Şahin Aybek
Zihniyet her şeydir
“Neden bazı çocuklar öğrenme için çabalarken bazıları yapamayacağına inanır ve uğraşmayı bırakır? Çabanın zekâ ile ilgisi var mı? Çocuğunuzu “zeki” diye övmek ona zarar mı veriyor, yoksa zeki olduğunu düşünerek büyümesine yardımcı mı oluyor?”

“Ebeveynler olarak en sevdiğimiz varlıklar olan çocuklarımızın öğrenme yolculuğunda onlara eşlik etmek, yol göstermek isteriz. Ancak bazen bunu nasıl yapacağımızı bilmediğimizden, üstüne bir de kendi inançlarımızı farkında olmadan çocuklara aktardığımız için onlara yardımcı olmak yerine zarar bile verebiliriz. İngilizcede “Mindset” olarak kullanılan ZİHNİYET yapısı bize sürecin neden böyle işlediğinin cevabını verir.”
Yasemin Karakaya Arslan ve Prof. Dr. Belgin Elmas ile “zihniyet” ve çocuk yetiştirme üzerine konuştuk.

Yasemin hocam nedir bu “zihniyet” ve neden bu kadar önemli?
Mindset, yani zihniyet; bir insanın yetenekleri, zekâsı ve başarısı hakkındaki temel inançlarıdır. Stanford Üniversitesi profesörü Carol Dweck”in araştırmalarına göre iki tür zihniyet yapısı vardır: “sabit zihniyet” ve “büyüme zihniyeti.” Sabit zihniyette insan, zekanın ve yeteneğin doğuştan belirlendiğine, değiştirilemeyeceğine inanır. Büyüme zihniyetinde ise beyin ve yeteneğin çaba, strateji ve doğru rehberlikle gelişebileceği ön kabulü vardır. Ve bu iki inanç; motivasyonu, öğrenmeyi, zorluklarla başa çıkmayı, hatta insan ilişkilerini bile doğrudan şekillendirir.
Belgin hocam peki akademik başarıda sadece zekâ mı belirleyici?
Angela Duckworth”un Grit, yani Azim modeli, uzun vadeli başarının en güçlü belirleyicisinin zekâ değil; tutku ve süreklilik olduğunu ortaya koyuyor. Azim dört unsurdan oluşuyor: ilgi, pratik, amaç ve umut. Hayatın pek çok alanında gördüğümüz gibi zekâsıyla öne çıkan ama azmi olmayan bir çocuk, zamanla ortalama zekâlı ama azimli bir çocuğun gerisinde kalıyor. Bu denklem ebeveynler açısından önemli bir bakış açısı değişikliği anlamına geliyor: Asıl mesele çocuğun ne kadar zeki olduğu değil, ilgisini besleyip besleyemediğimiz, zorluklarla yüzleşmesine alan açıp açamadığımız ve bir amaca bağlı hareket etmesini destekleyip destekleyemediğimizdir.
Yasemin hocam sabit zihniyeti tetikleyen durumlar neler?
Dweck”in araştırmaları, çocukların sabit zihniyete geçtiği altı tetikleyici an tanımlıyor: zorlukla karşılaşmak, başarısızlık yaşamak, çaba gerektiren görevlerle uğraşmak, eleştiri almak, başkasıyla kıyaslanmak ve başarı baskısı hissetmek. Bu anların ortak noktası, çocuğun içindeki "yapamam sesini" devreye sokmasıdır. Sabit zihniyette başarısızlık yetersizliğin kanıtı, çaba ise zekanın yokluğunun işareti olarak yorumlanır; bu yüzden çocuk denemekten, yanılmaktan ve risk almaktan kaçınmaya başlar. Ebeveynin görevi bu kırılgan anları fark etmek ve dili yeniden çerçevelemektir. "Zor görünüyor, ama beynin tam şu an büyüyor. Nereden başlayabiliriz?" gibi bir yanıt, çocuğun hissini yadsımadan zorluğu bir tehdit olmaktan çıkarıp öğrenme sürecinin doğal bir parçası hâline getirir.
Yasemin hocam ebeveynlerin farkında olmadan en sık düştüğü tuzak nedir?
"Zeki çocuğum, yetenekli çocuğum" övgüsü kulağa çok masum, hatta sevgi dolu geliyor; ancak Dweck”in araştırmaları bu kişilik övgüsünün çocuğa farkında olmadan şunu öğrettiğini gösteriyor: "Zekân bir armağan, başarılı olmak için çabalamana gerek yok, sen zaten yapabilirsin." Bu mesajı içselleştiren çocuk, zorlandığında o "zeki" kimliğinin tehlikeye girdiğini hisseder ve kendini korumak için hata yapmaktan, zorlu görevlerden kaçınmaya başlar. Çocuğa zarar vermeyen, onu teşvik eden ise sürece odaklanan övgüdür: Kişiliği değil, çabayı ve stratejiyi öne çıkaran "Çok çalıştın", "Farklı bir yol denedin", "Vazgeçmeden devam ettiğini görmek beni çok mutlu etti" gibi ifadeler. Bu küçük dil farkı, çocuğa başarının kimliğinde değil, çabasında yattığını öğretir.
Belgin hocam nasıl pes etmeyen, çabalayan çocuklar yetiştirebiliriz?
