Geleceğin insanını yetiştirmek için çocuklara hangi psikolojik becerileri kazandırmamız gerekiyor?

“Bir çocuk bilgiyle donatılabilir. Ama hayat ona mutlaka, hiç çalışmadığı soruları soracak. İşte o anda belirleyici olan bilgi değil; psikolojik dayanıklılıktır. Geleceğin en değerli becerilerinden birisi, ne kadar bildiğimiz değil, bilmediğimizle nasıl başa çıkabildiğimiz olacak.”

Dr. Hicran Tülüce ile çocuk yetiştirme üzerine konuştuk.

Çocuklar ebeveynlerinin söylediklerinden mi, davranışlarından mı öğrenir?

Çocuklar çoğu zaman ebeveynlerin “ne söylediğinden” değil, “nasıl davrandığından” öğrenir.

Bir ebeveyn “sabırlı ol” derken sabırsızsa, çocuk sabrı değil, çelişkiyi öğrenir.

“Dürüst ol” denir ama küçük yalanlar normalleşirse, çocuk dürüstlüğü değil, duruma göre davranmayı öğrenir.

“Bağırma” denir ama sorunlar yüksek sesle “çözülürse”, çocuk sakinliği değil, “gücün etkisini” öğrenir.

Çünkü çocuklar için dünya bir sahnedir. Ve o sahnede en güçlü mesajı sözler değil, tekrar eden davranışlar verir. Öğütleri elbette duyarlar, ama gözlemledikleri davranışlar içselleştirilir. Ve çocuk büyüdüğünde, “ne söylendiğini” değil, “nasıl bir atmosferde büyüdüğünü” hatırlar. Aslında çocuklar ebeveynlerini dinlemez, onları adeta “okur”.

Başarı baskısı çocukların merakını ve öğrenme sevgisini nasıl etkiliyor?

Pozitif psikoloji bize şunu söyler: Merak ve öğrenme sevgisi, içsel motivasyonla beslenir. Yani çocuk bir şeyi gerçekten öğrenmek istediğinde, onu harekete geçiren şey dış ödüller değil, ilginin kendisidir.

Ama başarı baskısı devreye girdiğinde bu sistem değişir. Öğrenme artık “keşfetmek” için değil, “yanlış yapmamak” için devam eder. Merakın yerini performans kaygısı alır. Soru sormak yerini doğru cevap verme zorunluluğuna bırakır.

Çünkü insan zihni tehdit algıladığında genişlemez, daralır. “Başarılı olmalıyım” baskısı altında çocuk, öğrenmeye değil, değerlendirilmekten kaçınmaya odaklanır.

Çocukların doğal hali zaten meraktır. Soru sormak, denemek, hata yapmak ve yeniden denemek. Ama başarı baskısı bu ritmi bozduğunda, çocuk “öğrenen” olmaktan çok “başaran” olmaya çalışır. Ve ilginç olan şu: Başarıyı en çok artıran şey, çoğu zaman başarıya odaklanmak değil; öğrenmenin kendisinden keyif alabilmektir.

Pozitif psikolojinin altını çizdiği nokta şudur: Kalıcı öğrenme, güvenli bir psikolojik zeminde büyür. Çocuk kendini güvende hissederse merak eder. Merak ederse öğrenir. Öğrenirse başarı zaten bir sonuç olarak gelir.

Ebeveyn kaygısı çocuklara nasıl aktarılıyor?

Ebeveyn kaygısı çoğu zaman bir cümleyle değil, bir atmosferle aktarılır. Çocuk, dünyayı anlatılanlardan çok yaşananlardan öğrenir. Bu nedenle kaygı, evin içinde görünmeyen bir “duygusal iklim” yaratır.

Sosyal Öğrenme Kuramı bize şunu söyler: Çocuklar yalnızca söylenenleri değil, gözlenen davranışları da içselleştirir. Sürekli endişelenen, her şeyi risk olarak gören bir ebeveyn modeli, çocuğa şu mesajı öğretir: “Dünya güvenli değil ve ben tek başıma baş edemem.”

Araştırmalar, ebeveyn kaygısının çocuklarda kaygı bozukluklarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Araştırmalara göre, bu etkinin önemli bir kısmı genetik değil, öğrenilmiş ve çevreseldir.

