Rakamlar aldatmasın: Beşiktaş kimliğini kaybetti
Bazı takımlar yenilir, tabelanın azizliğine uğrar, omuz silkip geçerler. Bazıları ise çözülür; iplik iplik dökülür, formanın asaletini rüzgâra kaptırırlar. Beşiktaş bu sezon sadece mağlup olmadı, Beşiktaş bu sezon çözüldü. İnsanın canını yakan da bu; bir devin diz çökmesi değil, o dizlerin neden titrediğini bilemeyişidir. Çünkü çürüyen şey kramponun altındaki yetenek değil, göğüs kafesinin içindeki ruhtur.
Hemen hemen her yıl değişen yönetim, her gelenin yeni bir teknik adamla anlaşması ve apar topar yapılan transferler bu çürümenin nedenleriydi.
Eskiden siyah ile beyazın arasında, İnönü’nün o çilekeş ama heybetli betonlarında bir vakur duruş vardı. Rakip takım daha soyunma odasının eşiğinde nefesini tüketir, tribünlerden gelen o sağır edici uğultu futbolcunun ensesine soğuk bir bıçak gibi dayanırdı. Şimdiki Beşiktaş ise bazen top oynuyor, bazen sadece üzerindeki formayı bir emanetçi gibi taşıyor.
RAKAMLAR ALDATMASIN
Rakamlar, futbolun sadece dış kabuğudur; gerçeği gizleyen süslü yalanlardır.
57 gol atmışlar.
Topa yüzde 55 sahip olmuşlar.
Maç başına 16.7 şut çekmişler.
Futbol bazen istatistiğin haykırdığı yerde değil, sustuğu kuytularda gizlidir. Bu takım, çok konuşan ama sahada kelâmı eksik kalan bir kabadayı gibi... Yumruğu var ama caydırıcılığı kalmamış. Gol yollarındaki o yüzde 10’luk verim, sadece bir beceriksizlik belgesi değil, bir kararsızlık ilanıdır. Büyük takım, rakibin şah damarını hissettiği an elini titretmez. Beşiktaş bu sezon her kritik eşikte titredi.
DURAN TOPUN CENAZE MARŞI
Bir büyük takımın karakterini açık eden en acı rakam şudur: 18 serbest vuruş ve sadece 1 gol.
Duran top dediğin tesadüfün oyuncağı değildir; o, teknik heyetin gece lambası, çalışılmış aklın ezberidir, disiplindir. Eğer bir takım duran topları bu kadar sefil kullanıyorsa, mesele sadece vuranın ayağı değil, organizasyonun ruhsuzluğudur. Eskiden tribün ayağa kalkardı o toplarda; şimdi rakip kaleci baraj kurarken esniyor.
Tammy Abraham’ın kaçırdığı o uçucu fırsatlar, ceza sahasına kadar getirilen ama finalde düğümlenen o ataklar... Hepsi aynı hüzünlü hikâyenin parçaları: Yarım kalmış bir senfoni.
ENKAZIN İÇİNDE YALNIZ ŞÖVALYE
Büyük takım kötü oynayabilir ama rakibine kendi elleriyle zafer paketleyemez. 9 gole mal olan bireysel hatalar, Beşiktaş’ın rakiple değil, bizzat kendi aklıyla savaştığını kanıtlıyor. Ve bu toz dumanın ortasında bir adam; Orkun Kökçü.
Kış boyunca sustu.
Baharla birlikte takımın kalbi gibi atmaya başladı.
Sahanın ortasında bazen bir marangoz gibi ince işçilik yaptı.
Bazen bir hamal gibi koca bir enkazı sırtında taşıdı.
8 gol, 7 asist...
Ama futbol zalimdir; bir adamın doğruları, on kişinin dağınıklığını örtmeye yetmez.
Cerny bir şeyler fısıldadı,
Emirhan büyümeye heveslendi,
Ersin bazı geceler eski efsanelerin hayaletini kaleye çağırdı.
Oh bazen umut verdi, bazen bir sis gibi dağıldı.
Lakin Beşiktaş, bireylerin toplamından fazlası olmak zorundaydı.
BEŞİKTAŞ KARAKTERİNİ KAYBETTİ
Sonuçta sezon hayal kırıklığıyla bitti.
Belki gelecek bir Türkiye Kupası vitrindeki tozu örter.
Ama taraftar bilir; bazı çatlaklar kupayla kapanmaz.
Oysa, Beşiktaş dediğin, rakip sahaya ayak bastığında o formanın altındaki tarih baskısını hissettirmektir. Bu sezon o ağırlık terazide eksik geldi. Üzülerek söylemeli ki; Beşiktaş bu sezon sadece maç kaybetmedi, Beşiktaş bu sezon biraz da karakter kaybetti.
Çünkü Beşiktaş’ta mesele hiçbir zaman sadece futbol olmadı.
Mesele, o formanın içinde nasıl bir adam durduğuydu.