Aziz Yıldırım dönerse bakın neler olacak! Fenerbahçe'de büyük hesaplaşma

Aziz Yıldırım’ı anlamak için sadece kupalara, transferlere ya da kaçan şampiyonluklara bakmak yetmez.
Çünkü o, Türk futbolunda sıradan bir kulüp başkanı olmadı. Kimi zaman öfkenin, kimi zaman meydan okumanın, kimi zaman da milyonlarca insanın “yalnız bırakılmışlık” hissinin ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Onu delicesine sevenler de, ondan nefret edenler de bugün aynı gerçeği kabul ediyor: Türk futbolunun akışını değiştirdi.
1998 ile 2018 arasındaki yirmi yıl sadece bir başkanlık dönemi değildi. O yıllar, sosyolojisiyle, ekonomisiyle ve psikolojisiyle doğrudan bir “Aziz Yıldırım Çağı”ydı.
Çünkü Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’ye hiçbir zaman sadece bir futbol kulübü olarak bakmadı. Kulübü adeta bir devlet gibi yönetti; kendi refleksleri, kendi savunma mekanizmaları ve kendi psikolojisi olan devasa bir yapı kurdu.
Stadı yeniden yaptırdı, kulübü şirketleştirdi, amatör branşları büyüttü, Fenerbahçe’yi ekonomik olarak Türkiye’nin en güçlü spor organizasyonlarından birine dönüştürdü. Bir dönem kulübün hacmi rakiplerinin toplamıyla kıyaslanacak noktaya geldi.
Ama tam da bu yüzden insanlar onun hakkında hiçbir zaman ortada buluşamadı. Aziz Yıldırım’ın dünyasında gri renk yoktu.
Bir kesim için o; Fenerbahçe’ye çağ atlatan, taraftarın zihnine “Bu kulüp kimsenin önünde eğilmez” fikrini kazıyan vizyoner bir liderdi.
Başka bir kesim içinse; Türk futbolundaki sert kutuplaşmanın, bitmeyen savaş dilinin ve “biz-onlar” ayrımının en güçlü mimarlarından biri…
Fakat iki tarafın da inkâr edemediği bir gerçek vardı: Aziz Yıldırım’ın olduğu yerde duygu hiçbir zaman sıradan akmadı.
Ya büyük bir tutkuyla sevildi, ya da öfkenin merkezine yerleşti.
Sertti.
Kavgacıydı.
Bazen kibirli bir imparator gibi, bazen de kırgın bir adam kadar sessiz…
Ama hiçbir zaman küçük görünmedi.
Onun döneminde Fenerbahçe, sürekli kuşatıldığına inanan büyük bir psikolojik kaleye dönüştü. Federasyon, medya, hakemler, rakipler…
Herkesle kavgalı ama aynı zamanda herkese meydan okuyan bir yapı.
Ve sonra 3 Temmuz geldi.
Eğer o süreç yaşanmasaydı, Aziz Yıldırım belki de tarihe yalnızca “çok başarılı ve çok sert bir başkan” olarak geçecekti. Ancak 3 Temmuz onu bir spor yöneticisinden çıkarıp simgesel bir figüre dönüştürdü.
Aziz Yıldırım dönerse bakın neler olacak! Fenerbahçe'de büyük hesaplaşma - Resim : 1
Metris Cezaevi’nden mahkeme salonlarına kadar geri adım atmayan tavrı, Fenerbahçe taraftarı için onu sadece bir başkan değil, kulübün varoluşsal nöbetçisi haline getirdi. "Ne şikesi, memleket elden gidiyor" cümlesi, bir savunma refleksinden çok daha fazlasıydı; geleceğin Türkiyesini önceden gören bir kehanetti.
O saatten sonra artık ya “direnen adamdı”, ya da Türk futbolundaki şaibeli düzenin sembolü…
Aradaki gri alan tamamen kayboldu.
2018’de Ali Koç karşısında seçimi kaybettiğinde sadece bir başkan değil, bir dönem sahneden çekildi.
Ama adı hiçbir zaman gündemden düşmedi. Çünkü bazı insanlar görev süresi bitince “eski başkan” olur; bazıları ise gittikten sonra bile arkalarında bir iklim bırakır.
Aziz Yıldırım ikinci gruptaydı.
Bugün Türk futbolundaki birçok başkanın üslubunda, taraftarı mobilize etme biçiminde, “bize karşı operasyon var” refleksinde onun izlerini görmek mümkün.
Ve şimdi yıllarca kulübün üzerinde dolaşan o sert gölge yeniden ete kemiğe büründü.
Aziz Yıldırım yeniden aday.
Bu yüzden yaklaşan kongre sadece iki adayın yarışacağı sıradan bir seçim değil. Bu, Fenerbahçe’nin geçmişiyle geleceği arasında yapılacak büyük bir hesaplaşma.
Çünkü Aziz Yıldırım geri dönerse sadece bir insan dönmeyecek.
Bir dönem, bir hafıza, bir öfke dili, bir mücadele psikolojisi de geri dönecek.
Sevin ya da sevmeyin…
Kabul etmek gerekir ki bazı insanlar sadece makam işgal eder, bazıları ise çağ bırakır.
Ve şimdi o çağın son cümlesini yeniden kendi yazmak istiyor.

Fenerbahçe Aziz Yıldırım