Madenci: Karanlığın içinde bir meslek, aydınlığa çıkmayı bekleyen haklar

Türkiye’nin kalkınma hikâyesinde madencilerin emeği vardır. Yerin yüzlerce metre altında çalışan, karanlığın içinde ülkenin üretimine katkı sunan binlerce emekçi, çoğu zaman yalnızca bir iş kazası yaşandığında ya da bir facia meydana geldiğinde gündeme geliyor. Oysa madencinin hikâyesi, birkaç satırlık haberden çok daha büyüktür.

Son günlerde maden işçilerinin ücretlerini ve tazminatlarını alamadıkları için gerçekleştirdikleri eylemler, bazı ocaklarda yaşanan iş kazaları ve Soma faciasının yıl dönümü nedeniyle yapılan anmalar, madencilerin sorunlarının hâlâ güncelliğini koruduğunu bir kez daha ortaya koydu. Aradan geçen yıllara rağmen değişmeyen bir gerçek var: Maden işçisi hâlâ alın terinin karşılığını eksiksiz almak ve güvenli koşullarda çalışmak için mücadele ediyor.

Bir ülkenin üretim gücü yalnızca çıkardığı kömürle, demirle ya da maden cevheriyle ölçülmez. Asıl ölçü, o üretimi gerçekleştiren insanlara verdiği değerle belirlenir. Eğer bir işçi maaşını zamanında alamıyorsa, tazminatı için yıllarca beklemek zorunda kalıyorsa ya da iş güvenliği eksiklikleri nedeniyle hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyorsa, burada sadece ekonomik değil, sosyal bir sorun da vardır.

Sosyal güvenlik sistemi tam da bu noktada önem kazanır. Çünkü sosyal güvenlik yalnızca emeklilik maaşından ibaret değildir. Çalışanın bugününü ve yarınını güvence altına alan bir koruma mekanizmasıdır. Madencilik gibi ağır ve riskli iş kollarında çalışanların özel düzenlemelerle korunmasının nedeni de budur.

Yeraltında çalışan bir madencinin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik yıpranma, diğer birçok meslek grubundan farklıdır. Bu nedenle fiili hizmet süresi zammı, yani kamuoyunda bilinen adıyla yıpranma payı, madenciler için bir ayrıcalık değil; emeğin ve riskin karşılığıdır. Ancak uygulamada zaman zaman eksik bildirimler, kayıt dışı çalışmalar veya hatalı sigorta işlemleri nedeniyle işçilerin hak kaybına uğradığı da bilinmektedir.

Madencinin hakkını korumak yalnızca SGK kayıtlarını doğru tutmakla sınırlı değildir. İş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin eksiksiz uygulanması, düzenli denetimlerin yapılması, ücretlerin zamanında ödenmesi ve işçinin sendikal haklarının güvence altına alınması da aynı derecede önem taşımaktadır.

Ne yazık ki ülkemiz, Soma başta olmak üzere birçok acı tecrübeyi hafızasında taşımaktadır. Bu acılar yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar olarak görülmemelidir. Her facia, ihmalin bedelini insan hayatıyla ödediğimizi hatırlatan ağır bir ders niteliğindedir. Bu nedenle denetimlerin kâğıt üzerinde değil sahada etkin şekilde yürütülmesi, ruhsatsız ve kayıt dışı faaliyetlere karşı sıfır tolerans gösterilmesi artık bir tercih değil zorunluluktur.

Bugün maden işçilerinin taleplerine baktığımızda aslında çok temel haklardan söz edildiğini görüyoruz. Zamanında ödenen ücret, eksiksiz yatırılan sigorta primi, güvenli çalışma ortamı, hak edilen tazminat ve insan onuruna yakışır bir emeklilik…

Bunlar hiçbir emekçi için lüks değildir.

Madenci ayrıcalık istemiyor. Yerin altında bıraktığı emeğin karşılığını istiyor. Evine sağ salim dönebilmeyi istiyor. Yıllarca verdiği emeğin emeklilik döneminde karşılığını alabilmeyi istiyor.

Sosyal devlet anlayışının gerçek sınavı da tam burada başlıyor. Çünkü sosyal devlet; güçlü olanı değil, emeği koruyabildiği ölçüde anlam kazanır.

Unutmayalım ki bu ülkenin sanayisinde, enerjisinde ve üretiminde madencilerin alın teri vardır. O alın terinin değeri yalnızca çıkarılan madenle ölçülemez. Asıl değer, o emeğe gösterilen saygıyla ölçülür.

Madencinin canı da hakkı da yerin altında kalmamalıdır.

Çünkü emek korunursa üretim büyür. Emekçi korunursa ülke güçlenir.

Maden Tazminat Eylem