Menopozu konuşmaya devam ediyoruz

Yıllarca kadınların söylemeye çekindikleri, jinekologların akışına bıraktığı, hormon karşıtlarının üstünde tepindiği menopozu konuşmaya devam ediyoruz. Çok sayıda çekmecesi olan konun bugün başka raflarını karıştıralım.

Önce menopozun efsane hormonu östrojene bakalım. Olayın diğer kahraman hormonlarını da yeri geldikçe sizinle tanıştırırım. Vücutta üç tip östrojen hormonu var. Yumurtalıklar tarafından üretilen en has form olan östrodiol dışında yağ dokusundan, böbrek üstü bezinden ve gebelikte bebeğin eşinden (plasenta) az miktarda, farklı formlarda östrojen hormonu üretilir. Tahmin edersiniz ki bugün bize çok doğal gelen bu bilgilere ulaşmak hiç de kolay olmadı. Hormonların biyokimyasal yapısından, çalışma prensiplerine ve vücuttaki varlıklarının tespit edilmesine, laboratuvar ortamında üretilip, ilaç formuna dönmesine ve insandaki etkin dozlarının tespitine kadar geçen uzun yıllarda soru soran, merak eden, inatçı bilim insanlarının emekleri oldukça fazla. 1900’lerin ilk yarısında keşfedilen, ortalarına gelindiğinde endüstriyel olarak üretilen östrojen hormonunu inkâr edip, 21. yüzyılda menopoza hala kader, fizyoloji, doğal süreç demekte ısrar edersek bu konuda çalışmış insanların ahını alırız.

Mini tarih turuna devam edelim. Çünkü menopoz niye bir dönem kaderdi, sonra neden herkes hormon kullandı, ardından bir anda en tehlikeli şey hormon tedavileri oldu ve günümüzde hormon yerine koyma tedavileri nasıl kadın hakları mücadelesine döndü anlamamız gerekiyor.


1960’lı ve 1970’li yıllar menopoz tedavisinde büyük bir iyimserlik dönemiydi. Hormon tedavisi yalnızca sıcak basmalarını azaltan bir tedavi olarak görülmüyordu. Kemikleri koruyabileceği, kalbi koruyabileceği gibi çok iyi etkiler konuşuldu.

Ama bilim çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemediğinden her tedavinin sonuçları kısa ve uzun sürelerde değerlendirildi. Bu analizler sırasında rahmi olan kadınlarda yalnızca östrojen hormonu kullanılmasının rahim iç tabakasında kanser riskini artırabileceğini gösterdi. Bu önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü sahneye ikinci bir hormon çıkıyordu; progesteron.

Araya biraz fizyoloji eklemekte fayda var. Vücutta birbirleriyle dans ederek çalışan östrojen ve progesteron hormonları, her ay yumurta oluşturur ve yumurta sperm ile döllenirse rahim yatağını gebelik için hazır eder. Bu sırada da türlü bedensel ve ruhsal değişikliler, yeme alışkanlıklarından, libidoya varıncaya kadar kadını ve etrafını test eden döngüler yaşanır. İşte bunların vücutta dengesizleşmeye başlaması (perimenopoz) ya da östrojenin ‘beni artık unutun’ demesi sonrası (menopoz) vücut ne olduğunu şaşırır ve tüm alarm düğmelerine aynı anda basar.

Okulda kimse bize böyle tatlı tatlı anlatmadı bunları. Uzun yazdığımdan şikâyet etmek yerine kıymetimi bildiğinizi düşünerek tekrar hormon tedavileri çalışmalarına dönüyorum.

2002 yılında dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan JAMA’da büyük bir araştırmanın sonuçları yayımlandı.

Araştırmanın adı Women’s Health Initiative, yani kısaca WHI idi. Bu detaylardan bize ne demeyin, niye tedavi fikirlerinin değiştiğini anlayabilelim diye yazıyorum. Nihayetinde bilim, politikacılar gibi gündelik çıkarlarla bugün dediğini yarın inkâr etmiyor, araştırıyor, analiz yapıyor, yeniden yorumluyor.

