Gençlik ve Spor Bakanlığı başkentte satrancı öldürmek mi istiyor?

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığına Açık Çağrı: Başkentte Bir Satranç Merkezi Kurmak Bu Kadar Zor mu?

Tarih boyunca devletler ve medeniyetler satrancı hep önemsedi.

Osmanlı’da sadece vakit geçirmek için oynanan bir oyun değildi; stratejik düşüncenin ve zihinsel terbiyenin parçasıydı satranç. Rusya’da ise satranç neredeyse bir devlet politikasına dönüştü. Sovyetler Birliği, dünya şampiyonlarını tesadüfen çıkarmadı. Çocukları küçük yaşta analitik düşünmeye alıştırdılar çünkü satrancın geleceğin mühendislerini, bilim insanlarını, yöneticilerini yetiştireceğini biliyorlardı.

Gençlik ve Spor Bakanlığı başkentte satrancı öldürmek mi istiyor? - Resim : 1

Bizler de öğretmenler, aileler hatta devlet büyükleri bile gençlerden sürekli analitik düşünsünler, sabretsinler, bir sonraki adımı acele etmeden tasarlasınlar, karşısındakini sabırla beklesinler istiyoruz.

Peki bu becerileri onlara hangi ortamda kazandıracağız?

Birçok yol var ancak yukarıda saydıklarımı en eğlenceli, disiplinli ve tasarruflu yapan tek yol satrançtır.

64 karede oynanan bir oyun gibi görünür ama aslında bir zihin mektebidir. Ne çok ders verir.
Her hamle bir kararı, her karar bir sorumluluğu beraberinde getirir. Sabrı öğretir.

Önce düşünürsün, sonra hamle yaparsın. Karşındaki hamleyi yaparken de beklemeyi öğrenirsin. Yani satranç; plan yapmayı, sabretmeyi, sonucu kabullenmeyi ve yeniden başlamayı öğretir. Analitik düşünmenin, öngörünün, soğukkanlılığın en yalın halidir.

Bugün ülkemizin kalkınması için biz de aynı hedeflerden söz ediyoruz. “Teknoloji geliştiren nesiller”, “analitik düşünen gençler”, “yüksek katma değerli üretim” kavramları her konuşmada tekrarlanıyor. Cumhurbaşkanımız da gençlerin stratejik düşünme, bilim ve teknoloji alanlarında güçlü yetişmesi gerektiğini sık sık vurguluyor.

Gençlik ve Spor Bakanlığı başkentte satrancı öldürmek mi istiyor? - Resim : 2

Bu ülke yöneticileri satrancın önemini her fırsatta konuşurken, başkent Ankara’da çocukların insani şartlarda satranç oynayabileceği düzgün bir merkez neden hâlâ yok?

Bir dönem çözüm diye Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı’nda bir alan gösterildi. Ama satrancın ruhuna bundan daha aykırı bir yer olamazdı. Sürekli yolcu sirkülasyonu, kalabalık, güvenlik endişesi… Veliler haklı olarak itiraz etti, Türkiye Satranç Federasyonu şikâyet etti.

Çocuklardan dikkat toplamaları beklenirken, çevre dikkat dağıtmak için elinden geleni yapıyordu.

“Benim dünyam, satranç tahtasıydı; sınırlarım, düşüncelerimdi.”
(Stefan Zweig)

Bizim yüzlerce analitik düşünebilen satranç oyuncumuzun sınırı ise maalesef imkansızlık…

“Dostlar alışverişte görsün.” anlayışı ile bulunan palyatif çözümler soruna çare olmadı.

Satranç federasyonu ve velilerin yoğun talebi üzerine bu kez çözüm diye organizasyonlar Sincan’daki bir kapalı spor salonuna taşındı. Ankara merkezine 60 kilometre uzaklıktaki bu yer, birçok aile için fiilen ulaşılmaz halde. Maddi imkânı olmayan veli çocuğunu götüremiyor. Oyuncu sayısında sınırlama olunca zaten en başında belki de geleceğin satranç şampiyonu olacak ,ülkeye zihin değeri katacak yüzlerce oyuncu eleniyor hem onlar hem ülke kaybediyor.
Hadi o sayıya girdin müsabakaya katıldın diyelim .Bu kez de spor salonundaki gürültü, kargaşa …

Gençlik ve Spor Bakanlığı başkentte satrancı öldürmek mi istiyor? - Resim : 3

Bugün çocuklar satrancı, aynı anda başka branşların antrenman yaptığı gürültülü bir kapalı spor salonunda oynamaya çalışıyor.

