Bal gibi saray aklı
Uğur ERGAN
T24’ten sevgili Cansu Çamlıbel’in, CHP’ye kayyum atanan Kemal
Kılıçdaroğlu’na en yakın isim olarak görülen Bülent
Kuşoğlu ile yaptığı röportajın Kılıçdaroğlu kanadı ile ellerini
ovuşturan iktidarı bayağı rahatsız ettiği şüphe götürmez.
Cansu’nun, röportajın tanıtımıyla ilgili yaptığı değerlendirmede ifade
ettiği gibi, Kuşoğlu’nun söylediklerini okudukça kafanız karışabilir.
Ancak şunu da belirtmek isterim ki, “eğer söylediklerinde samimi ise”
Kuşoğlu’nun da kafası iyice allak bullak olmuş durumda.
Kuşoğlu’nun açıklamalarını başkent kulislerinde “Kılıçdaroğlu
tarafında acaba bir U dönüşü hazırlığı mı?” yorumlayanlar olsa da,
Kılıçdaroğlu ve şürekasının “Az olsun ama benim olsun” anlayışıyla
iktidarın peşine takılma anlayışından vazgeçeceğini düşünmüyorum.
Fakat, özellikle geçen cumartesi Özel için Ankara Güvenpark’ta bir
araya gelen on binlerin bayramlaşma mitingi sonrası Özel’in peşinden
Anıtkabir’e doğru yürüyüşe geçmesinin, kayyum Kılıçdaroğlu’nun yanında
oldukları belirtilen birçok isimde soru işareti yarattığına şüphe yok.
Güvenpark mitingi, Özel ve yoldaşlarının kararlılığı sayesinde oluşan,
provokasyona gelmeden gerektiğinde polis barikatlarını aşan toplumsal
tepkinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Kılıçdaroğlu’nun eline Saray tarafından tutuşturulduğu iddia edilen
kağıttan yaptığı konuşmada ortaya attığı; parti içinde, toplumda ve
STK’larda ciddi boyutta tepkiye neden olan FETÖ suçlamaları sonrası
kafasında soru işaretleri oluşanların sayısında artış olduğunu kesin
bilgiye dayalı olarak söyleyebilirim.
Onun için iktidar medyasında ekran ekran dolaşarak, kayyumun yanında
nasıl nemalanırız diye hesaplar yapan, zurnanın son deliği bile
olamayacak tiplerin ciddiye alınacak tarafı yok.
Kuşoğlu’na geri dönersek.
Röportajın flaş bölümü, bir “Devlet aklı”ndan bahsedilerek, bu aklın
yeni bir düzen kurgulamakta olduğu ve bu kurgu içinde CHP’ye nasıl bir
rol biçildiğinin henüz anlaşılamadığının söylenmesi.
14 yılı yurtdışında olmak üzere bu meslekte 35 yılımı geride bıraktım.
Ankara’da da “Derin devlet” ve “Devlet aklı” yakıştırmalarının öne
çıktığı, eskilerin tabiriyle hariciyeye ve askeriyeye baktım.
Gözlemim, hariciyenin özellikle mülkiye kanadının, askeriyenin ve
maliyenin, sayıları az da olsa bazı mensuplarının kendilerini “Devlet
aklı” gibi görüp, bunu korku yoluyla empoze etme ısrarları.
“Devlet aklı” diye tutturan Kuşoğlu’nun röportajındaki söyledikleri de
bu gözlemimi doğrular nitelikte:
“(…)Belki önümüzdeki 10- 20 yılda devletlerin çoğu yok olacak. Türkiye
Cumhuriyeti’nin, Atatürk Cumhuriyeti’nin yaşaması lazım. Yani bizim
yok olmamamız lazım, iddialı olmamız lazım (…)”
“Sizlerin aklı olmazsa Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet yaşayamayacak
mı?” Bülent bey…
Güvenpark’tan on binler bu Cumhuriyet’i yıkmak için mi Anıtkabir’e
yürüdü, yoksa birileri tarafından yıkılmasına karşı durmak için mi?
Bırakın böyle söylemleri lütfen.
CHP’ye yapılan “Devlet aklı” falan değil, iktidarı kaybedeceğini gören bal gibi “Saray aklı.”
Yazının girişinde belirttiğim gibi kafanız bayağı allak, bullak.
Kafa karışıklığınızın sona ermesi için olan bitene daha gerçekçi
bakacağınızı umarım.
Dediğim gibi, samimiyseniz eğer.