AABK'nın 'Alevisiz Alevilik' projesi

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) ortaklığında 15-16-17 Mayıs’ta düzenlenen ‘Alevisiz Alevilik projesinin ilk çalışması Londra Cemevi’nde gerçekleştirildi.

AABK'nın 'Alevisiz Alevilik' projesi - Resim : 1

"Alevilik ve Gelecek" başlıklı toplantı, bin yıllık bir inanç geleneğinin nasıl sistemli bir şekilde siyasi bir aparata dönüştürülmek istendiğini bir kez daha ortaya koydu. İnancın geleceğinin konuşulduğu iddia edilen toplantıda, Aleviliğin tarihsel ve manevi omurgasını oluşturan unsurların dışlanması, Alevi toplumunun bilinçli bir toplum mühendisliği projesiyle karşı karşıya olduğunu kanıtlar nitelikte..

O salonda Aleviler vardı lakin söz hakları yoktu. Kendilerine yalnızca figüran rolü biçilen bu kitle, sahnelenen siyasi oyunu sessizce izlemeye mahkum edilmişti.

Konuşmacı koltuklarında oturan Osman Baydemir, Mithat Sancar, Sezgin Tanrıkulu, Garo Paylan, Hayko Bağdat ve Erkan Baş gibi isimlerin ortak noktası ise aynı ideolojik eksende buluşmalarıdır. Ayrıca bu şahsiyetlerin Alevi toplumuyla bir birlikteliği ve yaşanmışlığının olmaması nedeniyle sosyolojik bir çözüm önerisinde bulunacak bir birikimlerinin olduğunu da sanmıyorum. Cem meydanının havasını solumamış, sazın ve deyişin ruhundan habersiz, Anadolu Alevi öğretisinden bihaber olan bu kadro, inancın özü yerine etnik kimlik siyasetini masaya sürmekte sakınca görmemiştir.

Alevi araştırmacı, yazar ya da siyasetçi hiç mi yok ki Alevi olmayanlarla Alevilik ve geleceği konuşuluyor?

Aleviler’in böylesi durumlarda söyledikleri özlü sözleri kulaklarımda yankılandı: Dert bizdeyse derman ellerimizdedir! El gövdede kaşınan yeri bilir!

Avrupa’da yaşayan Sosyolog Yazar Hüseyin Edemir de haklı olarak şu eleştiride bulunuyor:

"Hanefi ya da Şafii Sünniler, Yahudiler ve Hristiyanlar Alevilerin geleceğini tartışıyor ama Aleviler neden yok? Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Londra Cemevi yöneticileri hiç düşünmemişler mi? Alevilerin geleceğini Alevi olmayanlara sunmak hangi şuursuzluk ve vicdansızlık ile açıklanır?"

***

Alevilik, tarihsel olarak kendi iç dinamikleri olan Anadolu Ocak Sistemi, Dede-Talip ilişkisi ve Rızalık temeline dayanan özgün batıni bir inanç ve yaşam biçimidir. Yüzyıllar boyu asimilasyon ve baskı politikalarına karşın, özünü koruyarak bugüne gelen bu kadim inanç geleneği, 1980’li yıllardan itibaren hem Türkiye’de hem de Avrupa ekseninde kitlesel bir kurumsallaşma sürecine girdi. Başlangıçta inanç özgürlüğü, hak mücadelesi ve kimlik varlığını koruma refleksiyle kurulan bu demokratik kitle örgütleri, günümüzde ne yazık ki ciddi bir hat değişimi ve özden uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır. "Alevilik ve Gelecek" başlıklı etkinlik, bu dönüşümün ve ortaya çıkan yapısal krizin en somut bulgusu olarak kayıtlara geçti.

***

Londra Cemevi’nde gerçekleştirilen etkinlikte ortaya çıkan tablo, sosyolojik açıdan bir özünden arındırma eylemi niteliği taşıyor. Hüseyin Edemir’in haklı ve sert eleştirilerinde vurguladığı üzere Hanefi-Şafii Sünni, Yahudi veya Hristiyan arka plana sahip aydın ve siyasetçilerin katıldığı, ancak bir tek Alevi araştırmacının, yazarın, siyasetçinin ya da inanç önderinin kürsüye davet edilmediği, Aleviliğin geleceğine ilişkin sahte bir görünüm yaşanmıştır.

Burada bir temel çelişki vardır, halkların kendi kaderini tayin hakkından, çok kültürlülükten ve demokrasiden bahseden bu siyasi aktörler Mithat Sancar, Osman Baydemir, Sezgin Tanrıkulu vb, Alevi toplumunun kendi geleceğini konuşacağı bir platformda söz sahibi konumuna getirilmesi, entelektüel bir vesayet odağı yaratmaktadır.

Bu durum, geçmişte Sünni ya da diğer inanç gruplarından aydınların mihman (misafir) veya paydaş olarak ağırlandığı çoğulcu etkinliklerden radikal bir kopuşu ifade eder. Geçmişin çoğulculuğu, bugünün asıl olanı yok sayan dışlayıcılığına evirildi.

Sevgili Hüseyin Edemir eleştirilerine başka bir pencereden de bakarak şu sorularla devam ediyor:

"Kürt dernekleri toplansa ve ‘Gelecek ve Kürtler’ diye bir panel yapsa, siyasi bağlamda ki konuşmacılar da Kürt olmayan ve Kürtlük hakkında da bilgisi olmayan Türklerden, Araplardan, Farslardan, İngilizlerden, İspanyollardan oluşsa bunu Kürtler nasıl algılardı? Buraya katılanlardan çoğunluğu da Aleviler olsaydı çok garip olmaz mıydı? Daha da önemlisi bu utanmazlığı nasıl açıklardık? "

***

Avrupa’daki bazı Alevi üst örgütlenmelerinin geçirdiği bu hat değişimi, salt bir organizasyon hatası olarak kabul edilemez. Bu bilinçli bir ideolojik kaymanın ve Aleviliği tarihsel bağlamından kopararak küresel/bölgesel siyasi ajandaların bir enstrümanı haline getirme çabasının ürünüdür.

