Mutlak butlanın öteki yüzü: Sermaye ne söylüyor, aslında ne istiyor?

CHP’ye ‘mutlak butlan salınmasının ardından herkesin gözünün CHP Genel Merkezi ve Güvenpark’taki büyük kapışmaya kilitlendiği gün, bambaşka bir yerde, önemli bir isim, hayati şeyler söylüyordu.

Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç, “Artık gücün kadar konuş dönemi açıldı” diyordu.

Kastettiği neydi? Bunun CHP’nin başına gelenlerle bir ilgisi var mıydı?

***

Gazete Oksijen Koç Holding’in 100. yılı dolayısıyla özel sayı hazırladı. Rahmi Koç ile de bir röportaj yapıldı. Upuzun konuşmanın kalbinin attığı asıl bölüm ise yalnızca bir paragraftan ibaretti:

Dünyada müthiş bir değişim, müthiş bir ilerleme var. Kartlar yeniden karılıyor. Dünyada da gücün varsa sesin çıkıyor, gücün yoksa sesin çıkmıyor. Değişim çok enteresan. Her ülkenin eline yeni kartlar veriliyor. Ona göre oyunu oynamanız gerekiyor. Türkiye’nin gücü; üç tarafı deniz, stratejik konumumuz kuvvetli, dört mevsimimiz var, mümbit toprağımız var, genç nüfusumuz var. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım. Bu ‘gücün kadar konuş’ dönemi.”

***

Rahmi Koç, Türkiye’nin uzun kriz dönemlerinin ardından gelen siyasi dönüşümleri berrak ifade etme becerisine sahip birisidir. Formülasyonu son derece basit bir mantığa dayanır: İçerisi, eninde sonunda dışarıya uyum sağlamalıdır. İstikrarın yolu budur!

2001 krizinin ardından uygulanan Kemal Derviş programını tarif ederken, “Türkiye güverte temizliği yapıyor” demişti. Çete-siyaset-devlet ilişkileri dahil tüm bir 90’ların süreklileşmiş kriz halinin ardından başlayan yeni siyasi ve iktisadi dönemi mükemmel tarif etmişti.

2002 seçiminde siyasetin ana aksını oluşturan partiler tarihe gömdüğünde de Winston Churchill'e atfen şu cümleyi kurmuştu: En iyisi akıllı bir diktatör. Ama, bu devirde mümkün değil. İkinci en iyi ise başkanlık sistemi.”

Lakin AKP ile kıyılan 10 yıllık ‘neoliberal nikah’, 2010’lardan itibaren bozuldu. TÜSİAD, Batı’da faizlerin artmaya başladığına dikkat çekip tedbir talep ederken, Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı’nı hedef alarak faize girişiyordu.

İçerideki gerçekliğin dışarıdaki gerçekliğe uyması isteniyor, Erdoğan ise bu ikisi arasındaki çelişkide yıllarca sürecek bir iktidar fırsatı görüyordu. Erdoğan’ın “Taraf olmayan bertaraf olur” sözleriyle çektiği kılıca karşı ilk savunma kalkanını, Hürriyet’in manşetine çıkan Mustafa Koç kaldırdı: “Cumhuriyet ile yaşıtız. Onurumuzu da çiğnetmeyiz.”

Sorun iktidarın kötülüğü, hukuksuzluğu filan değildi. İstikrar uyumdan geçiyordu ve AKP buna direniyordu. Sonrasını az çok biliyoruz… O manşeti atan Aydın Doğan medyadan tasfiye edildi mesela.

AKP’nin ikinci 10 yılı ise Devlet AŞ’nin hisselerinin yeniden dağıtıldığı; partilerle sınırlı olmayan, bürokratik kliklere, sermaye gruplarına, toplumsal konsolidasyonu sağlayan ilişki ağlarına dayalı, siyasi tasfiyeler ve darbe kalkışmasıyla yaratılan olağanüstülüğün içinden ‘mutlak iktidar’ çıkarmak amacıyla estirilen kusursuz bir fırtına dönemiydi.

Türkiye’nin dünyadan (Batı) hepten koptuğunun düşünüldüğü bir süreçti bu. Oysa Suriye, Ukrayna savaşı, Gazze’nin yıkımı, Trump, Suriye vs. derken üzerine Çin ile ticaret savaşı eklenince, dünya da hızla olağanüstülüğe savruldu. Ve jeopolitiğin dezavantajlı görünen dinamikleri, aniden avantaja dönüştü.

Sürecin ekonomi politik temelleri tartışıldı, tartışılıyor da. Buradaki detay, sermaye cephesinin dönemi nasıl adlandırdığı.

İşte Koç, her zamanki açık sözlülüğü ile adını koydu: Gücü olan konuşur!

