Irmak Öğretmen liyakatsizliğin ve mobbingin kurbanı
“Layık olmadan makam sahibi olanlar, astlarını ısırıp üstlerine kuyruk sallarlar.”
İmam Gazali
Eğitimcinin eğitimciyi ezdiğini yazmak bana zul geliyor. Ancak kafamı kuma da gömecek değilim…
Maalesef yine bir öğretmenimizin acı haberini yazmak zorunda kalıyorum. İntihar eden Irmak öğretmenin haberi yalnızca ailesini, öğrencilerini ve meslektaşlarını değil, vicdan sahibi herkesi derinden sarstı. Her defasında bunun son olmasını diliyoruz. Her defasında bu haberlerin artık gündemimize düşmemesini temenni ediyoruz. Fakat ne yazık ki şartlar temennilerimizden çok uzak.
Aslında ben bu konuyu gündeme taşımaktan çok, gündemden düşürmek isteyenlerdenim. Çünkü hiçbir eğitimci, bir meslektaşının acısını yazmak, bir öğretmenin yaşadığı çaresizliği anlatmak zorunda kalmak istemez. Eğitimcinin eğitimciyi ezdiğini yazmak bana zul geliyor. Ancak kafamı kuma da gömecek değilim.
Eğitimci ve gazeteci kimliğim nedeniyle neredeyse her gün sosyal medya hesaplarıma, özel mesaj kutularıma ya da telefonuma onlarca öğretmen ulaşıyor.
Kimi uğradığı mobbingi anlatıyor, kimi haksız görevlendirmelerden yakınıyor, kimi ise yaşadığı baskılar karşısında ne yapacağını soruyor. Eğitim ortamını bırakmış kendi derdine düşmüşler çünkü kendilerini yalnız ve çaresiz hissediyorlar.
Güneş Balçıkla Sıvanmaz
Artık kabul etmek gerekir ki bu münferit birkaç olayın ötesinde, sistematik bir soruna dönüşmüştür.
Öğretmenlerin yaşadığı mobbing, adaletsizlik, liyakat tartışmaları ve mesleki tükenmişlik çok büyük bir eğitim meselesi haline gelmiştir .
Mobbing Nedir, Kimler Tarafından Uygulanır?
Mobbing, bir çalışanın sistematik biçimde baskıya maruz bırakılması, dışlanması, itibarsızlaştırılması veya yıldırılmaya çalışılmasıdır. Çoğu zaman kurumlarda kaba hakaretler ya da açık tehditlerle değil; görev vermeme, yetki kısıtlama, sürekli eleştirme, başarıları görmezden gelme, sosyal izolasyon oluşturma ve kişiyi mesleki olarak değersiz hissettirme yöntemleriyle uygulanır.
İş hayatında mobbing çalışma arkadaşları tarafından da yapılabilir; ancak en yıkıcı biçimi, yöneticilerin astlarına uyguladığı mobbingdir. Çünkü güçler dengeli olmadığı için mağdurun kendisini savunma imkânı da yoktur.
Türkiye’de Liyakatsiz Atamalarla Artan Mobbing Gerçeği
Son yıllarda gerek sendikaların raporları gerekse çalışma hayatına ilişkin araştırmalar, mobbing şikâyetlerinde dikkat çekici bir artış yaşandığını göstermektedir . Kamu kurumlarında birçok çalışan, psikolojik baskı, dışlanma ve yıldırma uygulamalarına maruz kaldığını ifade ediyor.
Eğitim sektörü ise bu şikâyetlerin en sık dile getirildiği alanlardan biri haline gelmiş durumda.
Öğretmenlerle yapılan görüşmelerde hep benzer hikâyeler var. Haksız soruşturmalar, keyfi görevlendirmeler, baskı amaçlı tutanaklar, görmezden gelinen başarılar, değersizleştirilme ve sürekli oluşturulan bir korku iklimi…
Maalesef bu toksik liderlik biçimi artık birkaç münferit olayla açıklanabilecek boyutu çoktan aşmış durumda.
“Layık olmadan makam sahibi olanlar, astlarını ısırıp üstlerine kuyruk sallarlar.”
(İmam Gazali)
Eğitim camiasında yıllardır en çok tartışılan konulardan biri yönetici atamalarında liyakat meselesidir. Elbette bütün yöneticileri aynı kefeye koymak haksızlık olur. Görevini büyük özveriyle yapan, okulunu ileriye taşıyan, öğretmenlerine değer veren çok sayıda yönetici bulunmaktadır.
