Çerçeve yasa ve Tantalos'un cezası
Mitolojinin en ağır cezalarından biri Tantalos’a verilmişti.
Tantalos, susuzluğunu gidermek için suya eğildiğinde sular çekiliyor, açlığını gidermek için başının üzerindeki meyvelere uzandığında dallar yükseliyordu.
Su oradaydı.
Meyve oradaydı.
Ama hiçbir zaman ulaşamıyordu.
Türkiye’nin demokrasi hikayesi Tantalos'un hikayesini anımsatıyor.
Demokrasi hep birkaç adım ötemizde.
Hukuk devleti hemen yanı başımızda.
AİHM kararları var.
Anayasa Mahkemesi kararları var.
Anayasa var.
Kanunlar var.
Ama elimizi uzattığımız anda dallar biraz daha yukarı kalkıyor.
“Şimdi sırası değil.”
Bugün Çerçeve Yasa’da baktığımızda aynı duyguyu yaşıyoruz
Türkiye yine çok büyük bir meseleyi konuşuyor.
Silahların susmasını, terörün sona ermesini, insanların artık çocuklarını toprağa vermemesini kim istemez?
Buna itiraz etmek mümkün değil.
Ama tam da burada başka bir soru sormak gerekiyor.
Silahların susması için yasa çıkarabiliyorsak, hukukun konuşması için neden bekliyoruz?
“Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan 12 maddelik Çerçeve Yasa, TBMM Adalet Komisyonu’ndan geçti.
Yaklaşık 18 saat tartışıldı.
Maddeler konuşuldu.
Önergeler verildi.
İtirazlar yükseldi.
Sonunda yasa teklifi komisyondan çıktı.
Fakat bir şey o kapıdan çıkamadı: Demokratikleşme.
Oysa Meclis’te yürütülen çalışmalar sırasında hazırlanan raporda çok önemli başlıklar vardı.
AİHM kararlarının uygulanması…
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması…
İfade özgürlüğü…
İnfaz sistemi…
Yerel yönetimler…
Bunların hiçbiri tali mesele değil.
Tam tersine, Türkiye’nin yıllardır tartıştığı hukuk devletinin temel meseleleri.
Ama 12 maddelik yasaya baktığınızda bunları göremiyorsunuz.
Şimdi insan ister istemez soruyor.
Neden?
Bir ülkede Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması için yeni bir siyasi konjonktür mü gerekir?
AİHM kararlarının uygulanması bir demokratikleşme jesti midir?
İfade özgürlüğü bir gün verilip ertesi gün geri alınabilecek siyasi bir imtiyaz mıdır?
Hayır.
Bunlar bir hukuk devletinin pazarlık konusu yapılamayacak asgari şartlarıdır.
Asıl tuhaflık da burada başlıyor.
Türkiye, örgütün silah bırakmasından sonra kimin hangi hukuki düzenlemeden yararlanacağını, hangi cezanın nasıl erteleneceğini, sürecin hangi kurul tarafından takip edileceğini ayrıntılarıyla düzenleyebiliyor.
Ama konu vatandaşın hukukuna gelince:
Bekleyelim.
Sonra bakarız.
Belki başka paket.
Belki başka yasa.
Belki başka zaman.
Türkiye’nin demokrasi hikayesinin en yorucu cümlesi zaten bu değil mi?
“Şimdi sırası değil.”
Yıllardır sırası gelmeyen ne çok şeyimiz var.
Basın özgürlüğünün sırası gelmedi.
İfade özgürlüğünün sırası gelmedi.
Yargı bağımsızlığının sırası gelmedi.
Yerel yönetimlerin güvencesinin sırası gelmedi.
Mahkeme kararlarının eksiksiz uygulanmasının bile sırası gelmedi.
Peki ne zaman gelecek?
Burada mesele Selahattin Demirtaş değil.
Osman Kavala değil.
Can Atalay değil.
Meseleyi sadece isimler üzerinden tartışırsak asıl sorunu kaçırırız.
Mesele şu.
Devlet, hoşuna giden mahkeme kararını uygulayıp hoşuna gitmeyeni bekletebilir mi?
Cevabınız “evet” ise zaten hukuk devletini tartışmıyoruz demektir.
Çünkü hukuk, sevdiğiniz insan için istediğiniz bir şey değildir.
Hukuk en çok sevmediğiniz insan için gerektiğinde anlam kazanır.
Çerçeve Yasa’nın önümüzdeki günlerde Genel Kurul süreci var.
Belki değişiklikler yapılacak.
Belki demokratikleşme için ayrı bir paket gelecek.
Belki AİHM ve AYM kararları için yeni düzenlemeler yapılacak.
Belki ifade özgürlüğü ve yerel yönetimler daha sonra konuşulacak.
Hep bir “belki”.
Hep biraz sonra.
Hep bir sonraki paket.
Tantalos da suyun hemen önünde olduğunu görüyordu.
Ama hiçbir zaman içemedi.
Türkiye’nin demokrasiyle ilişkisi artık Tantalos’un cezasına dönüşmemeli.
Çünkü kalıcı toplumsal barış sadece silahların susmasıyla kurulmaz.
Silahın susması barışın başlangıcı olabilir.
Adalet olmadan sonu olmaz.
Ve demokrasi, barış sağlandıktan sonra vatandaşlara verilecek bir ödül değildir.
Barışın kendisidir.