Düdük sesleri. Tribün uğultuları. Maç sesleri. Antrenman gürültüsü.

Bu ortamda tam konsantrasyon beklemek, çocuklardan imkânsızı istemek değil de nedir?
Çünkü spor salonu yarışma süresi boyunca açık ve rutinine devam ediyor.

Oysa satranç dikkat ister, sessizlik ister, zihinsel yoğunlaşma ister. Bir çocuk bazen tek bir hamle için dakikalarca düşünür. Özellikle küçük yaşlarda dikkat çok çabuk dağılır, çevresel koşullar belirleyici olur.

Hülasa saat süren yol, yüksek maliyet, yorgunluk…
Daha baştan fırsat eşitsizliği başlıyor.

Bu yalnızca teknik bir eksiklik değil. Eşit şartlarda yarışma hakkına doğrudan müdahale. Sessiz ve uygun çalışma ortamına erişen çocuk avantaj kazanırken, dikkat problemi yaşayan çocuk geride kalıyor. “Bir salon bulduk” demekle iş bitmiyor. Yaptık oldu demekle olmuyor çünkü mesele, çocukların üstün yararı meselesi.

Gençlik ve Spor Bakanlığının bu konuya günü kurtaran çözümlerle değil, vizyoner bir anlayışla yaklaşması gerekiyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ortak çalışma yapılmalı. Siyaset, çocukların geleceğinin önüne geçmemeli.

Bu ne Perhiz Bu ne Lahana Turşusu!

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı hemen her fırsatta satrancın çocukların analitik düşünme becerisini geliştirdiğini, dikkat süresini artırdığını ve akademik başarıya katkı sunduğunu anlatıyor. Fakat iş uygulamaya geldiğinde satranç hâlâ ikinci planda bırakılıyor. Türkiye’nin dört bir yanında birçok branş için milyonlarca liralık modern tesisler yapılırken, başkent Ankara’da çocukların sessiz ve uygun koşullarda satranç oynayabileceği kalıcı bir merkezin hâlâ kurulamamış olması ciddi bir çelişkidir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı başkentte satrancı öldürmek mi istiyor? - Resim : 4

Satranç, Neden Daha Oyun Başlamadan Mat Edildi?

Bugün bazı spor branşları için en ince ayrıntısına kadar planlanan tesisler, ulaşım imkânları ve organizasyon destekleri sağlanırken; satranç sporcularının gürültülü salonlara, geçici çözümlere ve ulaşımı zor mekânlara mahkûm edilmesi kabul edilebilir değildir.

Satranca ikinci sınıf spor muamelesi yapılıyor ama satranç yalnızca bir oyun değil; düşünmeyi, plan yapmayı, sabretmeyi ve doğru karar vermeyi öğreten zihinsel bir eğitim alanıdır. Dünyanın gelişmiş ülkeleri satrancı eğitim sistemlerinin önemli bir parçası hâline getirirken, Türkiye’de satranç hâlâ gereken öneme kavuşmadı en azından uygulamada…

Millî Eğitim Bakanlığının da bu konuda daha aktif sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü mesele çocukların zihinsel gelişimine yatırım yapma meselesidir.

Çözüm aslında çok basit. Satranç bu kadar önemliyse, atıl duran kamu binaları, müsait okul salonları değerlendirilebilir. Hafta sonları boş kalan okulların sınıfları, belediye kültür merkezlerinin uygun salonları çocuklara açılabilir.

Dünyada birçok ülke bunu yapıyor. Biz de bu sorunu kalıcı çözümlerle çözmeliyiz palyatif çözümlerle değil.

Belki de bağımsız bir satranç merkezi kurulmalı merkezde.

Bir satranç merkezi kurmak ülkenin düşünce kapasitesine yatırımdır.

Sessiz, güvenli, merkezi ve ulaşılabilir bir satranç kompleksi; belki de geleceğin bilim insanlarını, mühendislerini, diplomatlarını yetiştirecek çocukların önünü açacaktır.

Stefan Zweig’in dediği gibi satranç, insan zihninin en büyük mücadelelerinden biridir.
Biz ise çocuklara o mücadeleyi verebilecekleri doğru ortamı bile sağlayamıyoruz. Sürekli “nitelikli nesil”, “analitik düşünen gençlik” söylemleri dile getirilirken, bu becerileri doğrudan geliştiren satrancın geri planda bırakılması büyük bir tutarsızlık yaratmaktadır.

Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

Türkiye Rusya