İsmail Pehlivan
Dersim Katliamı'nın yıldönümünde sözde 'Dedeler'le bile "istişare" olmaz!
Dersim’in kalbi Tunceli’de, 4 Mayıs’ın gölgesinde hoyratça bir buluşma...
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyette bulunan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından “Alevi-Bektaşi Yol Erkanında İnanç Önderleri İstişare Toplantısı” Tunceli’de gerçekleştirildi. Toplantıya, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle başkanlık görevine getirilen Esma Ersin ve 81 ilden 100’e yakın çeşitli Ocak ve Dergahlar’ın sözde “temsilcileri” katıldı. Toplantıya katılan “Dede” denen şahsiyetlerin profiline baktığımızda çoğunluğunun bu ünvanı temsil etmemeleri dikkat çekicidir. Bunların bir kısmının çakma Dede, bir kısmının devşirme Babaganlar’dan bozma Dedeler’in oluşturduğu Ocaklar’dan, bir kısmının diplomalı, bir kısmının icazetli, bir kısmının gri pasaportlu, önemli bir kısmının ise Osmanlı Bektaşi tarikat tekkesinin atanmış babalarından oluştuğu görülmektedir.
Sormak istiyorum: Bu toplantı için özellikle Tunceli neden seçildi?
Tunceli’de düzenlenen “İstişare Toplantısı”, hem içeriğiyle, hem de seçilen zamanlamasıyla toplumun vicdanında yeniden derin yaralar açtı. Alevi toplumunun duyarlı kişileri ile demokratik kitle örgütleri haklı olarak tepkilerini dile getirdiler. 4 Mayıs, bu toprakların hafızasında “Dersim Tertelesi”nin başladığı tarih olarak kazılıdır. Matemin ve sönmeyen yürek acısının yıldönümünde, aynı coğrafyada “devlet eliyle” icazetli, “Babalılardan devşirilmiş Dedeler” ile bir toplantı düzenlemek, en hafif tabiriyle ferasetsizliktir.
Günlere Kıran mı Girdi ki 4 Mayıs Günü Seçildi?
Bu toplantının tarihinin 4 Mayıs olarak belirlenmesi oldukça sorunludur. Bilindiği üzere 4 Mayıs, Dersim Katliamı’nın yıldönümüdür. Anlaşılan toplantıyı düzenleyen irade; toplumsal hassasiyetleri göz ardı eden, yarayı kanatmayı amaçlayan bir akıldır. Bu akıl vicdansızdır, toplumsal barışa hizmet etmeyi amaçlamamaktadır. Oysa başka bir tarih seçilebilirdi. Bu tarihin seçilmesinde önemli bir kasıt olduğu açıktır. Yoksa aklıselim bir irade, “Türkiye’nin Kerbelası” olarak hafızalara kazınan büyük acının yıldönümünde böylesi bir toplantıya imza atmaz.
***
Ayrıca toplantıya katılan sözde "Devşirme Dedelerin" böylesi acı bir günde bu “istişare”nin yapılmasına Rızalık vermesi de sorunludur! Bu toplantıya Rızalık verenlerin Anadolu Aleviliği’nin yol ve erkanında yeri olamaz. Zaten bu şahsiyetlerin profiline baktığımızda, karşımıza toplumun genelini kucaklamayan, sisteme teslim olmuş bir yapı çıktığını görüyoruz. Bu sözde “Devşirme Dedeler”in siyasetin gölgesinde kalmayı tercih eden bir iradeye hizmet ettikleri aşikardır. Toplumsal bir anlaşmadan, uzlaşmadan yoksun ve tabanın Rızalığını almamış bu “Devşirme Dede” kılıklıların, koca bir inanç toplumunu temsil yeteneği ciddi şekilde sorgulanması gereken bir durumdur.
Masada oturan ve “Dede” olduğunu iddia eden şahsiyetlerin taleplerine baktığımızda ise sorunun özünden ne kadar kopuk olunduğu ayan beyan ortadadır:
Dedelikle ilgisi olmayan! Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan’ın “Diyanet’in belirli bir bütçesi var. Milyonlarca para alıyor, helal olsun. Ama ben de diyorum ki en azınan üçte biri de bizim hakkımız. Üçte birini de bize verseler ne olur?” şeklinde dilenen sözleri, inancın özerkliğini ve Aleviliğin tarihsel dik duruşunu adeta bir bütçe kalemine indirgemektedir. Sorun, “biraz da bize verin” sığlığına sıkıştırılamayacak kadar sarsıcıdır. İnancı pazarlık masasına yatırmak Hak ve Hakikat Yolu’na ihanettir.
Erzincan’dan katılan Hıdır Abdal Ocağı mensubu Ahmet Uğurlu’nun “Seyyidler devlet bütçesinden maaş alsın, devletten başka söz sahibi olmasın” önerisi ise kelimenin tam anlamıyla “AKP-MHP iktidarının biçtiği gömleği giyen bir inanç" yaratma çabasıdır. İnanç önderinin özgürlüğünü maaş bordrosuna bağlamak, Anadolu Alevi Ocak Sistemi geleneğinin “halka ve hakka karşı sorumlu olma” ilkesine aykırıdır. Maaşlı Seyyidlik arzulayan bu zihniyet vicdan fukarasıdır.