Önce çocukların neden pes ettiğine bakalım. “Tembel” oldukları için mi? Kesinlikle hayır ve bu etiketi çocuklara yapıştırmak asıl sorunu görünmez kılarak onlara büyük zarar verir. Çocukların pes etmesinin dört temel nedeni var: başarısızlık korkusu, öğrenilmiş çaresizlik, anlam eksikliği ve yetersiz duygusal güvenlik. “Öğrenilmiş çaresizlik” özellikle dikkat etmemiz gereken bir konu. Bir çocuk başarısız olduğunda neden başarısız olduğunu ve nasıl ilerleyebileceğini anlamasına yardımcı olacak bir geri bildirim alamazsa motivasyonu kırılır. Aynı başarısızlık bir kez daha tekrarlandığında ve yine sessizlikle geçiştirildiğinde çocuk kaçınılmaz bir sonuca ulaşır: "Ne yaparsam yapayım, sonuç değişmiyor, bundan sonra da değişmeyecek”. Bu noktadan sonra çabalamaktan vazgeçer, çünkü çabanın işe yaramadığını deneyimleyerek öğrenmiştir. Görüldüğü gibi bu bir karakter ya da irade sorunu değil, sistemin çocuğa tekrar tekrar verdiği mesajın yarattığı bir inançtır ve bir kez yerleşti mi, değiştirmek giderek güçleşir.
Yasemin hocam peki “yapamıyorum” diyen çocuğumuza nasıl yaklaşmalıyız?
“Yapamıyorum” bir son nokta. “HENÜZ yapamıyorum” ise bir kapı aralığı. Bu iki kelime arasındaki fark, zihinsel olarak devasa. Dweck bunu “henüz”ün gücü olarak adlandırıyor. Çocuğunuz “Bunu çözemedim” dediğinde “Henüz çözemedin” diye yanıt vermek, beynine yolculuğun bitmediğini söylüyor. Küçük bir dil dönüşümü, büyük bir bakış açısı değişimi.
Yasemin hocam kendini kötü hisseden çocuğumuza nasıl yaklaşmalıyız?
Çocuk psikiyatri uzmanı Dr. Becky Kennedy”nin altın bir kuralı var. “Önce bağlan, sonra düzelt” Çocuğunuz sinirli, üzgün ya da hayal kırıklığı içindeyken ona “böyle davranma,” “abartma” demek, yapması gereken ödevini hatırlatmak aranızdaki duygusal bağı koparıyor. Benzer bir şekilde zaten üzgün olan çocuğunuza “ben olsam şöyle yapardım” ya da “beni dinleseydin böyle olmazdı” diye tavsiye ya da ders vermeye çalışan bir dil, ya da “boş ver, takma kafana önemli değil” diye çocuğun üzüntüsünün üstünü örtmeye çalışan bir tutumun onunla aranızdaki bağı ve güveni zedeleyeceğini biliyoruz. Neden mi? Çünkü beyin tehdit altında rasyonel düşünemiyor ve doğrudan kendini kapatarak korumaya alıyor. Çocuğunuz sizi dinlemiyor. Peki ne yapmalıyız? “Zor bir gün geçirmişsin, anlıyorum” diyerek önce onun hissettiği duyguyu anladığımızı göstermeliyiz. Bu, çocuğun prefrontal korteksini, yani düşünen beyin bölgesini açıyor. Çocuk ancak anlaşıldığını hissedip sakinleştikten sonra ona söyleyeceklerinizi dinleyebilir. Burada da doğrudan problemi çözerek ona yardımcı olmaya çalışmak değil de “ne yapmayı düşünüyorsun? sana nasıl yardımcı olabilirim?” diye sorarak çocuğun özerkliğini koruyan ve ona destek olan bir tutum sergilemeliyiz.
Belgin hocam öğrenme sürecinin aşamaları var mı?
Öğrenme süreci aslında beş aşamalı bir yolculuktur. İlk aşamada çocuk bilmediğinin bile farkında değildir. İkinci aşamada zorlandığını fark eder; üçüncüde çabayla yapabildiğini görür, dördüncüde bu beceri artık doğal bir hal alır ve son aşamada ustalaşma gerçekleşir. Ebeveynler açısından kritik olan şu: Çocuğun "anlamıyorum" dediği an bir kriz değil, ikinci aşamanın başlangıcıdır. Yani farkındalık açılmıştır ve öğrenme tam da o anda filizlenmeye başlamaktadır. Bu anı panikle ya da hayal kırıklığıyla karşılamak, çocuğu tam da öğrenmeye en açık olduğu eşikte duraksatır. Öğrenmenin gerçekleşmesi için tek yol çaba ve pratiktir; bunun kestirme bir yolu yoktur. Dolayısıyla "anlamıyorum" cümlesi, aslında "öğreniyorum" cümlesinin bir önceki halidir.
Yasemin hocam evde büyüme zihniyeti oluşturmak için ne yapabiliriz?
Bunun için önce aile içinde bir kültür oluşturmak gerekiyor: Sadece başarıların değil, hataların da rahatça konuşulabildiği bir ortam. Akşam yemeğinde "Bugün ne öğrendik ne hata yaptık?" diye sormak küçük ama dönüştürücü bir alışkanlıktır. Ebeveynin kendi hatalarını, başarısızlıklarını ve bu süreçten neler öğrendiğini, hatta bazen çıkış yolu bulamadığını çocuğuyla paylaşması, büyüme zihniyetini söylemle değil yaşayarak modellemektir. Sizi hep başarılı gören bir çocuk için "Ben de yanıldım, tekrar deneyeceğim" cümlesi, bir zayıflık itirafı değil; en güçlü öğretilerden biridir.
Unutmayın, değişim büyük kırılmalarla değil, küçük ama tutarlı adımlarla gelir.
Sevgili hocalarım değerli bilgileriniz için sizlere teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...