Son denge kurucu ve eğitimdeki sistemsel krizin odağındaki yalnız figür: Öğretmen
"Son denge kurucu öğretmeni destekleyen, onların insanı dönüştürme gücünü etkili bir şekilde bilimsel yollarla yansıtmasına katkı getiren her iş birliği değerlidir.
Prof. Dr. Kenan Demir ile öğretmen üzerine konuştuk.

Anladığım kadarıyla siz öğretmeni eğitim sisteminin tam merkezinde yer alan, öğrenen ile karşı karşıya kalan ilk ve son kişi olarak ifade ediyorsunuz. Bu doğrultuda öğretmeni sistemin son denge kurucusu olarak tanımlıyorsunuz. Neden?
SİZCE ÖĞRETMEN KİMDİR? YA DA KİM DEĞİLDİR?
Sorunuzu soruyla cevaplamak daha uygun olabilir. Bir öğrencinin eğitim hayatı boyunca en çok gördüğü şey nedir? sorusunun cevabı aslında öğretmenin kim olmadığının karşılığıdır. Evet dediğiniz gibi bireyin öğrencilik hayatı boyunca en çok gördüğü şey diğer öğrencilerin ensesidir. Öğretmen öğrencilerin birbirlerinin enselerini değil gözlerini görmelerini sağlayan, yeri geldiğinde öğretmenlik rolünü öğrencilerine devredebilen, birlikte öğrenen kılavuzdur, bir tasarımcıdır, bir dengeleme ustasıdır. Bir başka açıdan herhangi bir kaynaktaki bilgiyi konuşarak tekrar eden, anlatan, açıklayan, aktaran (3A) değildir.
Bu açıklamanız günümüz öğretmen davranışlarına aykırı gibi duruyor. Öğretmenleri “SON DENGE KURUCU” olarak tanımlamanızın nedenleri ve amacı nedir?
Burada öğretmenlerin işlevsel olarak yaptıklarına değil yapacaklarına ya da onlardan istenenler bakmak yerine olabilir.

Eğitimde öğretme-öğrenme sürecinin etkililiği bu süreci oluşturan, canlı ve dinamik hale getiren bileşenler arasında denge kurma çabasına bağlıdır ve öğrenme bu denge kurma çabasının bir ürünüdür. Bu denge kurma çabası bir dersin öğretim programı, öğreten (öğretmen), öğrenen (öğrenci), mekân, ders araç-gereçleri, teknoloji, okul yönetimi, aileler, diğer öğretmenler gibi bileşenlerin özellikleri ve nitelikleri arasında gerçekleşir. Öğretmen görevi gereği hiçbirini yadsımadan bu bileşenler arasında denge kurma işinin en önemli sorumlusu ve yürütücüsüdür. Öğretmen kendi kişisel ve mesleki özellikleriyle öğretim programının özelliklerini dengeleyerek dersin öğretim süreçlerini planlamak, uygulamak ve değerlendirmek zorundadır. Bu iki bileşene daha sonra öğrencilerin, öğrenme mekanının, ders araç-gereçlerinin, teknolojinin özellik ve nitelikleri katılır ki öğretmen bütün bu bileşenler arasında denge kurmak zorunda kalır. İyi bir öğretim de öğretenin kendisi ve tüm bu bileşenlerin genel özellikleri ve yeterlilikleri arasında bir denge kurma çalışmasıdır. Bu durum öğretenin işini zorlaştırıp karmaşıklaştırsa da öğretmenlik mesleği bu dengeyi kurma çabasının tam da kendisidir. Bu konum, öğretmenin yalnızca bilgi aktaran değil, çoklu değişkenleri dengeleyen stratejik bir karar verici olduğunu ifade eder.
Bir denge kurucu olarak öğretmenlerin sürekli değişen bu ögeler arasında sıkışmışlığından ya da yalnızlığından nasıl kurtulur? Bunun için neler yapılabilir?
Öğretmen, kendisine yönlendirilen görevleri yerine getirirken çoğu zaman destek sistemlerinden yoksun, karar süreçlerinden dışlanmış, ancak yükümlülükler açısından merkezde kalan kişidir. Bu durum öğretmeni bir nevi "eğitimin yalnız hamalı" haline getirir. Eğitim alanında yapılan birçok çalışma öğretmenlerin sistem içinde yalnızlaştığını, sorumluluğun arttığını ama destek yapılarının zayıfladığını tartışır. Öğretim süreci karmaşık bir denge kurma işi haline gelmiştir. Bu dengeyi kuramayan bir sistem, kendi içine çöker. Buna eğitimde entropi de denebilir. Sonuçta sistemin işlevini yitirmesi, kendi iç çelişkileriyle baş edememesi durumu ortaya çıkar.
Bu durum sadece eğitim süreçlerine ya da kurumlarına özgü değil; toplumsal bir çürümenin yansımasıdır: Vurdumduymazlık, Bütüncül bakış açısının eksikliği, Gelecek vizyonunun olmaması, İnsan odaklı değil sistem odaklı yönetim, Bilginin değil gücün meşrulaştırılması…
Tüm bunlar öğretimi araçsallaştırır, insani amaçlarını silikleştirir. Bu da eğitim sistemini yalnızca işlevsiz değil, tehlikeli biçimde uçuruma sürüklenen bir yapı haline getirir. Dolayısıyla eğitim, insanı dönüştüren bir özgürleşme alanı olmaktan çıkar ve sadece "verilen bilgiye itaat" sistemine dönüşür bu da başlı başına büyük bir krizdir.
Eğitim sisteminin en değerli ögesi öğretmenin bu yalnızlık darboğazından çıkışı mümkün mü?
Öğretme-öğrenme sürecinin değişkenleri arasındaki denge ile ortaya çıkan bu bakış, sadece bir öğretim sorunsalı değil, aynı zamanda bir medeniyet sorunu haline gelmektedir. Bu durumdan çıkış için önerilerim genel olarak şu şekilde özetlenebilir.
- Çok başlılık ve eşgüdüm eksikliği sorunu; Kolektif yönetişim: okul, aile, toplum, fakülte arasında sürekli iş birliği
- Öğretmenin yalnızlaştırılması sorunu; Profesyonel destek ağları, mentorluk sistemleri, öğretmen koçluğu, okullarda davranış rehberi (PDR) yerine öğrenme rehberi
- Yüzeysel değerlendirme anlayışı sorunu; Süreç odaklı, nitel, çok boyutlu değerlendirme (portfolyo, öz değerlendirme, geri bildirim döngüleri)
- Eğitimin anlam yitimi sorunu; Eğitimi insanileştiren ve özgürleştirici bir çerçeveye çekmek
Sonuç olarak son denge kurucu öğretmeni destekleyen, onların insanı dönüştürme gücünü etkili bir şekilde bilimsel yollarla yansıtmasına katkı getiren her iş birliği değerlidir.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...