Hukuk, adalet, demokrasi, Cumhuriyet vs. değil, esas olan iç ve dış uyumdur. Bu da sağlanmak üzere…

Üzere çünkü, hala uymayan, uyum sağlamayan bir şeyler var memlekette.

Peki nedir o?

***

Cumhuriyet’in 100. yılına denk gelen ve yeni devletin şafağı olarak görülen 2023 seçimi, esasında iktidar için kaygı içinde kazanılan bir zaferdi. Nitekim bir yıl sonra kaygı, kabusa dönüşüverdi.

Halk beklenmedik bir refleksle, ninesinden miras yegane bir mücevheri naftalin kokulu çeyiz sandığından çıkarırcasına CHP’yi alıp 50 yıl sonra zirveye taşıdı. Öyle bir naftalin kokusuydu ki bu, orada burada “hak, hukuk, adalet” sloganına dönüşüyor, kent lokantası, ücretsiz ulaşım, öğrenci yurdu, kreş, yoksul çocuğa süt oluyordu.

Baktığınızda çölde kum tanesi sayılmayacak türde iptidai sosyal politikalar bile, birer kıymık gibi Devlet AŞ’nin koca bedenine battı. Zira, daha derinlerdeki bir huzursuzluğu kaşıdı.

Patlayan enflasyonla beraber varsıllık fena halde yoksulun gözüne ilişiyor, rezidansa, yata, jete, istakoza, koldaki saate, omuzdaki çantaya daha bir dikkat ediliyor, her servetin altında bir suç yattığı inancı pekişiyordu.

Bugün bir avuç madenci, çoğu kimsenin adını bile duymadığı İkizköy’ün muhtarının kızı, Anadolu’da oraya buraya elini sokup duran iki mücadeleci sendikacı bakandan, validen daha saygın görülüyor. Satın alınamaz olana, diz çökmeyene itibar artıyor.

CHP’yi geleneksel çizgisinin dışına çekip 50 yıllık uykusundan uyandıran da bu dip dalgaydı işte.

Halk, en kolay etkileyebileceğini düşündüğü, kurucu vasfını taşıyan siyasi geleneği daha önce de iki kere uyandırmıştı. Bir ezberi vardı yani.

70’lerde holdingleşmesini tamamlamış sermaye, “dünya değişti, buna uyun” demiş, yetki yasası ile kamu kaynaklarının kendisine aktarılmasını talep etmiş, “Anayasa bol geldi, daraltılsın” istemişti. Kıpır kıpır olan halk bir de askeri darbe yediği halde, 1977’deki haritayı arzu edilen renge boyamadı. Bedeli de katliamlarla, aydın cinayetleriyle, 12 Eylül’le ödetildi.

10 yıl sonra yine dünya değişti, duvar yıkıldı, sol bitti vs. denilen ve uyum dayatılan 90’ların başında, SHP’yi iktidara getirerek yüzünü tekrar başka yöne çeviriyordu halk. Bunun faturası da gazeteci cinayetleri, Madımak’taki toplu aydın kıyımı, F tipi katliamı, kontra faaliyetler, uyuşturucu, çeteler vb. ile kesildi zaten.

‘Güverte temizliği’ derken, içinde bunlar da vardı.

Ve günümüz…

Gezi’deki büyük kopuştan 10 yıl sonra, uzun süren bir krizin içinde yolunu yordamını arayan halkın üzerine, 2024’te işaret fişeğini çakar çakmaz çöküldü. Ancak bu sefer bütün uyumsuz parçalar birleşip 19 Mart’ta eşi görülmemiş bir direnç sergiledi.

Bu sebeple sadece seçtiği belediye başkanı, oy verdiği siyasetçi üzerinden değil; dinlediği sanatçı, okuduğu gazeteci, baktığı TV, izlediği dizi, gittiği mekan, kazandığı üniversite, sürdüğü tarla, girdiği deniz, nefes aldığı ağaç üzerinden de halka dayak atılıyor şimdi.

Silivri’ye 2 bine yakın kişinin yargılanabileceği yeni bir mahkeme inşa ediliyor. Nihayetinde halkın son direnme noktasına gerilediği anda bir şekilde sandıktan çıkarıp sığındığı, ite kalka muharebe meydanına koç başı olarak sürdüğü CHP de ilelebet kırılmak isteniyor.

Dolayısıyla yarım asrı aşkın süredir türlü biçimlere, kılıklara bürünen, her kritik dönemeçte yeniden alevlenen bir hesaplaşma bu. Artık ya o alev küllenecek ya daha da büyüyecek.

Başka yol da cephe de siper de yok!

Mutlak butlan Koç Holding