***
Munzur Koruma Kurulu üyesi Hasan Şen’in sözde “Devşirme Dedeler Toplantısı”na dair “Sessizlik de bir tutumdur” başlığı altında ifade ettiği görüşleri çarpıcıdır:
“Sözde” Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin’in, “Alevi-Bektaşi Yol ve Erkânında İnanç Önderleri İstişare Toplantısı” adı altında Aleviliği temsil etme yetkisine sahip olmayan sözde kanaat önderleriyle bir araya geldiği bu tablo; bir buluşmayı değil, aynı zamanda derin bir kırılmayı da gösteriyor.
Üstelik bu toplantının, Dersim için bir kara gün olan 4 Mayıs’ta ve Dersim’de yapılması; başlı başına bu halkın hafızasına, yasına ve inancına yönelmiş bir duyarsızlık, hatta bir zulüm olarak görülmektedir.
4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde verilen bu fotoğraf, orada bulunanlardan çok; konuşmayanları, susanları ve görmezden gelenleri anlatıyor.
Asıl acı olan ise şu: Dersim’e ait olduğu söylenen hiçbir kurumun bu tabloya karşı tek bir söz kurmaması… Ne bir itiraz, ne bir mesafe, ne de bir yüzleşme.
Oysa Dersim’in varlığı, suskunlukla değil; hakikati dile getirenlerin sesiyle bugüne taşındı. Bugün o sesin yerini temkinli cümleler, hesaplı suskunluklar ve “idare etme” hali alıyorsa, ortada ciddi bir kırılma var demektir.
Görünen o ki yeni dönem Dersim muhalefeti; kurumların da buna uygun biçimde dizayn edildiği, itiraz eden değil denge gözeten; hakikati zorlayan değil, sınırlarını kabullenen bir çizgiye sürükleniyor.
Ama unutulmamalı: Dersim’de susmak, tarafsızlık değildir. Susmak çoğu zaman yanlışın yanında durmaktır.
Ve bu halk, kimlerin konuştuğunu da, kimlerin sustuğunu da hafızasına yazar.”
***
Şunu net görmek gerekir: AİHM kararlarını ve anayasamızın 10. maddesindeki eşit yurttaşlık ilkesini ısrarla uygulamayan, Aleviliği hukuki bir statü yerine “kültürel bir öge” olarak tanımlayan siyasi iktidarın kurduğu bu başkanlık, demokratik bir çözüm değil bir aldatmacadır. Bu “Devşirme Dedeler Toplantısı”, tarihin en büyük acılarından birinin üzerini küllerken, toplumsal barıştan ziyade toplumun ayrışmasına hizmet etmektedir.
Gelinen noktada tablo nettir: O toplantıya katılan sözde "Devşirme Dedeler”e güvenenler ile bu duruma haklı tepki gösterenler şimdiden keskin bir şekilde ayrılmış durumdadır. Ancak bu olumsuz tablo, Aleviler arasında yeni bir uyanışı da tetiklemiş görünüyor. Toplumun geniş kesimleri bu asimilasyon kıskacını fark etmiş ve inançlarını siyasetin gölgesinden kurtarmak için yeni mücadele yöntemleri üzerinde çalışmaya başlamıştır.
Siyasetin gölgesinde bırakılmak istenen "Hakk-Muhammed-Ali Yolu”nun gerçek taliplerinin, vicdanları kanatan bu gidişata Rızalığı yoktur. Rızalığın olmadığı yerde hak, hukuk ve adalet beklenemez. Toplantının ev sahipliğini yapan başkanlık; özerk bir yapı değil, AKP-MHP iktidarına bağlı bir bakanlığın şubesi olarak hareket etmektedir. Hal böyle olunca, Tunceli Valisi’nin "birlik ve dirlik” mesajları ile Başkan Esma Ersin’in "Yol belirleme” vurguları; Alevi toplumunun kendi dinamiklerinden ziyade, devletin tayin ettiği "makbul Alevilik” projesinin "makbul Dedeler” eliyle yürütülmesinin yansıması gibi duruyor.
4 Mayıs gibi yaslı bir günde Dersim’de toplanıp devlet bütçesinden pay istemek ve inancı memurlaştırma hayalleri kurmak, Alevi toplumunun tarihsel taleplerini karşılamaz. Aksine, toplumu temsil etmekten uzak bu kadrolar, siyasetin gölgesinde kalarak inancın özünü zedelemiştir. Halkın Rızalığının olmadığı yerde ne bir "Yol” belirlenebilir ne de o masadan gerçek bir "Can”ın sesi yükselebilir.
Unutulmamalıdır ki inanç, Dedelere maaş verilerek yaşatılmaz, vicdanlarda kurulan köprülerle yaşar. Tarihin yaslı gününde yapılan bu toplantı, hafızalarda "istişare” olarak yer almayacaktır. Bu bir "hafıza silme operasyonu” olarak hafızalarda yer edecektir.