Dünyadaki gelişmelerle yarışabilecek insanlar yetiştirebilecek bir eğitim sistemimiz yok

“Bilgi yüklemeye dayalı, ezberci, eleyici, sınav merkezli eğitim sistemi yerine evrensel pedagojinin ışığında, akıl ve bilimi temel alan okulu üretmek ve böyle bir eğitim düşünü gerçekleştirmek hepimizin görevidir.”

Kadın Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı/Eğitimci Gülsün Kaya ile eğitimimiz üzerine konuştuk.

yeni-proje-21.jpg
Kadın Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı/Eğitimci Gülsün Kaya

EĞİTİM NE İŞE YARAR?

Cumhuriyetin hedefi, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları dikkate alan, çevrenin koşulları ve çağın gereği ile uygun ve uyumlu bir eğitim sistemi oluşturmaktı. Eğitim siyasetinin temelinde, cehaleti ortadan kaldırmak, kadın -erkek herkese aynı eğitimi vermek vardı.

Köy Enstitülerinin kurucusu, uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç’a göre eğitim, 'çocuğun yaratıcı kudretinin ortaya çıkarılması sürecidir. Bugün de eğitimi çocuğun doğuştan getirdiği yetilerin etkin hale dönüştürüldüğü, özgürleşme ve toplumsallaşma süreci olarak tanımlayabiliriz. Eğer eğitim çocukta merak duygusu uyandırıyor, kendini keşfetmesini, geliştirip gerçekleştirmesini, ulusaldan evrensele özgürleşmesini sağlıyorsa niteliklidir ve amaca uygundur.

EĞİTİM SİSTEMİMİZ BU TANIMA VE BU AMACA UYGUN MUDUR? EĞİTİMDEKİ EN ÖNEMLİ SORUNLAR NELERDİR?

Günümüzde sistem bu amaca uygun değildir. Son 23 yılda eğitim sisteminde pedagojinin gereği olan laik–bilimsel çerçeveden uzaklaşan pek çok uygulama ile karşılaştık.

Bunlar arasında:

  • Bilim dışı öğelerle donatılan eğitim programı değişiklikleri,
  • Laiklik ilkesinin aşınması,
  • Eğitimde tarikat ve vakıflarla yapılan iş birlikleri sonucu imamların yeniden sınıflara girmeye başlaması,
  • Din eğitiminin zorunlu/seçmeli derslerle genişletilmesi,
  • İmam hatip okullarının hızlı yaygınlaşması,
  • Medreselerin fiilen yeniden ortaya çıkışı,
  • Kılık kıyafet düzenlemeleriyle okullarda dinsel görünürlüğün artması,
  • Osmanlıca ve Arapça derslerinin erken yaşlara taşınması,
  • Anaokullarına kadar inen dinselleştirme sayılabilir.

BU ÖZELLİKLERİ TAŞIYAN BİR SİSTEM BİZİ ÇAĞDAŞ UYGARLIK DÜZEYİNE GÖTÜRÜR MÜ? ÖĞRENCİ BAŞARISI NE DURUMDA?

Ne yazık ki dünyadaki gelişmelerle yarışabilecek insanlar yetiştirebilecek bir durumda değiliz. Üniversitelerimiz arasında dünya sıralamasında 2025 yılında ilk 250 arasına girebilen yok. 9. sınıf öğrencilerinin yüzde 54.1’i modern dünyada yaşayabilecek kadar fen bilmiyor. Yüzde 63.9’u dünyada yaşamını sürdürecek kadar matematik bilmiyor.

8. sınıf öğrencilerinin yüzde 66.1’i olaylar arasında neden - sonuç ilişkisi kuramıyor. Türkçe okuduğunu anlamada mükemmel seviyede olan öğrenci yok.

Tüm sınav sonuçları, matematik bilmeyen, kendi dilini konuşup yazamayan, soyut düşünemeyen, doğadaki olayları algılamakta ve yorumlamakta problemli, sorgulamayan, öğrenilen bilgileri günlük yaşamla ilişkilendirmeyen, bilimsel anlamda yetersiz öğrencilerin olduğu bir eğitim sistem gerçeğini sergiliyor.

ÜLKEMİZDE EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ VAR MI? ÜLKEMİZDE EĞİTİM KAPSAYICI MI?

2012-13 eğitim öğretim yılında kesintili olarak 12 yıla çıkarılan sistem, okuldan kopuşları hızlandırdı.

