Brecht'ten CHP'ye: Direnenler ve teslim olanlar
Bertolt Brecht, Kural ile Kuraldışı adlı oyununda insanlığa şu çağrıyı yapar:
"Dünyanın gidişini doğal bulmayın! 'Hep böyle gelmiş, böyle gider' demeyin. Çünkü her şey insan elinden çıkmadır ve insan yapısı olan her şey yine insan eliyle değiştirilebilir."
Bugün Türkiye'de iktidarın yargı eliyle yaptığı müdahaleler, hukukun siyasetin aracı haline getirilmesi ve seçilmişlerin yargısal süreçlerle tasfiye edilmeye çalışılması neredeyse kanıksanmak isteniyor. Toplumun bir kesimi, bunların değişmeyeceğine inandırılmaya; umutsuzluk bir siyasal iklim olarak dayatılmaya çalışılıyor.
İşte tam da bu nedenle Brecht'in sözleri bugün her zamankinden daha anlamlıdır.
Çünkü insan koşullara göre değişir.
Ama insan, koşulları değiştirmeyi de seçebilir.
Bugün CHP'de yaşananlar da aslında iki farklı insanın ve iki farklı siyaset anlayışının hikâyesidir.
Bir tarafta, kaybettiği koltuğu kabullenemeyen, değişen koşullarla birlikte kendi siyasal konumunu da değiştiren bir siyasetçi vardır.
Diğer tarafta ise önüne konulan engellere, yargısal müdahalelere ve siyasi baskılara rağmen geri çekilmeyen, bedel ödemeyi göze alan ve direnerek siyaset yapan bir lider.
Brecht'in Bay Galy Gay karakteri, ilkini anlatmak için sanki özellikle yazılmıştır:
"Çünkü adam adamdır, yani her kaba uyan bir sıvıdır... Koşullar neyi emrederse insan onu söylüyor. Bugün dostunu kucaklayan o sıcak eller, yarın tetiği çekerken hiç titremiyor."
Brecht'in "uyum sağlama ustası" dediği bu karakter, ilkelere değil koşullara göre hareket eder. Güce göre pozisyon alır. Dün söylediğini bugün inkâr etmekte, dün eleştirdiğini bugün savunmakta hiçbir çelişki görmez.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemdeki siyasal pozisyonu da ne yazık ki bu tabloyu çağrıştırmaktadır.
2010 yılında CHP'nin başına "değişim" sloganıyla geldi. Yıllarca Recep Tayyip Erdoğan'ın otoriterleştiğini, yargının siyasallaştığını ve demokratik kurumların aşındığını anlattı. Partisini bu söylem üzerine inşa etti.
Ancak demokratik bir kurultayda kaybettiğinde, yıllarca eleştirdiği yargısal mekanizmaların gölgesinde yeniden siyaset üretmeyi tercih etti.
Sandıkta alamadığını, hukuki meşruiyeti yoğun biçimde tartışılan süreçler üzerinden elde etmeye çalışmak, yalnızca bir siyasi tercih değildir; yıllarca savunulduğu söylenen ilkelerin inkârıdır.
Daha çarpıcı olanı ise yıllarca birlikte siyaset yaptığı arkadaşlarını bugün ihraçlarla, tasfiye girişimleriyle ve hedef göstermelerle karşı karşıya bırakmasıdır.
Üstelik bugün "arınma"dan söz edilmektedir.
Arınma diyorsanız önce siyasi hafızayla yüzleşmek zorundasınız.
Müslüm Sarı'nın Parti Meclisi'ne girmemesi için verilen mücadele unutulmadı. İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği ile Parti Meclisi üyeliğinin birlikte yürütülmesine yönelik itirazlar unutulmadı. İş Bankası'nın tahsis ettiği araçla il il, ilçe ilçe dolaşarak yapılan seçim çalışmaları da unutulmadı.
Beşiktaş Belediyesi'ne ilişkin hazırlanan raporlar unutulmadı. O raporların neden işleme konulmadığı unutulmadı.
Yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevden alınan bazı belediye başkanlarının daha sonra yeniden aday gösterildikleri de unutulmadı.
Siyaset hafızasızların alanı değildir.
Dün görmezden geldiklerini bugün ahlaki ölçüye dönüştürenler, önce kendi siyasi sicilleriyle hesaplaşmak zorundadır.
Çünkü siyasette insan değişebilir.
Ama değişimin yönü önemlidir.
İlkelere doğru değişmek başka şeydir; kaybedilen bir koltuğun hırsıyla, dün mücadele ettiğini söylediği düzenin sunduğu imkânlara sığınmak bambaşka bir şeydir.
Özgür Özel'in hikâyesi ise başka bir yere düşmektedir.
4-5 Kasım Kurultayı'nda değişimin adayı olarak ortaya çıktı. Ancak özellikle 31 Mart seçimlerinden ve devamındaki 19 Mart sürecinden sonra, yalnızca CHP Genel Başkanı olarak değil, demokratik iradeye yönelik müdahalelere karşı direnen bir siyasi lider olarak öne çıktı.
Önüne konulanlara teslim olmadı.
Geri çekilmedi.
Siyasi bedel ödemeyi göze aldı.
Meydanlarda, sokakta ve siyasetin tam merkezinde kalarak direnme iradesi gösterdi.
Çünkü bazen insan, koşullara uyum sağlayarak değişir.
Bazen de koşulları değiştirmek için direnerek değişir.
Bugün CHP'nin ve Türkiye'nin önündeki temel ayrım da budur.
Bir tarafta yenilgiyi kabullenemeyen, kendi siyasi geleceği için dün mücadele ettiğini söylediği düzenle uzlaşabilen bir anlayış vardır.
Diğer tarafta ise baskılara rağmen demokratik iradeyi, sandığın meşruiyetini ve siyasetin dönüştürücü gücünü savunan bir çizgi.
Merhum Bülent Ecevit'in çok önemli bir sözü vardır:
"Önemli olan doğrultu tutarlılığıdır."
Gerçekten de siyasette asıl mesele değişmek değildir.
Asıl mesele, değişirken neye dönüştüğünüzdür.
Çünkü insan değişir.
Ama ya dünyayı değiştirmek için değişir...
Ya da kaybettiği koltuğu geri almak için.