Kusursuzluğun bedelini çocukluğuyla ödeyen Michael Jackson: Bir dünya starına üzülmek…

Bu hafta vizyondaki Michael Jackson filmini izlemeye gittim. Uzun zamandır özellikle eğitim, çocuk gelişimi ve disiplin anlayışı üzerine düşündüren filmleri köşe yazılarımda değerlendirmek istiyordum. Michael Jackson filmi de bunun için çok güçlü bir başlangıç oldu benim için. Çünkü çocukluğumdan beri Michael Jackson hayranıyım. Onun parlayan ışığı, dünya starı olması hep ilgimi çekti. Tüm çocukluğumda, hatta gençliğimde onun ne kadar güzel, ne kadar mutlu bir hayat yaşadığını düşündüm. Sahnedeki enerjisi, milyonları peşinden sürükleyen karizması, alkışlar, konserler, ihtişam… Bunların hepsi dışarıdan bakıldığında kusursuz görünüyordu.

michael jackson

Durgun suda süzülen ördeklere dışarıdan bakınca ne kadar mükemmel ve sakin olduklarını görürüz ama suyun altında ayaklarını çılgınca ne çok çırptığını ne kadar yorulduklarını göremeyiz. Michael Jackson’ın hayatı da biraz böyleymiş. Tüm dünya onun ışığını izlerken kimse o ışığın Jackson’un kendi hayatında hangi karanlıklara sebep olarak parladığını görememiş.

Michael jackson film

Ahmet Kaya şarkısında: “Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz?” der ya , işte filmi izlerken benim aklıma tam olarak bu sözler geldi.

Çünkü Michael Jackson sahnede bir efsaneydi. Ancak perde arkasında çocukluğunu yaşayamamış, babasının ve belki de tüm dünyanın kendisine çocukluk borcu olan zavallı bir çocuk varmış aslında.

Hem onun hayatını yıllardır az çok bildiğimden hem de filmi izlerken şunu daha derinden hissettim: Daha küçücük yaşta ailesinin, özellikle de babasının hırslarına kurban edilmiş bir çocuk vardı karşımda. Oyun oynaması gereken yaşlarda saatler süren provalar, sıkı ve ölçüsüz disiplin, hata yapma korkusu, bitmek bilmeyen çalışmalar…

Düşünsenize, birçok çocuk arkadaşlarıyla sokakta koşarken o, sahnede kusursuz olmak zorunda.

“Dünyaya bir kez bakarız, çocuklukta.

Geri kalanı hatıradır.” der Louise Glück.

Ama maalesef Michael Jackson dünyaya çocukluğuna da tam anlamıyla bakamadı. Çünkü onun çocukluğu, babasının hırslarının gölgesinde geçti; oyunla, sokakla, arkadaşlarıyla değil, sahnelerle, provalarla ve bitmek bilmeyen sıkı disiplinli çalışmalarla büyüdü. Çocuk olması gereken yaşlarda “mükemmel olma” baskısını yaşadı.

Belki de bu yüzden bütün ömrü boyunca içinde eksik kalan o çocukluğu arayıp durdu. Çok büyük bütçelerle kurduğu “Neverland” de biraz bunun dışa vurumuydu aslında. Neverland, içinde lunaparkların, trenlerin, hayvanların, oyun alanlarının olduğu dev bir çocukluk hayalinin gerçeğe dönüşmüş haliydi. Sanki zihninde yarım kalmış bir dünyayı, gerçek hayatta tamamlamaya çalışıyordu.

Onun o ütopya gibi görünen çocukluğa dönüş hayalinin somutlaştığı tek yer Neverland’ti. Orada, belki de kendi yaşayamadığı çocukluğu başka çocuklar yaşasın istedi. Belki çocukken binemediği atlıkarıncaya yıllar sonra kendi kurduğu dünyada binmeye çalıştı. Kim bilir…

Tüm bunlar, kaybolan çocukluğunu geri alma çabasıydı. Çocukluğunu, ondan çalınan o yılları, bir şekilde geri satın alma girişimi…

Usta şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın:

“Affan Dede’ye para saydım

Sattı bana çocukluğumu

Artık ne yaşım var, ne adım;

Bilmiyorum kim olduğumu.

