Delegeden üyeye: Özgür Özel'in demokratik siyaset modeli
Türkiye'de demokrasinin en önemli sorunlarından biri yalnızca seçim sistemi değildir. Asıl sorun, demokrasinin siyasi partilerin kendi içinde ne ölçüde yaşadığıdır. Çünkü demokrasiyi üretmeyen siyasi partiler, ülkeye de güçlü bir demokrasi kazandıramazlar.
Anayasamızın 68 ve 69. maddeleri ile Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partileri demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlar. Ancak bugün vatandaşların önemli bir bölümü, siyasi partilerde kararların üyeler tarafından değil; dar kadrolar, delege dengeleri ve örgütsel güç ilişkileri tarafından belirlendiği kanaatindedir. Bu algı, sadece partilere olan güveni değil, demokrasiye olan güveni de zayıflatmaktadır.
İşte tam da bu nedenle Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'in dile getirdiği, parti üyelerinin mahalleden başlayarak ilçe başkanını, il başkanını ve genel başkanı belirleyeceği model, yalnızca bir teşkilat reformu değildir. Bu yaklaşım, Türkiye'de siyasi parti kültürünü değiştirebilecek tarihi bir demokrasi reformudur.
Ancak bu reformun başarısı, güçlü bir siyasi iradenin yanında sağlam bir hukuki zemine de dayanmalıdır.
Siyasi Partiler Kanunu'nun emredici hükümleri gereği ilçe başkanları, il başkanları ve genel başkan kongre ve kurultaylarda delegeler tarafından seçilmektedir. Bu hukuki gerçek göz ardı edilemez. Hukuk devletinde amaç, hukuku aşmak değil; hukukun izin verdiği alanı en demokratik şekilde kullanmaktır.
Tam da bu noktada yeni bir model geliştirilebilir.
Bu modelde gerçek siyasi iradeyi üyeler ortaya koyar; hukuki seçimi ise kongreler tamamlar.
Yani önce bütün üyeler oy kullanır.
Mahallelerde başlayan seçimlerde üyeler kendi temsilcilerini belirler. Aynı gün bütün ilçe üyeleri ilçe başkanı adayını seçer. İl genelindeki üyeler il başkanını belirler. Türkiye'deki bütün üyeler ise genel başkan adayını doğrudan belirler.
Ardından kanunun öngördüğü ilçe kongresi, il kongresi ve kurultay yapılır. Delegeler ise üyelerin ortaya koyduğu bu iradeyi hukuken tamamlayan organ olarak görev yapar.
Böylece kanuna tam uyum sağlanırken, siyasi meşruiyet doğrudan üyeden alınmış olur.
Bu model delegeliği ortadan kaldırmaz; delegeliğin anlamını değiştirir.
Delege artık birkaç kişinin belirlediği ayrıcalıklı bir makam değil, üyelerin iradesini temsil eden anayasal bir kurum hâline gelir.
Bu anlayışın ikinci önemli ayağı seçim yöntemidir.
Benim önerim, Türkiye'nin tamamında aynı gün gerçekleştirilecek büyük bir "Parti Demokrasi Günü"dür.
O gün parti üyeleri tek bir sandığa değil, dört temel demokratik tercihe gider.
Birinci tercih, mahalle temsilcileridir.
İkinci tercih, ilçe başkanıdır.
Üçüncü tercih, il başkanıdır.
Dördüncü tercih ise genel başkandır.
Üye aynı gün bütün örgütsel iradesini ortaya koyar.
Böylece teşkilatın tamamı yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya inşa edilir.
Aslında gerçek örgütlenme de budur.
Çünkü güçlü liderler güçlü üyelerden doğar.
Güçlü partiler ise güçlü delegelerden değil, güçlü üyelerden oluşur.
Bu sistem yalnızca Yeni Parti için değil, Türk demokrasisi için de önemli sonuçlar doğuracaktır.
Birincisi, yıllardır tartışılan delege pazarlıkları büyük ölçüde ortadan kalkacaktır.
İkincisi, parti yöneticileri yalnızca delegelere değil, doğrudan yüz binlerce üyeye hesap vermek zorunda kalacaktır.
Üçüncüsü, siyaset profesyonel dar kadroların değil, tabanın siyaseti hâline gelecektir.
Dördüncüsü, gençler ve kadınlar parti yönetimlerinde daha fazla söz sahibi olacaktır.
Beşincisi, parti içi meşruiyet güçlenecek, seçim sonrasında yaşanan tartışmalar önemli ölçüde azalacaktır.
En önemlisi ise vatandaş ilk kez kendi siyasi partisinin gerçek sahibi olduğunu hissedecektir.
Bugün dünyadaki birçok demokratik siyasi parti, üyelerin karar alma süreçlerine doğrudan katıldığı yöntemleri benimsemektedir. Türkiye'nin de artık yalnızca seçim kazanan değil, demokrasi üreten siyasi partilere ihtiyacı vardır.
Yeni Parti'nin kuruluşu, sadece yeni bir siyasi organizasyonun doğuşu değildir.
Bu, siyaset yapma biçiminin yeniden tanımlanması için tarihi bir fırsattır.
Eğer gerçekten "yeni" olacaksak, bunu yalnızca ismimizle değil; yöntemimizle, tüzüğümüzle ve demokrasi anlayışımızla göstermeliyiz.
Bizim hedefimiz, üyelerin yalnızca aidat ödeyen veya seçim zamanı afiş asan insanlar olduğu bir parti değildir.
Bizim hedefimiz, her üyenin söz sahibi olduğu, her oyun değer taşıdığı ve her yöneticinin doğrudan üyelerin iradesinden güç aldığı bir siyasi harekettir.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey tam da budur.
Demokrasi sadece sandıkta iktidarı değiştirmek değildir.
Demokrasi, önce siyasi partilerin kendi içinde başlamalıdır.
Çünkü üyeye güvenmeyen bir parti, millete de güvenemez.
Delegeden üyeye geçiş, sadece bir seçim modeli değişikliği değildir.
Bu, Türk siyasetinde vesayetten katılıma, kapalı yapıdan şeffaflığa, temsil demokrasisinden katılımcı demokrasiye doğru atılacak tarihi bir adımdır.
Yeni Parti, bu cesareti gösterebildiği ölçüde yalnızca yeni bir parti olmayacak; Türkiye'de siyasi partiler hukukunun ve demokrasi kültürünün dönüşümüne öncülük eden bir okul hâline gelecektir.
İnanıyorum ki Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu en büyük reformlardan biri, devlet yönetiminden önce siyasi partilerin demokratikleşmesidir.
Ve bu büyük değişim, mahallede oy kullanan sıradan bir parti üyesinin iradesiyle başlayacaktır.