Nasıl bir ruh haliyse?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) güncel adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre, bu yıl seçim yapılacak olsa sandığa gidip oy kullanabilecek seçmen nüfusu 62-63 milyon arası.
Bu rakam içinde 18-24 yaş arası yasal seçmen nüfusu yaklaşık 8.8 milyon, 25-29 yaş grubu aralığındaki seçmen nüfusu da yaklaşık 6.4 milyon kişi.
Bu durumda TÜİK yaş piramidi verilerine göre, 18-29 yaş aralığında bulunan toplam potansiyelseçmen sayısı 15.2 milyon kişiyi buluyor.
Yani sandığa gidecek her dört seçmenden neredeyse birinin 30 yaşın altında olduğunu söyleyebiliriz.
Bu verileri yapay zekadan destek alarak topladım.
1990’lı yılların sonu, 2000’li yılların ilk 10 yıllık bölümünde doğmuş bu kesim kabul edelimki, önümüzdeki dönem Türkiye siyaset sahnesininşekillenmesinde azımsanmayacak öneme sahip.
CHP’nin seçilmiş başkanı Özgür Özel 52, Silivri’de tutuklu CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu da 55 yaşında.
Günümüz Türkiye’sinde siyaset sahnesine damgavuran bu iki ismin, 30 yaş altı seçmenin enyaşlı kesimiyle arasındaki yaş farkı 22 ve 25, en geç kesimiyle de 32 ve 37.
Bu kuşak, bir cep telefonuyla günümüz dünyasında tüm gelişmelerden anında hebardar olmanın yanı sıra, yönetme ve yönledirmeye de hakim.
Dijital okur yazarlıklarını karşılaştırdığımızda Özel ve İmamoğlu bile bu kitle için yaşlı kalıyor.
Bir de 80’lere merdiven dayamışları düşünün…
Büyük harflerle yazılmış konuşma metinleriniancak prompter sayesinde okuyabiliyorlar, prompter teknik arıza yapınca kürsüde donupkalıyorlar, elleri titrediği için önlerinekonulan kocaman harflerle yazılmış metniokumada zorlanıyorlar…
Ve bu siyasetçiler, kendilerini tercih etmeyengenç kuşak seçmene karşı gerektiğinde devletinkolluk kuvvetlerini devreye sokmaktan çekinmeyip, “İlla ki benim dediğim olacak” dayatmasında bulunuyor.
Tipik köhnemiş siyaset anlayışı.
Bugün kendilerini kazanan tarafta görebilirler ancak bu dayatmanın hayatın akışı içinde ilelebet kazanması mümkün değil.
Çünkü her canlının günün birinde sona geleceğigerçeği var.
Ve yukarıdaki rakamlar kimin sona daha yakınolduğunu gösteriyor.
Ölüm gerçek ve kimse için istisnai bir durum yok.
Hal böyleyken gerçekten merak ediyorum, evinde oturup torun sevmesi gereken bir insan nasıl bir ruh haline sahiptir ki, son günlerde ülkeye yaşattıklarını içine sindiriyor?
Ülkenin kaybettiği milyarlarca dolar nedeniyle, güya onların sesi soluğu olduğu işçinin, emekçinin, fakir fukaranın daha da fakirleşmesini nasıl kabullenebiliyor?.
Bu ülke evlatlarının, “Artık daraldım, bu ülkeyi terk etmek istiyorum” diyerek Avrupa kapılarında kuyruğa girmesini nasıl görmezden geliyor?
Nasıl oluyor da, FETÖ’cü darbecilere karşı mücadele etmiş, birlikte çalıştığı arkadaşlarına, koltuk uğruna FETÖ’cü diye çamur atıyor?
Hadi kendini düşünmüyorsun, insan çoluğunu, çocuğunu düşünmez mi?
“Yarın ben öldüm gittim, geride bıraktıklarım nasıl insan yüzüne çıkacak?” diye bir şey de mi gelmez aklına?
En önemlisi de, vicdan denen en insani duyguyu nasıl kaybediyor?