Halk TV'nin önüne nasıl geçeceksiniz Kemal Bey?
Siyasetçiler medya kuruluşlarını eleştirebilir.
Gazetecileri beğenmeyebilir, bir televizyon kanalının yayın çizgisine öfkelenebilir.
Bunların hepsi demokrasinin o çok sesli, zaman zaman da gürültülü doğasının bir parçasıdır.
Ama bir siyasetçinin çıkıp belirli bir televizyon kanalını açıkça işaret ederek, sahibini tarif ederek ve ardından da "Onun da önüne geçeceğim" demesi, artık sıradan bir medya eleştirisinin sınırlarını aşar.
Çünkü bu cümle sadece bir eleştiri değil; bu cümle, gücün asimetrik doğasının ve siyasetteki "mülkiyet" yanılsamasının ilanıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Halk TV'ye yönelik sözleri tam da bu yapısal dönüşüm nedeniyle tartışılmalı.
Yıllardır Türkiye'de muhalefetin en güçlü, en meşru itirazlarından biri medya üzerindeki siyasi baskılardı.
Gazetecilerin hedef gösterilmesine, ekranlara ayar verilmesine, medyanın tek tipleştirilmesine haklı olarak karşı çıkıldı.
"Özgür medya demokrasinin teminatıdır" sözü bir slogandan öte, toplumsal bir sözleşme gibi savunuldu.
İşte burada durup sormak gerekiyor:
Bir televizyon kanalı, bir siyasetçinin istediği yayınları yapmadığında onun sahibi kamuoyu önünde hedef tahtasına oturtulabilir mi?
Daha da önemlisi, "önüne geçeceğim" ne demektir?
Bir siyasetçi rakibinin önüne geçebilir.
Bir seçim kampanyasının ya da siyasi bir hareketin önüne geçebilir.
Ama bir televizyon kanalının "önüne geçmek" ne anlama gelir?
Üstelik Kılıçdaroğlu'nun konuşması yayınlayan bir televizyon kanalının..
İşte tartışılması gereken asıl sorun budur.
Bir medya organının önüne geçmek, onun varlık zeminini ortadan kaldırmak, sesini kısmak ya da onu kendi hizana çekmek demektir.
Bu dil, demokratik bir aktörün dili değil, alanı tamamen temizlemek isteyen "mutlak güç" arzusunun dilidir.
Demokrasilerde medya ile siyaset arasındaki ilişki doğası gereği gerilimlidir ve öyle de kalmalıdır. Gazeteciler soru sorar, araştırır, rahatsız eder. Siyasetçiler de buna kızabilir. Ancak medya özgürlüğünün temel güvencesi, bu gerilimin bir "hizalama mekanizmasına" ya da baskıya dönüşmemesidir.
Bugün Halk TV olur, yarın başka bir kanal.
Bu yüzden bu mesele sadece Halk TV meselesi değil. Mesele, muhalif olsun ya da olmasın, siyaset kurumunun "eleştiri karşısındaki tahammül sınırıdır."
Bir siyasetçi medyayı eleştirebilir, taraflı olduğunu iddia edebilir, hatta o ekranlara çıkmayı reddedebilir.
Bu onun demokratik hakkıdır.
Ama ne zaman ki medyanın "önüne geçmekten", yani onu engellemekten söz etmeye başlar, işte o zaman eleştirdiği şeyin prototipine dönüşmeye başlar.
Şimdi sormak gerekiyor.
Halk TV'nin önüne nasıl geçeceksiniz Kemal bey?
İktidara mı şikayet edeceksiniz?
RTÜK'ten ceza mı kestireceksiniz?
"Mutlak Butlan" yetmedi, "Mutlak Güç" mü istiyorsunuz?
Bu sorulara cevap vermeniz gerekiyor Kemal bey.