WHI çalışması binlerce kadını kapsıyordu. İlk sonuçlar açıklandığında bazı risklerde artış görüldüğü bildirildi. Özellikle meme kanseri, koroner kalp hastalığı, inme ve damar içinde pıhtı oluşumu ile ilgili sonuçlar büyük yankı uyandırdı. Şaşırtıcı ama bilim dünyası kadar gazeteler de bu çalışmayı manşetlerine taşıdı. Kısa süre içinde dünyanın birçok ülkesinde kadınlar hormon tedavilerini bıraktılar. Pek çok hekim de tedavi önermekte çekimser kaldı.

Yıllar ilerledi işin içine başka çalışmalar girdi, WHI de yıllar içinde yeniden değerlendirildi. Araştırmacılar kadınların yaşlarını, tedaviye hangi yaşta başladıklarını, kullandıkları hormonların özelliklerini tekrar tekrar incelediler. Ve önemli ayrıntılar fark edildi. Çalışmaya katılan kadınların büyük bölümü menopozun hemen başında değildi; ortalama yaş 63’tü. Ve birçok hasta altın yıllar denilen menopozun ilk 10 yılında tedaviye başlamamıştı. Farklı gruplamalarla hormon tedavilerinin etkileri yeniden değerlendirildi, rüzgâr tersten esmeye başlayınca medya tekrar seferber oldu, kadın doğum hekimleri, dernekler tekrardan menopoz konusunun önemli olduğunda hem fikir oldular. Böylesi popülerleşmenin beraberinde getirdiği tüm tehlikeleri düşünerek, bugün menopoz ve tedavileri doğru yerden konuşmak gerekiyor.

Artık tartışmanın eksenini ‘‘Hormon tedavisi iyi midir?’’ den, ‘‘Hangi kadın için ne zaman ne süreyle hormon tedavisi?’’ ne kaydırmak gerekiyor.

Menopozda hormon tedavisi bazı kadınlar için yaşam kalitesini belirgin biçimde artıran, etkili ve güvenli bir seçenektir. Bazı kadınlar için ise uygun değildir. Bu ayrımları haftaya bırakıyorum. Durun yazı bitmedi Dante gibi ortasındayız hayatın ve yazının.

‘‘Hastalık yoktur, hasta vardır (Non sunt morbi, sed aegroti)’’ tıpta en sevdiğim ve sahiplendiğim cümlelerdendir. Birçok hastalık ya da tıbbi durumda olduğu gibi menopozda da eskiden tedavi merkezdeyken bugün odakta kadın var. Tüm tedaviler kişiselleştirilmiş olarak planlanıyor ya da hormon dışı seçeneklerle menopozun olumsuz etkileri azaltılmaya çalışılıyor.

Peki tedavi vereceğimiz kadınları nasıl tarıyoruz ya da onlar doktora gelmeden önce neler yaşıyor? Geçen hafta menopozun geriye dönük bir tanı olduğundan bahsetmiştim, hatırlıyorsunuz değil mi? Bu tanıya giden yolun perimenopoz olduğunu ve sürecin yıllara yayılabileceğini de anlatmıştım.

Kadın bedenindeki büyük değişimlerin öncesinde uzun hazırlıklar oluyor. Mesela ilk âdet kanaması başlamadan önce vücut yapısında hormonların sebep olduğu değişikliler oluyor. Tüylenme başlıyor, memeler tomurcuklanıyor… Ya da gebeliğin ilk haftalarında içeride kıyametler kopuyor. Menopoza giden yolda da perimenopoz açık denizdeki bir tekneyi kıyıya güvenli şekilde yaklaştır diyen çok sayıda uyarı veriyor.

Şöyle ki; her şey sıradan bir gün gibidir. Belki sadece uykularınız biraz bozulmuştur. Sabah uyanırsınız. İşe gidersiniz. Çocuklarınızı okula gönderirsiniz. Toplantınıza girersiniz. Alışverişinizi yaparsınız. Hayat dışarıdan bakıldığında değişmemiştir. Ama siz içinizden küçük bir cümle kurarsınız.

‘‘Ben eskisi gibi değilim.’’