Ancak öğretmenlerin önemli bir kısmının dile getirdiği ortak bir eleştiri vardır: Bilgi, birikim ve liderlik vasfı yerine farklı kriterlerle yapılan atamalar.
Çünkü liyakatle gelmeyen bir yönetici, çoğu zaman liyakatli insanlarla çalışmaktan rahatsız olur. Kendinden daha donanımlı, daha üretken ve daha saygın öğretmenleri bir güç olarak değil, bir tehdit olarak görmeye başlar.
Eğitim lideri baskıyla değil, güven vererek yönetir. İnsanları baskılayarak değil, konuşturarak başarı elde eder. Farklı fikirlere tahammül eder, eleştiriyi düşmanlık olarak görmez. Çünkü kendine güvenir.
Testinin Dışına İçindeki Sızar
Yetersiz yöneticiler ise çoğu zaman otoritelerini bilgiyle kuramazlar. Çünkü böyle bir donanıma sahip değillerdir. Saygınlık kazanmak için korku üretirler.
Gönüllü bağlılık sağlayamadıkları için baskıya başvururlar.
Takdir ederek motive edemedikleri için korku ve cezalarla kontrol etmeye çalışırlar.
Tüm Varoluşları Koltuğa Bağlı Olan Zavallı Yöneticiler
Varlık sebeplerini ve itibarlarını yalnızca makamlarından alan değersiz yöneticiler, hak etmeden oturdukları koltuğu kaybetmemek uğruna her türlü çabayı gösterirler.
Liderlik, makamın sağladığı yetkiyi kullanmak değil; insanların güvenini kazanabilmektir. Oysa liyakatten uzak atamalarla göreve gelen bazı yöneticilerin, öğretmenlerin saygısını kazanmak yerine onları baskıyla kontrol etmelerinin sonucunda okul iklimi bozulmakta, öğretmenler kendilerini ifade etmekten çekinmekte ve eğitim kurumları üretkenliğini kaybetmektedir.
Bir okulun gerçek başarısı, öğretmenlerin o kurumda kendilerini ne kadar değerli hissettikleriyle ölçülür. Öğretmenin huzurunun olmadığı yerde eğitim kalitesi de sürdürülemez.
Liyakatsiz gelen, üstüne kuyruk sallar; altını ısırır.
Makamı hak ederek yükselen insanlar, genellikle yetenekli insanlardan korkmazlar. Aksine onların varlığını kurumsal bir zenginlik olarak görürler. Hak etmeden yükselenler ise koltuklarını koruyabilmek için sürekli bir tehdit algısıyla yaşarlar.
Bu nedenle yukarıya karşı son derece itaatkâr, aşağıya karşı ise son derece sert davranabilirler.
Eğitim kurumlarında zaman zaman karşılaştığımız sorunların temelinde de bu psikoloji yatmaktadır. Sorun öğretmenin başarısı değildir; sorun, başarının bazı yöneticilere kendi başarısızlığını hatırlatmasıdır.
Bir okulun gelişmesini sağlayan şey; özgür düşünebilen öğretmenler, fikir üretebilen eğitimciler ve eleştiriden korkmayan yöneticilerdir.
Eğer bir kurumda konuşulan konu başarı değil de korkuysa, öğretmenler fişlenmiş ve gruplara ayrılmışsa orada dönüp yönetim anlayışını sorgulamak gerekir.
Bugün başka Irmak öğretmenlerin acısını yaşamamak için eğitim sistemimizin ihtiyacı olan şey adalet, şeffaflık ve liyakattir. Çünkü öğretmenine güven vermeyen bir sistemin öğrencisine umut vermesi de mümkün değildir.
Bu vesileyle Irmak öğretmene Allah’tan rahmet, ailesine, öğrencilerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyorum. Temennimiz, hiçbir öğretmenin kendisini yalnız, çaresiz ve değersiz hissetmediği bir eğitim ortamının inşa edilmesidir. Bunun yolu ise yönetici atamalarından başlayarak eğitim sisteminin her kademesinde liyakati hâkim kılmaktan geçmektedir
.
Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’i, eğitim camiasında yıllardır dile getirilen liyakat taleplerini daha güçlü şekilde değerlendirmeye ve öğretmenlerin adalet beklentilerine cevap verecek adımlar atmaya davet ediyorum. Çünkü güçlü bir eğitim sistemi, ancak kendisini değerli hisseden öğretmenlerin omuzlarında yükselebilir. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…