Bir diğer mekanizma “duygusal bulaşma”dır. Çocuklar, özellikle erken yaşlarda, ebeveynin ses tonu, yüz ifadesi ve beden diline karşı son derece hassastır. Hatta nörobilim çalışmaları, stres sisteminin ebeveynin stres düzeyine eş zamanlı tepki verebildiğini gösterir. Yani kaygı bazen konuşulmaz, hissedilir.

Aşırı koruyucu ebeveynlik de bu süreci güçlendirir. Sürekli uyarılan, risk almaktan uzak tutulan çocuk; zamanla kaçınmayı öğrenir. “Dikkat et” cümlesi tekrarlandıkça, “deneme” davranışı geri çekilir ve yerini “ya yapamazsam?” düşüncesi alır.

Sonunda ebeveynin dili çocuğun iç sesi haline gelir. “Ya başarısız olursan?” gibi ifadeler, zamanla çocuğun otomatik düşünce kalıplarına dönüşebilir. Ve kaygı önce dışarıdan içeriye, sonra içeriden tekrar dünyaya taşınır.

Sürekli performans göstermesi beklenen çocukların ruh dünyasında neler oluyor?

Sürekli performans göstermesi beklenen bir çocuğun ruh dünyasında ilk değişen şey, oyunun yerini değerlendirilmenin almasıdır. Bir noktadan sonra çocuk “öğreniyorum” değil, “ölçülüyorum” hissiyle yaşamaya başlar. Ve bu küçük gibi görünen fark, iç dünyada büyük bir dönüşüm yaratır. Çünkü performans baskısı arttıkça çocuk zihni şunu öğrenir: “Değerli olmak için iyi olmak zorundayım.”

Bu noktada üç temel psikolojik süreç öne çıkar:

Öz Belirleme Kuramı bize şunu söyler: İnsan öğrenmesi; özerklik, yeterlik ve ilişki ihtiyacıyla beslenir. Ama sürekli performans baskısı altında bu alanlar daralır. Öğrenme artık meraktan değil, onay alma ihtiyacından beslenmeye başlar.

Sonra ikinci bir şey olur. Çocuk artık tek bir sınavı değil, sürekli bir “değerlendirilme ihtimalini” taşımaya başlar. Zihin burada tehdit algılar. Ve tehdit algılandığında olan şey şudur: Zihin genişlemez, daralır. Hata yapma ihtimali bile öğrenmenin önüne geçer. Çünkü artık mesele öğrenmek değil, korunmaktır.

Ve bir noktadan sonra en kritik kırılma yaşanır: Çocuk “başarılıyım” ile “değerliyim”i birbirine karıştırır. Başarı artık bir sonuç olmaktan çıkar, sürekli korunması gereken bir kimliğe dönüşür. Düşük not aldığında ise benlik algısında bir sarsıntı meydana gelir.

Araştırmalar da bunu destekler: Yüksek performans baskısı; tükenmişlik, kaygı ve mükemmeliyetçilik riskini artırır. Ve dışarıdan bakıldığında “başarılı” görünen birçok çocuğun içinde aslında sessiz bir şey vardır: Sürekli tetikte olma hali, yeterli hissetmeme ve bitmeyen bir “yetmiyor” duygusu.

Sonunda tablo şuna dönüşür: Çocuk başarıyı üretmez, başarıyı sürdürmeye çalışır.
Ve en büyük bedel şudur: Öğrenmenin doğal motoru olan merak, yavaş yavaş geri çekilir.

Geleceğin mesleklerini tahmin etmeye çalışıyoruz. Peki, geleceğin insanını yetiştirmek için çocuklara hangi psikolojik becerileri kazandırmamız gerekiyor?

Çocuklarımız hangi mesleği yapacak değil, hangi zorluklarla karşılaştığında ayakta kalabilecek? Çünkü gelecekte bazı işler yok olacak, bazıları dönüşecek, bazıları ise henüz icat edilmedi. Fakat değişmeyecek bazı ihtiyaçlar var: Kendini tanıyabilmek. Duygularını yönetebilmek. İnsanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilmek. Belirsizlikle baş edebilmek. Hayal kırıklığına rağmen devam edebilmek.

Bir çocuk bilgiyle donatılabilir. Ama hayat ona mutlaka, hiç çalışmadığı soruları soracak. İşte o anda belirleyici olan bilgi değil; psikolojik dayanıklılıktır. Geleceğin en değerli becerilerinden birisi, ne kadar bildiğimiz değil, bilmediğimizle nasıl başa çıkabildiğimiz olacak.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Eğitim Çocuk