Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı tüm ülkede kutlandı.
Özellikle gençler ve çocuklar bayramı coşkuyla kutladılar.
Akın akın Anıtkabir’i ziyaret ettiler.
Atatürk, emperyalist işgale karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere tam 107 yıl önce 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmıştı.
Atatürk’ün kafasında kurtuluş kadar kuruluş da önemliydi.
Atatürk, Samsun’dan sonra gittiği Amasya’da tarihe “Amasya Genelgesi (Tamimi)” olarak geçen metni yazdırır:
“Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Merkezi hükümetimiz İtilaf devletlerinin tesir ve denetimi altında kuşatılmış bulunduğundan üzerine aldığı sorumluluğun icaplarını yapamamaktadır. Bu hal, milletimizi yok olmuş tanıttırıyor. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. “
“Milletin azim ve kararı” Atatürk için önemlidir.
Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıran da “milletin azmi ve kararı”dır.
Atatürk’ün bu yaklaşımı aynı zamanda kuracağı yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan bir yaklaşımdır.
Halkın kararıyla yönetilecek laik bir cumhuriyet.
Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan ilkeleri daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin 6 Ok’unda ifadesini bulmuştur.
Bu ilkeleri anımsamakta fayda var:
Cumhuriyetçilik: Devlet yönetiminde egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmasıdır. Bu ilke aynı zamanda Atatürk’ün ülkenin demokrasiyle yönetilmesi fikrini de içerir.
Milliyetçilik: Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halkın milli birlik, beraberlik ve bağımsızlık ideallerini benimsemesidir. Atatürk’ün “Türk Milleti” tanımı da önemlidir. Millet tanımını bir etnik aidiyet veya inanca bağlamamıştır. "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Milleti denir" diyerek bir üst kimlik tarifi yapmıştır. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı bu tanıma dayanır.
Halkçılık: Sınıfsız, imtiyazsız ve eşit bir toplum yapısını savunur; halkın yasalar önünde eşitliğini ve devlet kaynaklarından adil yararlanmasını amaçlar.
Laiklik: Devlet ve din işlerinin birbirinden ayrılması, inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır. Türkiye’yi çağdaş ülkeler ligine taşıyan laiklik ilkesidir.
Devletçilik: Özellikle ekonomi başta olmak üzere, devletin kalkınmayı ve yatırımları planlayıp desteklemesini ifade eder. Günümüzde sürdürülebilirlik ve doğa dostu politikalarla da bağdaştırılır.
Devrimcilik: Toplumsal ve kurumsal yapının durağan kalmayıp, akla ve bilime dayanarak sürekli çağdaş bir şekilde yenilenmesini ve gelişmesini hedefler.
Bu ilkeler bugünkü çağdaş devletlerin de temel ilkeleridir.
Devletin demokrasiyle yönetilmesi, bilim ve akla dayalı olarak gelişmesinin amaçlanması çağdaş ülkelerin ortak nitelikleridir.
Türkiye’nin bu niteliklerden uzaklaşması çağdaş ülkeler liginden de uzaklaşması sonucunu doğurur.
Böyle bir sonuç ise Türkiye’nin geriye gitmesidir.
Türkiye Cumhuriyeti’ni etnik aidiyetlere göre bölmek, dini kurallara yöre yönetmek isteyen akımlar her zaman var olmuştur.
Ancak sonuçta sandık önüne geldiğinde halk, bu ilkelerle sorunu olmadığına inandığı partileri iktidara taşımış, iktidara geldikten sonra bu ilkelerden uzaklaşan partileri ise muhalefete göndermiştir.
Bundan sonra da öyle olacaktır.