AB yolu ve 19 Mayıs
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, yurtdışı ziyaretlerinden dönerken gündeme dair veya gündemi değiştirme ya da birilerine mesaj verme yöntemi artık herkesin malumu.
İletişim Başkanlığı’nın belirlediği gazeteciler Erdoğan’ın uçağına davet ediliyor, onlar da önlerine konulan soruları sormuş gibi yapıyorlar, sonunda da İletişim Başkanlığı’nın son şeklini verdiği soru ve yanıtlar yazılı metin halinde seyahat bitiminde uçaktaki gazetecilere gönderiliyor.
Soru ve yanıtların hangi saatte yayınlanacağını dahi İletişim Başkanlığı belirliyor.
Zaten bundan dolayı çoğunlukla yandaş televizyonların hepsi birden aynı saatte aynı haberi vermeye başlıyor.
Keza internet siteleri de aynı şekilde, aynı metni virgülüne, noktasına dokunmadan servis ediyor.
Neyse asıl konumuz bilineni tekrarlamak değil.
Erdoğan, Kazakistan’dan dönerken uzun yıllardır derin dondurucuya koyduğu Türkiye-AB ilişkilerini yeniden gündeme getirmeyi uygun bulmuş.
Soruyu yönelten kişi Türkiye’nin her daim AB’ye tam üye olma vizyonunu ortaya koyduğunu belirttikten sonra, Gümrük Birliği’ni (GB) güncellemede ve vize muafiyetinde ilerleme olmamasına dikkat çekmiş.
“Acaba bu sorunlar AB içinde bazı ülkelerin Türkiye’yi kendilerine rakip olarak görmesinden mi kaynaklanıyor?” diye de eklemiş.
Ancak soruyu soran arkadaşın aklına nedense, mesela GB’nin güncellenmemesi, “Kamu ihalelerinde AB şeffaflık normlarına uyulmadığından, Türkiye’de Kamu İhale Yasası’nın AB şirketlerinin de teklif verecek şekilde değiştirilmemesinden, özellikle yargı bağımsızlığında gereken düzenlemeleri yapmadığımızdan kaynaklanıyor olmasın” diye soru sormak gelmemiş.
Şöyle bir soru da gelmemiş aynı arkadaşın aklına:
“Sayın Cumhurbaşkanı, Türk vatandaşları Schengen Vizesi alabilmek için harcı, seyahat sigortası, noteri, tercümesi, şusu, busu dahil AB ülkelerinin kasasına yılda 150 milyon Euro’dan fazla para akıtıyor. Vatandaşı ve devleti bu yükten kurtarmak için vize serbestisinde bizden istenen 6 kriteri ne zaman yerine getireceğiz? Bu konuda ilgili makamlara ne zaman talimat vereceksiniz?”
Çanak soru karşısında ise Erdoğan’ın AB’ye verdiği mesajı, birlik ülkeleri ne kadar ciddiye almıştır bilemem ama açıklamanın son bölümü eminim AB’yi sarsmıştır:
“Türkiye, AB için büyük bir fırsattır ve birlik bunu değerlendirmek konusunda tarihi bir karar vermek durumundadır. Avrupa, daha önce de ifade ettiğim gibi, bir yol ayrımına gelmiştir ve bu yol ayrımında durumu çok daha dikkatli değerlendirmelidir."
Oysa gerçek çok farklı:
“Mevcut AKP anlayışının ülke ve halkın çıkarlarını dikkate alarak Türkiye’yi AB yoluna sokması mümkün değil ki, bir yol ayrımından bahsedelim.”
Türkiye ile AB’nin yolunu ortak noktalarda buluşturacak olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da çıktığı yoldur.
Türkiye’yi bu yolda köhnemiş siyaset değil, demokrasi ve çağdaşlık yolundan sapmayan genç siyaset tutacaktır.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.