?; Suudi Arabistan veya Pakistan’a saldıranlara biz de mi saldıracağız?” gibi sorular aldı başını gitti.

Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanmış Riyad anlaşması da, “Taraflardan birine yapılacak herhangi bir saldırı veya agresyon, her ikisine de yapılmış sayılacaktır” maddesini içeriyordu.

Bu maddeden yola çıkarak, İran Suudi Arabistan’a saldırıyor diye, Pakistan’ın komşusu İran’a saldırdığını duydunuz mu?

Fiili bir saldırı yok ama Riyad yönetiminden talep geldiği için Pakistan’ın Suudi Arabistan’a savaş uçakları ve hava savunma sistemleri konuşlandırdığı da bir vaka.

Ankara üçlü anlaşmanın bölgede herhangi bir ülkeyi hedef almadığını beyan etse de, ortada bir gerçek var:

İran ve İsrail’in durumları.

İki ülkeyi de “Hedef” anlamında söylemiyorum.

Gerçek şu ki İran; Suriye’de, Lübnan’da, Irak’ta, Filistin’de ve Yemen’de (Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları sürmesine rağmen) ciddi şekilde güç kaybetmiş durumda.

Ortadoğu gibi herkesin birbirinin gözünü oymak için fırsat kolladığı bu kirli coğrafyada, askeri stratejinin en temel yaklaşımlarından birisinin “Güç boşluk kaldırmaz” olduğunu unutmamak gerekir.

“İran’ın Şii nüfuzunun etkili olduğu ancak ABD ve İsrail saldırılarıyla kaybettiği bu alanlarda şimdi üçlü ittifakla Sünni blokun ağırlığı mı etkili olacak?” sorusu, tam da bundan kaynaklanıyor.

Üç ülke ittifakın diğer bölge ülkelerine de açık olduğunu duyurmuş olsalar da, Arap dünyasının başat ülkesi Mısır’ın üçlü ittifakın içinde yer almaması dikkat çekici.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, “Önümüzdeki aşamada Mısır’ın da bir ittifak olarak aramızda yer alacağına inanıyorum” açıklamasına rağmen, Kahire’den bu satırların yazıldığı dün akşam saatlerine kadar resmi bira açıklama gelmemişti.

Üçlü ittifakın, İsrail, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında güçlü stratejik ve askeri iş birliğinin oluştuğu dönemde hayat bulması da son derece manidar.

İsrail Devleti’nden henüz resmi bir değerlendirme yok.

Ancak içeride ve dışarıda iyice sıkışmış durumda olan Binyamin Netenyahu’nun üçlü ittifakı popülist söylemlerle “İsrail’e karşı kurulmuş şer ittifakı” diye değerlendirip Ekim’de yapılacak seçimler öncesi propaganda malzemesi olarak kullanması hiç şaşırtıcı olmaz.

Üçlü ittifakla ilgili şu tespitler de yapılabilir:

(*) Petrol geliri nedeniyle ittifakın mali kaynağını Suudi Arabistan sağlayacaktır.

(*) Pakistan’ın nükleer güç olması nedeniyle ittifak Türkiye’yi, bölgede nükleer silaha sahip olduğu bilinen İsrail’e karşı “Nükleer koruma şemsiyesi” altına alır.

(*) Türkiye de savunma sanayi kapasitesini ve hamlelerini bölgeye daha rahat şekilde yansıtabilir. NATO üyeliği nedeniyle NATO ile bölge arasında daha güçlü bağ kurulmasına katkı sağlayabilir.

Nitekim Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “Savaş uçağı KAAN’ın geliştirme sürecine Suudi Arabistan’ın finansal ortak olarak katılabileceği” mesajı dikkat çekiciydi.

Her ülkenin ittifakın oluşumunu kendi yararına göre yorumlaması ve asla saldırı amaçlı olmadığını vurgulaması gayet doğal.

Ancak şu an dışarıdan en fazla tehdit alan ülke Suudi Arabistan olduğu için, Riyad yönetiminin kendine yeni bir “Koruma kalkanı” kurduğu yorumları göz ardı edilecek bir yaklaşım değildir.

Bunun yanı sıra üç ülke de ABD’nin yakın müttefiki olduğuna göre, Washington, Suudi Arabistan’ı koruma külfetini bu ittifaka mı bırakıyor sorusu da, haklı bir sorudur.

Ortadoğu coğrafyasında olan biteni ve oynaklığı dikkate aldığımızda, Türkiye’nin istikametinde ana eksen Atatürk’ün işaret ettiği gibi Batı olmalıdır.

Suudi Arabistan Türkiye Pakistan