Bu farkındalık anı ve kurulan cümle başlangıçta yüksek sesle de söylenmez. Kadın yorgun olduğunu düşünür... Çok çalıştığını... Çok düşündüğünü... İyi uyuyamadığını... Hayatın yoğunlaştığını... Kendine zaman ayıramadığını... Haklıdır da. Çünkü bunların hepsi doğrudur.

Perimenopozun en zor tarafı tam da burada başlar.

Kadın aynı anda iki değişimi yaşamaktadır. Hayatı değişirken bedeni de değişir. Bu iki değişim birbirine o kadar benzer ki hangisinin hangisini etkilediğini ayırt etmek bazen kolay değildir.

İş yükü artmıştır.

Anne babası yaşlanmaktadır.

Çocukları büyümektedir.

İlişkileri değişmektedir.

Ve bütün bunların tam ortasında yumurtalıklar da farklı çalışmaya başlamıştır. Hayat tost makinesi gibi kadını her yanından kuşatıp, baskıya almış gibidir. Buna tost etkisi adını veriyorum. Ve tost edilmeye itiraz edin diyorum.

Perimenopozu akla getirmek için burada konuştuklarımızı biliyor olmanız gerekir. Elbette 30’lu yaşlarda değil ama 40’lı yaşların ortalarına gelirken başlayan bu sinyalleri doğru yerlere koymak kadına kaliteli bir ömrün kapısını aralar. Hormonlardaki dalgalanmalar tek bir hatta ilerlemediği için fiziksel ilk bulgular âdet kanamalarındaki değişmelerle kendini gösterir. Az önce yazdıklarımdan çok daha somut bir belirteçtir. Gün aralıklarında değişmeler, miktarında farklılıklar, tekrar kendi içinde bir düzen kurmalar derken aylar, yılları kovalayabilir. Bu dalgalanmalar dolayısıyla da tek sefer kontrol edilen kandaki hormon seviyeleri tanı koymayı zorlaştırır.

İyi bir değerlendirme, yalnızca kan tahlillerinden değil; kadının yaşından, adet düzenindeki değişimlerden, yakınmalarından ve bütün yaşam öyküsünden oluşur.

Elbette ki kadınlarda bu yaş aralığında ortaya çıkan her yakınmayı da menopoza bağlamak hata olabilir. Çünkü bazı sorunlar menopozla çakışabilir ama sebepleri çok başka olabilir. Uyku bozukluğu, kansızlık, tiroit hastalıkları, depresyon, anksiyete, bazı ilaçların yan etkileri, miyom, polip, kistler, kanser gibi farklı jinekolojik problemler, kronik stres birçok farklı durum benzer yakınmalara yol açabilir. Yani işin özü bir şeyler ters gitmeye başlamışsa artık doktora gitme vaktinin geldiğidir. İnternetten kendinize çareler aramayınız. Hangi branş doktoruna gideceğinizi ise şikayetlerinizin önceliği belirler. Tam da bu sebeple farklı uzmanlık dallarından hekimlerin de aklına menopoz ihtimali gelmelidir.

Perimenopozdaki bir hastama kadın doğum doktoru olarak baktığımda, tanı bilmecesini çözmek için ilk başlangıçta doğru soruları sorar ve onun anlattıklarını dinlerim. Çoğu kez âdet kanamasının 2-3. günlerinde bakılan kan testleri ve ultrason muayenesiyle yumurtalıkların ve rahim iç tabakasının durumu gözlemlerim. Gerekirse hastamı bulguların durumuna göre belli aralıklarla bir iki kez daha görmek isterim. Ve doğru tanı yaklaşımları sonrası planlanacak tedavi için mamografi, meme ultrasonu, smear testi, kemik mineral ölçümü ve detaylı kan testlerini isterim. Gördüğünüz gibi aslında içinden çıkamadığınızı düşündüğünüz bu kaostan çıkmak çok da zor değildir.