Ayrıca ifade etmem gereken bir başka konu ise etkinliğe dünyanın her yerinden konuk çağrılırken, Avrupa Arap Alevi Dernekleri’nin dışlanması organizasyonun evrensel bir Alevi dayanışması yerine, belirli bir siyasi akımın organizasyonu olduğu şüphesini uyandırmaktadır.

Gazeteci-Yazar Ali Duran Topuz’un "Bir Kızılbaş yurttaş olarak söylüyorum: İnancıma, varlığıma, geçmişime ve geleceğime dair fantezi, hayal ve fikirleriniz umurumda değil" çıkışı, Canlar’la yönetici kadrolar arasındaki kopukluğa gösterdiği ontolojik bir tepkidir. Alevilik, Topuz’un belirttiği gibi her önüne gelen siyasi akımın veya teoloji bilmeyen sözde kompedanların üzerinde ideolojik laboratuvar çalışması yapabileceği bir alan değildir.

Sevgili Ali Duran Topuz sosyal medya paylaşımında bu toplantıya ve daha önce de örneklerine rastladığımız bu tür etkinliklere ilişkin serzenişi aynen şöyle:

"Soru Aleviliğin geleceği ne ise cevap belli: Size ne? Kim olarak sorarsınız? Bir Kızılbaş yurttaş olarak söylüyorum: İnancıma, varlığıma, geçmişime ve geleceğime dair fantezi, hayal ve fikirleriniz umurumda değil. Konuşmak isterseniz buradayım, ama dinlemeyi bilmiyorsanız konuşmaya da çalışmayın. Öyle anlıyorum ki Alevilerin dünü, bugünü ve yarını, Aleviliğin ne olduğu, ne olmadığı, ne olması gerektiği filan gibi meselelerde en önemli olan şey Alevilere sormamak! Tarih bilmeyen tarihçiler, teoloji bilmeyen teoloji kompedanları, herkes bu konularda Alevilerden önce söz sahibi. Ne diyeyim, Kenan Evren razı olsun sizden!"

Bu yaklaşım, tarihsel olarak devletin tekçi aklına hizmet eden Aleviliği Sünnileştirme/yeniden tanımlama çabalarının, bugün kendisini ilerici veya sol-liberal olarak tanımlayan kesimler eliyle tersten üretilmesidir. Dün devlet Alevi’ye ‘Sen şusun’ diyordu, bugün ise Alevi örgütlerinin tepesine çöken kadrolar ‘Sizin geleceğiniz budur’ dayatmasında bulunmaktadır.

***

Alevi demokratik kitle örgütlerinin bu şuursuzluğu, sadece siyasi bir hata olarak değerlendirilemez. Bu tür şuursuz girişimler inançsal boyutta bir ikrar bozmadır. Alevilik’te Yol, usul ve erkan ile yürür. Her işin bir rızalığı, her kelamın bir ehli vardır. İnsan-ı Kamil’in leblerinden dökülen her kelamın Hakk kelamı olduğunu bilen bu kadim toplumun geleceği usul erkan bilmeyen unsurlara teslim edilmemelidir.

Şah İsmail Hatayi’nin yüzyıllar öncesinden haykırdığı şu dizeler, tam da Londra’da sergilenen bu dramı tarif etmektedir:

Usul erkan bilmez nadan elinden

Usul ağlar erkan ağlar yol ağlar

Hakk ve hakikat Yolu’nun kurallarını, tarihini ve batıni öğretisini bilmeyen nadanlar, Aleviliğin geleceğini tayin etmeye kalktığında Yol incinir. Hatayi’nin "Nice özün bilmez derviş elinden / Hırka ağlar tülbent ağlar şal ağlar" deyişi, bugün Alevi toplumunun parasıyla, emeğiyle kurulan Cemevleri’ni siyasi kariyerizm ve ideolojik körlük tarlasına çeviren günümüz özün bilmez kurum yöneticilerine yönelik en önemli uyarıdır.

***

Avrupa Alevi hareketinin ve demokratik kitle örgütlerinin içine düştüğü bu meşruiyet krizi, Alevi toplumunun acil olarak batıni inancın özüne dönüş yapmasını ve Rızalık sürecinin başlatılmasını zorunlu kılmaktadır. Aleviliğin geleceği, ne neoliberal fantezilerin ne de Alevileri sadece bir oy deposu veya jeopolitik araç olarak gören yapıların tekelindedir.

Eğer bu hat değişimi durdurulamaz, özün bilmez dervişlerin elinden cemevleri kurtarılmazsa; ne yazık ki bülbülün figanı hala gonca gülünden olacak, usul de erkan da Yol da ağlamaya devam edecektir. Çözüm ise Ali Duran Topuz’un da işaret ettiği gibi, dışarıdan dayatılan fantezilere net bir "Size ne?" diyebilmek ve yönü yeniden Anadolu Alevi Ocak yapılanmasına, kamil insanlara ve yolun asıl sahipleri olan Pir, Mürşid, Rehber’e çevirmektir.

Alevilik Avrupa İngiltere Mithat Sancar Sezgin Tanrıkulu Erkan Baş