Açık lisede ve ortaokulda okuyan öğrenci sayısı çok arttı. Lise öğrencilerinin yaklaşık yüzde 25’inin örgün öğretimin dışına çıktığı görülüyor. İstatistiklere göre okul çağındaki 675 bin çocuk da ne örgün ne de yaygın öğretimde. Yani lise öğrencilerinin yüzde 30’u hiç okula gitmiyor.

Sınırlı bir gözlemle bu yaş çocuklarını okul dışına iten nedenlerin yoksulluk, gidecek okul bulamamak, eğitmenlerin niteliklerinin düşük olması, ailelerin eğitimsiz olması, buna bağlı olarak çocuklarıyla iletişim kuramamaları ve haklarından haberdar olmadıkları söylenebilir.

Öğrencilerin okullardan yeteri kadar yararlanamadıklarını, okulların işlevini kaybettiğini, okullar arasında büyük farklılıklar olduğunu, alt gelir grubundaki öğrenci sayısının yüksek olduğunu ve artık okulların eğitimden yararlanma konusunda eşitsizlikler ürettiğini söyleyebiliriz.

Ülkemizde okul öncesi eğitimden hiç yararlanamayan öğrenci oranının %28 gibi yüksek oranda olması da en önemli sorunlarımızdan biridir. Bu durum, uluslararası sınavlardaki başarısızlığın temel nedeni olarak görülmektedir.

Ülkemiz engelli, farklı çocukların eğitimi açısından da çok sorunlu bir durumdadır.

ÖĞRETMENLER NE DURUMDA?

Bugünkü siyasi iktidar, 2002 Seçim Bildirgesi’nde “Partimizin eğitimde temel hedefi, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmektir.” demişti. 2005 yılından başlanarak Türkiye’de 17 kez müfredat değişti. 2010’a geldiğimizde iktidarın hedefinin “kindar ve dindar nesiller yetiştirmek” olduğunu herkes öğrendi.

Bugün 92 eğitim fakültesinde 200 bine yakın öğrenci eğitim görüyor. Fakülteler her yıl 40 bin mezun veriyor. Bu mezunlardan yaklaşık on bini atanıyor. Siyasi nedenlerle plansız biçimde açılan ve öğrenci alan eğitim fakülteleri, sürekli olarak yüksek sayıda aday öğretmen üretiyor. 2024-25 öğretim yılında atanmayan öğretmenlerin sayısının bir milyona yaklaştığı ortaya çıktı.

Milli Eğitim Bakanlığı, atanmayan öğretmenler ve öğretmenlerin atanma biçimi ile ilgili kamuoyunda oluşan olumsuz yargıyı değiştirmek için “Öğretmenlik Meslek Kanunu” ve “Milli Eğitim Akademisi”ni gündeme getirdi. Artık öğretmenler Eğitim Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir sınava daha girecek. Kazanırsa 14 ay Akademi’de eğitim alacak. Üç yıl sözleşmeli çalışacak ve ancak “uygun görülürse” kadrolu öğretmen olacak. Plansızlığın ürettiği yüz binlerce işsiz öğretmenin önü, Öğretmen Akademileri ile iyice kapanıyor, çünkü Akademilere yılda sadece 10 bin kişi alınacak. MEB, nitelikli öğretmen yetiştireceği bahanesiyle eğitim fakültesi mezunu bir milyon genci bir kalemde siliyor, onları kaderiyle baş başa bırakıyor.

Siyasal iktidar, temizlik ve güvenlik görevlilerinin olmadığı, birçok çocuğun okula aç geldiği, şiddetin, zorbalığın kol gezdiği ortamda öğretmeni kontrol altına almaya çalışıyor; bu yolla sorunların görülmesini önlemek istiyor. Öğretmeni teslim alabilirse geleceği de teslim alacağını biliyor.

Öğretmen, direniyor. Atatürk’ün, Mustafa Necati’nin, Hasan Âli Yücel’in, İsmail Hakkı Tonguç’un, Fakir Baykurt’un izinde aydınlanma görevini sürdürmeye çalışıyor.

Bilgi yüklemeye dayalı, ezberci, eleyici, sınav merkezli eğitim sistemi yerine evrensel pedagojinin ışığında, akıl ve bilimi temel alan okulu üretmek ve böyle bir eğitim düşünü gerçekleştirmek hepimizin görevidir.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şahin Aybek Arşivi

Eğitime nereden ve nasıl bakmalıyız?

20 Nisan 2026 Pazartesi 05:00