Eğitimde su yok!

Geçmişte türlü yoksunluklar içinde köylerde görev yapan öğretmenlerimiz iş bilirlerdi; öğrencilerini iş içinde eğitirlerdi. Köy Enstitülüydüler onlar. Öğretmen okullarını bitiren arkadaşlarımız köylerde öncüydüler. Yol gösterirlerdi. Öğrencileriyle şenlik havasında iş yaparlardı.”

Eğitimci Hidayet Karakuş ile eğitimimizi konuştuk.

Eğitimci hidayet karakuş

Son yıllarda, kentlerde okullarda su yokluğu, okul temizliği önemli bir sorun oldu. Bakanlığın okullara yeterli hizmetli vermemesi ayrı sorun. Okulların temizliği, öğrenci velilerinin tepkisiyle karşılaştı. Dahası veliler kimi okullarda çocuklarının temiz bir sınıfta eğitim görmelerini sağlamak için nöbetleşe temizliklere giriştiler. Sizce bu bir çözüm mü Sayın Karakuş?

Elbette çözüm değil. Nereye kadar veliler temizliği yapacak, katkı sunacak.

Oysa yapılacak iş çok kolaydı ama ne bakanlık bu konuda yeterli eğitim anlayışına sahipti, ne veliler…

Köy Enstitülülerin çalıştıkları köylerde eğitimi sürdürmek için gösterdikleri çabalar bakanlığa örnek olsaydı, ona göre öğretmen yetiştirilseydi, veliler bu anlamda bilinçlendirilseydi… Neler yapılmazdı. Bugün okullarda çocuklara ne sınıf temizliği yaptırılıyor, ne cam sildiriliyor.

Bu konuda örneğiniz var mı?

Mustafa Gazalcı son kitabı Bozkırdaki Işıklar (*) kitabında Köy Enstitülü öğretmenlerle konuştu. Onlar, gittikleri köylerde yaptıkları çalışmaları anlattılar.

Hüseyin Öğretmen, Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra kendi köyüne atanıyor. Okulun yıkıntılarını, okul bahçesini düzenliyor. Okulun duvarlarını yapıyorlar öğrencileriyle birlikte. Bahçesine ağaçlar dikiyorlar ama bahçede bir bataklık var. O bataklığın suyunu bir çeşmeye akıtıyor. Yine öğrencileriyle birlikte bir oylamayla çeşmenin adını da Hızır Çeşmesi koyuyorlar.

Bir başka örnek Hasan Özdemir; Gönen Köy Enstitüsü çıkışlı bir öğretmen. Eğirdir’in Barla köyüne atanıyor. Köyde üç öğretmenler. Hasan Özdemir başöğretmen okulda. Eksiği Olmayan Okul’un başöğretmeni.

Okula, Milli Eğitim Müdürü, İlköğretim Müdürü (o zamanlar Milli Eğitim Memuru H.K.) İlköğretim Müfettişi, Gezici Başöğretmen, Kız Enstitüsü Müdürü geliyorlar. Okulu, öğrencileri denetliyorlar. Birlikte öğle yemeği yedikten sonra Milli Eğitim Müdürü, başöğretmen Hasan Özdemir’e;

“Okulunuzun eksiği nedir Hasan Bey? Sizin için ne yapabiliriz?” diye soruyor.

“Hiçbir eksiğimiz yok.” Yanıtını alan Milli Eğitim Müdürü şaşırıyor.

“Bu kadar yıl yöneticilik yapıyorum, bir okul yöneticisi ve öğretmenleri ‘Hiçbir eksiğimiz yok’ diyor. Bu nasıl oluyor?”

“Efendim biz üç öğretmen de Köy Enstitülüyüz. Okulun işlerini enstitülerde olduğu gibi öğrencilerle birlikte kendimiz yapıyoruz. Ayrıca okulun bahçesi, geniş uygulama alanı ve bol suyu var. Bağ, badem, gül diktik. Bakımlarını yapıyoruz. Ürünlerini satarak okulun her türlü araç gerecini, eksiğini alıyoruz. Şu anda döner sermayede paramız bile var.”

Öğretmenlere “Yer değişikliği ister misiniz” diye soruyor Milli Eğitim Müdürü. Üçü de köyden ayrılmak istemiyor öğretmenlerin.

Bunlar geçmişte kalmadı mı? Köy Enstitülülerin yaptıkları çalışmaları biliyoruz. Bugün ne yapılabilir?

İnsan her çağda iş yaparak üretir. Yenilikler başka türlü çıkmaz ortaya. Çocukların beçerileri nasıl geliştirilecek? Eline kova, bez, süpürge verdik de çocuk “Yapmam, yapamam” mı dedi?

Biz de ilkokula başladığımızda köyümüze gelen öğretmenimiz Tahir Bakır’la okul bahçesine badem, zerdali, erik gibi ağaçlar dikmiştik. Bahçeye bohçalarla, torbalarla taşıdığımız taşlarla bir yol yapmıştık okul kapısına dek. Okul bahçesini çapalamış, ağaçların diplerini açmıştık. Hepimiz küçücük çocuklardık.

Öğretmenimiz de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirmişti 1950’de.

Unutmadığım çalışmalardan biri de köye bir kilometre uzaktaki Çakırlar Suyu’nun üzerine yapılacak köprü için taş taşımak olmuştu.

Yedi sekiz yaşlarındaydık, ikinci sınıftaydık. Tahta Çakırlar Köprüsü’nü sel götürmüştü. Köyde imece yapıldı. Biz de köyden bir kilometre kadar uzaktaki köprünün yapımında taş taşıdık torbalarla. Köprü çimentodan yapılıyordu. Bu konuda öğretmenimiz öncülük etti. Köyün, köylünün önüne düştü. Muhtarla işbirliği yaptı. Çocuklara sevgiyle iş verdiğinizde yılmaz onlar. Çocuğu korurken neler yapabileceğinin önüne geçmiyor muyuz?