Birinci derece kadın akrabaların menopoz hikayesi, genetik durumlar menopoz yaşı için hala belirleyici gibi görünse de çok fazla değişkenimiz olduğunu hep hatırlayalım. Yumurtalıklara yapılan her türlü cerrahi müdahale, hatta apandisit gibi karın içi cerrahi müdahaleler bile, endometriozis gibi bir hastalığın varlığı, çocuk sahibi olmakta yaşanmış bazı zorluklar, erken yaş kanser hastalıkları nedeniyle kullanılan kemoterapiler, radyoterapiler, kronik hastalıkların varlığı, bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklar, anoreksiya gibi beslenme sorunları, ağır egzersiz gerektiren performanslar, yaşam biçimi, faydasız alışkanlıklar bir kadının menopoz sürecine etki eder.

Bir günde menopoz olmaz diyorum ama bazen cerrahi nedenlerle kadın ansızın menopozun kucağına atılıverir. En sert hikâyeler cerrahi menopoz sonrası yaşanabilir. Rahimle birlikte ya da değil yumurtalıkların alındığı her cerrahi işlem sonrası kadın menopoza girer. Bu koşullarda kadının ne bedeni ne de duygu durumu menopoza hazırlanacak geçiş dönemini yaşayamaz. Böyle bir ameliyata girecek kadınları doğru bilgilendirmek ve şartları uygun ise hızlıca eksik kalan hormon tedavisini başlatmak acil eylem planı olmalıdır. Küçük bir detay ise herhangi bir tıbbi nedenle sadece rahmi alınmış ama yumurtalıklarına müdahale edilmemiş erken yaştaki kadınlar için menopozun henüz başlamadığıdır. Onlar rahimleri olmadığı için âdet kanaması yaşamazlar ama vücutlarında östrojen çalışmaya devam eder. Artık kafanız iyice karıştı mı? Bence de anlaşılması en zor paragraf burası oldu ama önemli, tekrar okuyabilirsiniz.

Şimdi de erken yaşta kanser teşhisi almış bir kadın düşünelim. Onlar için ilk akla gelen doğurganlığın korunması adına yumurtalarının dondurulması önerisi olsa da uzun vadede, erken gelecek olan menopozun vücut için yaratacağı olumsuzlukların minimalize edilmesi çok değerlidir. Kanser tedavisinde hayatta kalmak ilk refleks olsa bile erken tanılı birçok kanser hastası ne güzel haber ki iyileşip hayatına devam ediyor. Menopoz tedavisinin doğru planlaması yaşam kalitesi için çok değerli. Hormon tedavisi alamayacak hastaların kemik ve eklemlerinin korunması, kalp sağlığının devamı, cinsel yaşamının sürmesi, mental sağlığın iyileştirilmesi, sıcak basmalarının azaltılması, uyku düzeninin düşünülmesi kanser gibi büyük bir mücadeleden sağlıkla çıkmış bir kadın için herkesten daha da kıymetli olabilir.

Bu konuda iştahla anlatmaya devam edeceğim çok alan var. Bu haftalık bu kadar diyelim. Menopoz tanısını kabul etmekte zorlanan kadınlar, bitkisel tedavilerde, alternatif tıpta çare arayanlar, menopoz konusunu kapitalizmin malzemesi yapanlar, spor salonlarında kaslarını geliştirerek, yoga matlarında çakralarını açıp, nefes egzersizleriyle menopozla mücadele edenler, günde avuç dolusu besin takviyesi ya da vitamin yutanlar, azalan kolajen dokusuyla mücadeleyi estetik merkezlerinde arayanlar, yaşadığı her deneyimden sonra bilir kişi olan ama tıp doktoru olmayanlar, kendini yaşlanmış işe yaramaz hissedenlerle, asla yaşlanmayacağım diye çırpınanlar, çocuk doğuramayacağı için yas tutanlardan artık gebe kalma kabusu bitenler… yelpaze çok geniş ve renkli. Haftaya erken menopoza bakalım, kimlere hormon verelim, hormon veremediklerimiz için neler yapalım, menopozdaki hedef organları korumak için sadece pozitif tıptan mı fayda var gibi çok sayıda soruya cevaplar arayacağız.

Abonelik gerektirmeyen, daha fazla okura ulaştığımda bana tek faydası daha çok işe yaradığımı hissetmek olan bu köşeyi sevelim, sevdirelim, okuyup, paylaşalım. Sıcak yaz aylarında kapımızın önüne bir kap su, biraz da mama bırakalım, bu dünya hepimizin. Sağlıcakla kalın.