Hiçbir şey sorulmasın benden;

Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;

Havuzda su şırıl şırıldır.

Uçurtmam bulutlardan yüce,

Zıpzıplarım pırıl pırıldır.

Ne güzel dönüyor çemberim;

Hiç bitmese horoz şekerim!

dizelerinde söylediği gibi; milyonların hayran olduğu bir yıldız, aslında içinde hâlâ çocukluğunu satın almaya çalışan yalnız bir çocuktu.

Kusur Benim İmzamdır

Hayatı boyunca Michael Jackson’ın aslında “özel hayat” diye bir şeyi kalmadı. Hayranları onun da bir insan olduğunu unutup sürekli izlenmesi gereken bir figür gibi gördüler. Ne giydiği, nasıl göründüğü, ne söylediği, nerede olduğu… hepsi bir haber konusu, hepsi bir tartışma malzemesiydi. Sanki sürekli ışığın altında tutulması gereken bir nesneye dönüşmüştü.

Zamanla bu baskı daha da ağırlaştı. Özellikle cilt hastalığı (vitiligo) nedeniyle ten renginde yaşadığı değişim, medyada ve kamuoyunda çoğu zaman yanlış, eksik ve acımasız yorumlara konu edildi. Oysa bu, tıbbi bir durumdu. Ama anlatmak yerine varsaymak, anlamak yerine yargılamak daha kolaydı. Bu süreçte makyaj kullanması da, bir “kimlik değişimi” gibi sunuldu.

Medya ise tüm zalimliğiyle Onu bir sanatçıdan çok “magazin ekmeği” gibi gördü.

Her hareketi yanlış aktarıldı, her sözü başka yorumlandı, her farklılığı yeni bir tartışma konusu oldu.

Ve Michael Jackson’ın filmini izlerken, aslında bende çok ilginç bir şey oldu. Çocukluğumda ve gençliğimde hayranlıkla izlediğim, danslarını taklit etmeye çalıştığım, sahnedeki o “ulaşılamaz” figür olarak gördüğüm bir yıldızdı o. Ama bugün babalık rolünü de tatmış bir evlat olarak eğitim psikolojisi üzerine düşünebilen, çocuk gelişimini bilen bir yetişkin olarak , o hikâyeye bakışım tamamen değişti.

Çünkü o sahnelerin arkasında “çok yetenekli bir sanatçı” dan önce, çocukluğu elinden alınmış bir çocuk görüyorum. Oyun oynaması gereken yaşlarda disiplinle, baskıyla, provalarla büyütülmüş bir çocuk… Ve insan baba olunca bunu daha çok hissediyor. Bir çocuğun üzerine fazla yük bindirmenin ne kadar derin izler bırakabileceğini daha iyi anlıyor.

Eğitim psikolojisine göre çocukluk , sadece bir hazırlık dönemi değil; insanın temelidir. O temel sağlam kurulmazsa, üzerine ne kadar başarı inşa edilirse edilsin, içeride bir eksiklik kalır.

Filmden sonra biraz da belgesellerini izleyince Michael Jackson’a bakışım iki yön kazandı.

Bir yanım hâlâ o sahnedeki efsaneye hayran.

Artık sadece hayranlık yok içimde. O hayranlığın yanına çok güçlü bir acıma ve empati duygusu da eklendi. Hatta daha da ötesi… bir koruma refleksi.

Hayranlık, acıma ve empati…

Oturmuş küçücük evimde bir dünya starına üzülüyorum. Yaşamın ironisi budur belki de…

Sevgili anne babalar,

Çocuklarınıza “başarı” değil, önce çocukluk bırakalım.

Bir çocuğu dünyaya hazırlamanın yolu, ona dolu dolu bir çocukluk yaşatmaktır.

Mutlu bir çocuk, ileride her şeyi başarabilir.

Ama çocukluğu elinden alınmış bir başarı, başarısız bir gelecek ve yaşama dönüşür. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

Film Çocuk