Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor: Türkiye’ye de “satılıyorlar” iddiası

Daha önce de defalarca iddia edildiği gibi şimdi bir kez daha bittiği söylenen ABD-İran gerilimi hakkında daha çok yazacağız nasılsa. O nedenle gündemden bilinçli bir biçimde uzak tutulan bir “insanlık trajedisi”nden, yani Suriye’de cihatçı rejimin hedefi olan Alevilere yaşatılanlardan söz edelim.

Rejimin Alevilere yönelik, zaman zaman kitlesel kıyımlara dönüşen vahşilikleri azalmakla beraber genç Alevi kadınlarının sistemli bir şekilde kaçırıldığına ilişkin haberler geliyor. Ciddi bir “karartma” olmasından ötürü çok azına ulaşabildiğimiz bu haberler gerçekten endişe uyandırıyor. Yaşananlar bilinmedikçe Suriye’de herşeyin yolunda olduğu algısı da güçlendirilmiş oluyor.

Son zamanlara, çok sayıda içerik üreticisinin, nasıl finanse edildiği merak konusu olan Suriye gezilerine ilişkin sosyal medyada paylaştıkları “Esad sonrası cennet Suriye” temalı videoları da bu algının yaratılmasında önemli bir rol oynuyor. Onlarca içerik üreticisi hemen her gün bu tür videolar paylaşarak, rejimin propagandasını yapıyor. Böyle bir propaganda sağanağı altrında Alevilerin nelerle karşılaştıklarını anlatmak daha da önem kazanıyor.

Aleviler Esad’lar döneminin günahından sorumlu tutulmaları da etkili olmakla beraber asıl olarak mezhepçi nedenlerle nefret objesine dönüşmüş durumdalar. Özellikle baba Esad döneminde sözkonusu olmayan mezhepçilik Şara rejiminde artık “sıradan” bir olguya dönüştü.

Herhangi bir mezhep adına ötekileştirici tutumlar almanın Anayasal suç sayıldığı Hafız Esad yönetimindeki Suriye’nin “şimdikinden iyi” olduğunu söyleyenlerden birinin cihatçı rejimin başı Ahmet el Şara’nın babası Hüseyin Şara olduğunu hatırlatalım. Baba Şara geçtiğimiz günlerde Şark ul Awsat gazetesinde -oğlunu muhtemelen çılgına çevirmiş olan- açıklamalar yapmıştı. Bu açıklamaları Esad döneminin azılı düşmanı sayılacak Suudi Arabistan’ın önemli bir yayın organında dile getirmiş olması da son derece ilginç tabii.

Eski bir Nasırcı olduğu bilinen Hüseyin Şara, Hafız Esad’ın 1971-2000 yılları arasında yönettiği Suriye’ye özlem duyduğunu belirterek şunları söylemişti: "Cumhurbaşkanı Hafız Esad yönetimi gayet iyi idi. Onun döneminde ekonomik büyüme oranı yüzde 7’ye ulaşıyordu. Evet, biraz yolsuzluk vardı ama durum mükemmeldi. O çiftçilerin, emekçilerin yanında durdu. Bir karış toprak vermeyi reddetti." Baba Şara, Hafız Esad'ın İsrail ile normalleşmeyi, Golan’dan taviz verilmesini reddettiğini de vurgulamıştı.

Dedikleri doğru Hüseyin Şara’nın. Hafız Esad, 1971’de kapsamlı bir refah devleti yaratmıştı. Üretime de kamu hizmetlerine de odaklanarak hem de. Sağlık hizmetleri ile eğitimin ücretsiz olduğu bir Suriye’ydi bu. Hafız Esad temel gıda ürünlerinin fiyatlarını makul bir seviyede tutmayı başarmış, tarıma büyük önem vermişti. Halka verilen sübvansiyonların da vatandaşların yaşamını garantiye aldığını eklemeliyim.

