Liberal demokrasi, Çin ve büyük güç rekabeti

Francis Fukuyama “Tarihin Sonu” teorisini, insanlığın ideolojik evriminin son aşamasına ulaşmış olabileceği inancıyla geliştirdi.

Fukuyama’ya göre bu, savaşların ya da çatışmaların tamamen sona ereceği anlamına gelmiyordu.

Samuel P. Huntington ise teoriye güçlü şekilde karşı çıktı.

Huntington'ın 1993 tarihli makalesi ve daha sonra yayımlanan Medeniyetler Çatışması ve Yeni Dünya Düzeni adlı kitabı çok tartışıldı.

Huntington "gelecekteki temel ayrım ideolojiler olmayacak, asıl belirleyici unsur medeniyetler ve kültürel kimlikler olacak" dedi.

Huntington'a göre geleceğin çatışmaları yalnızca ekonomi veya ideoloji üzerinden şekillenmeyecekti.

Dünyayı da İslam, Sinik (Çin), Hindu, Ortodoks, Latin Amerika gibi başlıca medeniyet bloklarına ayırdı.

Batı ile geri kalanlar arasında gerilimlerin artacağını öngördü.

***

11 Eylül saldırılarından sonra Ortadoğu savaşları ile birçok kişi Huntington’ın daha doğru çıktığını savundu.

Fukuyama ise daha sonra teorisini netleştirdi.

Liberal demokrasinin otomatik olarak yayılacağını hiçbir zaman söylemediğini, demokrasilerin gerileyebileceğini, otoriterliğin geri dönebileceğini ifade etti.

Son yıllarda özellikle milliyetçilik, popülizm, demokratik aşınma konusunda uyarılarda bulundu.

Özellikle Çin ve Rusya gibi otoriter güçlerin yükselişine dikkat çekti.

Çin'in ekonomisi ayrı başlık olmakla birlikte, genel yükselişi, bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

Bazıları Fukuyama’nın otoriter sistemlerin dayanıklılığını küçümsediğini, Huntington’ın medeniyetler arası jeopolitik rekabeti daha doğru öngördüğünü savundu.

Diğerleri ise Çin’in küresel kapitalizme derin şekilde entegre olduğunu, bunun da aslında Fukuyama’nın tezinin bazı yönlerini desteklediğini ileri sürdü.

***

Fukuyama ile Huntington arasındaki tartışma, Soğuk Savaş sonrası dönemin en önemli jeopolitik fikir ayrılıklarından biri haline geldi

Tartışmanın merkezindeki soru Sovyetler Birliği çöktükten sonra dünyayı artık neyin şekillendireceğiydi.

İki düşünür bu soruya tamamen farklı cevaplar verdi.

Tarihin insanlığın “en iyi siyasi sistem” arayışındaki ideolojik mücadelesi olduğu savunuldu.

Fukuyama’ya göre faşizm yenilmişti.

Sovyet komünizmi çökmüştü.

Geriye evrensel meşruiyet iddiası taşıyan tek model olarak liberal demokrasi kalmıştı.

Bu nedenle "liberal demokrasi insanlığın ulaşabileceği son büyük siyasi model" olabilirdi...

Fukuyama ayrıca modernleşmenin zamanla toplumları piyasa ekonomisine, hukukun üstünlüğüne, bireysel haklara, siyasi katılıma yaklaştıracağını düşünüyordu.

1990’ların, küreselleşme, internet iyimserliği, serbest ticaret, Avrupa Birliği genişlemesi gibi gelişmeleri Fukuyama’nın tezini çok güçlü göstermişti.

***

Bazıları Fukuyama’nın otoriter sistemlerin dayanıklılığını küçümsediğini, Huntington’ın Çin-Batı rekabetini daha doğru öngördüğünü savundu.

Özellikle Tayvan gerilimi, ABD-Çin teknoloji savaşı, milliyetçilik, jeopolitik bloklaşma Huntington tezine örnek gösterildi.

Çin’in küresel kapitalizme derin entegrasyonu ise Fukuyama tezine hem meydan okuyan hem de bazı yönlerden onu doğrulayan karmaşık bir örnek yarattı.

***

Trump ile Xi Jinping’in Pekin’de yapacağı görüşmenin ana başlıkları savaş, barış, İran, Tayvan ve ticaret gibi birçok konu olacak.

Masada yaptırımlar, Çin’in İran ve Rusya ile ekonomik ilişkileri, yapay zekâ yer alıyor.

Washington Çin’den daha fazla tarım ürünü alımı, Boeing uçak siparişleri ile enerji ve havacılık alanlarında yeni anlaşmalar bekliyor...

İran başlığı en kritik güvenlik dosyalarından biri olacak.

Trump yönetimi, Çin’in İran’a ekonomik gelir sağladığını, çift kullanımlı teknoloji ve parçalar verdiğini ve potansiyel silah desteği riski taşıdığını düşünüyor.

Washington’ın Xi’den İran üzerinde baskı kurmasını istemesi bekleniyor.

Son günlerde açıklanan yeni ABD yaptırımları da gündeme gelecek.

ABD ve Çin arasında yapay zekâ konusunda henüz resmi bir mekanizma yok.

Taraflar AI’ın güvenlik riskleri, siber saldırılar ve kriz yönetimi konusunda ilk temas kanallarını oluşturmayı değerlendiriyor.

***

Beyaz Saray Tayvan politikasında değişiklik olmayacağını vurguladı...

Trump yönetiminin Taipei’ye silah satışlarını artırdığı ve Tayvan’ın savunma bütçesini yükseltmesini istediği belirtiliyor.

Taraflar geçen yıl Busan’da yapılan nadir toprak elementleri anlaşmasının uzatılmasını da görüşüyor.

Beyaz Saray Çin’den ABD’ye yönelik büyük bir yatırım paketi beklentisini reddetti.

Beyaz Saray ayrıca Çin ile kapsamlı bir nükleer silah kontrol anlaşması ya da büyük yeni bir siber güvenlik anlaşması konusunda ilerleme beklemediğini açık şekilde ortaya koydu.

***

İsrail Başbakanı Netanyahu ise CBS’e verdiği röportajda İran savaşının fiilen sona ermediğini savundu.

İran’ın nükleer kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmadığını söyleyen Netanyahu, gerekirse yeniden askeri müdahale seçeneğinin masada olduğunu ifade etti.

İran’ın sunduğu son teklif ise Washington tarafından reddedildi.

Trump'ın ateşkesi uzatması, korktuğuna yorulmakta.

Ancak İran'ın sunduğu son teklifi geri çevirdi.

Bazı stratejistler İran krizini, olası bir ABD-Çin güç mücadelesinin ön provası olarak değerlendiriyor.

İran krizinin nasıl şekilleneceğine son noktayı da Trump'ın Çin lideri Xi Jinping ile bu hafta yapacağı görüşme koyabilir.

****

Başkan Donald Trump ile Jinping bir araya geldiğinde, Trump’ın gündeme getirme sözü verdiği başka bir mesele daha var.

Hristiyan bir papaz ve Zion Church lideri olan Ezra Jin vakası.

Jin Ekim ayında Çin polisi tarafından gözaltına alındı ve ailesi o tarihten bu yana kendisiyle iletişim kuramadı.

Konu ABD'de, Çin Komünist Partisi’nin vatandaşlarının Tanrı ile ilişkilerini kontrol etme çabasının sembol davalarından biri olarak sunulmakta...

Bu anlamda kültürel kimlik, medeniyet, ideoloji ayrımları da savaşların devam eden cephelerinden.