O dönemlerde devlet öğretmeni destekliyor, halkta da eğitime, okula karşı büyük bir saygı vardı. Bugün öyle mi?

Her insanın anlayacağı bir dil vardır. Bunun yolu iyi öğretmen yetiştirmekten geçer. Bence bugünkü öğretmenler birer memur. Eğitimci nitelikleri çok zayıf. Hele okul yöneticilerinin çoğu İmam-Hatip kökenli. Eğitim bilgileri hemen hiç yok. Velilerle nasıl ilişki kuracaklarını bilmiyorlar. Eskiden okul çevrenin merkeziydi. Çevre sorunlarını okulla, öğretmenle çözerdi. Şimdi her veli birer eğitimci kesildi. Öğretmeni de, okulu da ablukaya aldılar. Kendi bildikleri gibi bir eğitim istiyorlar? Sonuçta çocuklar beceriksiz kalıyor. Öğretmenler şaşkın, sürekli bocalıyor. Eğitim yöneticileri eğitimi yönetemiyorlar.

Anneleriniz, babalarınız siz taş taşırken, bahçede çalışırken öğretmene kızmadılar mı?

Ne demek kızmak? Öğretmenimize “Bunları sıkı çalıştırın, öğrensinler her şeyi” derlerdi.

Babalarımız, annelerimiz “Benim çocuğum amele mi?” demedi hiçbir zaman.. Çünkü iş insanı eğitiyor, becerilerini geliştiriyordu. Köy Enstitüleri bu anlayış içinde üretken insanlar, aydınlar yetiştirmişti. Biz de köyümüzde, Yalvaç’ın Kurusarı köyünde okulumuzun temizliğini nöbetleşe biz yapıyor, cumartesi öğleden sonraları sınıfların camlarını evlerden getirdiğimiz kovalarla, bezlerle küçük ellerimizle biz siliyorduk. Sabahları sınıflarımızda sobayı biz yakıyorduk. Çocuk, temizlik alışkanlığını, yaparak yaşarak öğrenmezse öğütle kazanabilir mi?

Bugün Japon eğitiminden videolar paylaşılıyor. Oralarda çocuklar kendi işlerini kendileri yapıyorlar. Bizim yetmiş yıl önce yaptığımızı yapıyor Japon çocuklar. Bu videoları paylaşanlar, bu ülkede yetmiş yıl önce çocukların, öğretmen öncülüğünde çamuru kazıyıp suyun gözesine inerek çeşme yaptığını bilmiyorlar büyük olasılıkla. O videoları paylaşanlar, Japonların, Çinlilerin eğitim dizgesinden örnekleri gösterirken onlara özenerek iç geçiriyorlar belli ki.

Çocuğun iş yapmasını hizmetçilik gören anlayış gerçekte toplumun yanlış algısıyla gelişen, tuhaf bir üstünlük anlayışı. Keşke eğitim bakanlığı gerçek bir eğitim bakanlığı olsaydı da annelere, babalara, çocuklara örnek olacak, onlara çok basit bu eğitim gerçeğini anlatacak, onlara önder olacak öğretmenler yetiştirseydi Köy Enstitülüler gibi…

Bugün ne yapılabilir?

Bugün yapılacak en önemli işlerden biri öğretmen okullarının yeniden açılmasıdır. Öğretmen yetişmiyor ülkemizde. Eğitim Fakültelerinden öğretmen bekliyoruz. Öğretmenlik bir ruh işidir. Herhangi bir mesleğe benzemez. Duygu işidir. Bilinç işidir. Yurt sevgisi gerektirir. Sömürgeciler böyle istediler, işbirlikçiler de büyük bir aymazlıkla öğretmen yetiştiren bütün okulları kapattılar. Köy Enstitüleri kapatıldı, öğretmen okulları kapatıldı, Eğitim Enstitüleri kapatıldı, Yüksek Öğretmen Okulları kapatıldı… Hangi akılla, hangi mantıkla, biri açıklayabilir mi? Kapatanlar da büyük iş yapmış havasındaydılar. Yazık ettiler; kaç kuşak yetersiz öğretmen-memurların elinde harcandı. Hâlâ tarikatlar, cemaatler gerici bir bakanın elinde çocuklarımızın geleceğini belirliyor.

Buna karşı tek tük gerçekten yürekli, işini seven öğretmen çocuklarımız çıkıyor. Onların köylerde, okullarında yaptıkları güzel işleri bazen videolardan izliyorum. Gözlerim doluyor ama bütün ülkede kaç öğretmenimiz var böyle? Öğretmenin ülküsü vardır. Bu olmazsa olmaz.

Geçmişte türlü yoksunluklar içinde köylerde görev yapan öğretmenlerimiz iş bilirlerdi; öğrencilerini iş içinde eğitirlerdi. Köy Enstitülüydüler onlar. Öğretmen okullarını bitiren arkadaşlarımız köylerde öncüydüler. Yol gösterirlerdi. Öğrencileriyle şenlik havasında iş yaparlardı. Çocuklarımızın iş yapması, “amelelik” değil, kendilerini geliştirecekleri deneyimler kazanması demekti.

Bir gün ülkemizde yaparak, yaşayarak uygulanacak bir eğitim anlayışıyla çocuklarımızı yetiştireceğiz elbette… Bu kör gidişi aşmanın başka umarı var mı?

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Eğitim Su Kesintisi