Elbette otoriterdi, kimi uygulamalarının savunulacak tarafı da yoktu ama ülkede “milliyetçilik” ile “mezhepçilik” çok ciddi suç sayılırdı. Otoriter yönetimden Aleviler de Sünnilerde payını almıştı kuşkusuz. Korunup kollanan bir Alevi kesimi de yoktu üstelik. Ordunun tepesindeki önemli generallerden beşinin Sünni olduğu bir Suriye’ydi sözkonusu ettiğim. Bunu Baba Şara’nın da kabul etmesi elbette önemlidir.

Bugünün Suriyesinde ise çihatçıların varlıklarını borçlu oldukları mezhepçiliğin en korkunç örnekleri yaşanıyor. Genç Alevi kadınların kaçırıldığına ilişkin çok sayıda haber geliyor bölgeden.

Konuya ilişkin gayret gösterenlerden biri, bölgeyi çok iyi bilen, Ortadoğu ile Kuzey Afrika’daki Arap ülkeleri hakkında kitapları da olan yazar Hamide Rencüs’tür. Ben onun sayesinde bu kaçırılmalardan haberdar oluyorum. Sosyal medya hesaplarında konuya ilişkin bilgiler paylaşıyor.

Suriye'de “Cariye Evleri” olduğunu Rencüs’ün paylaşımlarından birinde öğrendim . Bu evlerin varlığı Betül Süleyman Alluş adlı genç Alevi kadının kaçırılması sayesinde ortaya çıkarılmış. Cihatçı çetelerce kaçırılan, ailesine de “Allah yolunda hicret ettiği” yalanı uydurulan Alluş’un Ceble bölgesinde “Kızkardeşler Evi” olarak adlandırılan bir evde tutulduğu anlaşılmış. Kaçırılan yüzlerce Alevi ile Dürzi kadının tutulduğu yerin burası olduğu belirtiliyor.

Rencüs, Sebeye, yani “seks köleleri evi” olarak tanımladığı bu evi yöneten kişinin El-Hani El-Dhahabi isimli Mısırlı bir selefi olduğunu söylüyor. Ülkesinde “terörle bağlantılı” olduğu gerekçesiyle aranan biri olan el-Dhahabi’nin Suriye’deki asıl faaliyeti Nikab’ı yani kadınların şeriata uygun giynmelerini sağlamak. Bu amaçla kampanyalar yürütüyor. Desteği de Suriye’deki cihatçı rejimin Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan alıyor.

Resmi olarak kadınlara tesettürü önerip, öğretiyor gibi bir “misyon”u olduğunu iddia eden Dhahabi’nin aslında “kadın ticareti” yaptığına inanılıyor. Diğer amacı belli ki Alevileri, kadınları üzerinden yaralamak.

Hamide Rencüs’ün verdiği bilgiye göre durumu ortaya çıkaran da gazeteci Ghadir İsmaeill. 9 Ocak 2026'da kaçırılan, 5 ay sonra da teyzesine teslim edilen 17 yaşındaki Meryem Fayez Sultan adlı kızın Ceble'deki "Kız Kardeşler Evi"nde tutulduğunu belirten İsmaeill çarpıcı bilgiler veriyor: "Burada tutulan seks kölesi kızlar, Türkiye dahil birçok ülkeye satılıyor. Türkiye'den isim vererek kız isteyenler var, İstedikleri kadını, adını vererek ‘sipariş’ ediyorlar".

Ceplerine para konarak yollanan “içerik üreticisi” tiplerin çizdiği gibi bir Suriye yok. Alevi, Dürzi kadınların seks kölesi yapılmak amacıyla kaçırıldığının iddia edildiği bir başka Suriye var.

Durum anlatılanlardan daha ciddi. Suriyeli gazeteci Ghadir İsmaeill, kaçırılan kadınların Türkiye’ye de satıldığını iddia ediyor. Yani durumun Türkiye’yi de ilgilendiren bir tarafı var. Yetkililer bu konuda herhalde bir açıklama yaparlar.

Bilgiler edindikçe, konuya burada değinmeyi sürdüreceğim.

Kayıtsız, sessiz kalmak insanlık suçudur çünkü.

Suriye HTŞ