Yandaş medyanın Bay Kemal aşkı

Dün Ankara'da sadece iki farklı bayramlaşma değil, aslında Türk siyasetinin yakın geleceğini şekillendirecek iki farklı gerçeklik tasarımı yaşandı.
​Bir tarafta, sokağın enerjisini arkasına almaya çalışan, parkta vatandaşlarla el sıkışan "seçilmiş" lider Özgür Özel vardı. Diğer tarafta ise CHP Genel Merkezi’nin kurumsal koridorlarında, koltuğunu devretse de, iktidar desteğiyle gölgesini devretmeye niyeti olmadığını gösteren Kemal Kılıçdaroğlu...
​Normal şartlarda medya, bu iki fotoğrafı yan yana koyar ve kararı izleyiciye bırakır diye düşünürsünüz. Ama belli ki bazı ekranlar, izleyicinin kendi kararıyla baş başa kalmasını riskli buldu ve bu yorucu demokrasi yükünü üstlenmek istemedi.

Kumandayı elinize aldınız... 1’e bastınız, Kemal Bey. 2’ye bastınız, yine Kemal Bey. 3’e bastınız, sürpriz! Yine Kemal Bey.
Hepsi TGRT Haber, A Haber, CNN Türk, TRT, NTV ve Habertürk gibi iktidar yanlısı medya kuruluşları.

​Bir ara insan televizyonun bozulduğunu, zamanın geriye aktığını düşünüyor. Ama Türkiye’de "tek kanallı, çok gölgeli bir yayın sistemi" devam ediyor.
​İşin asıl düşündüren tarafı şu: Yıllardır CHP'yi eleştiren, seçim yenilgilerinin faturasını ona kesen, neredeyse her akşam ekranlarında onu hedef tahtasına koyan medya kuruluşları, dün söz konusu Kemal Kılıçdaroğlu olunca birden büyük bir yayın aşkına, adeta bir "sadakat" krizine kapıldı.
Bu durum, Türk medyasının ani bir vizyon değişimi değil, aksine çok tanıdık bir siyaset mühendisliği. Dün onu kaybettirmek için eleştirenler, bugün seçilmişi zayıflatmak için onu ekrana taşıyorlar.

​Demek ki siyasette bazen sizi kimlerin desteklediği kadar, o desteğin hangi amaca hizmet ettiği de önem taşıyor. Dünün ezeli muhalifleri, bugünün en sadık yandaşları oluveriyorsa; burada bir fikir birlikteliği değil, "böl ve yönet" planı vardır. Sosyal medyadaki "Her şey kabak gibi ortada" yorumlarının kökeni de tam olarak bu stratejinin artık saklanamayacak kadar şeffaflaşmış olması
​Çünkü siyaset bazen miting meydanlarında, süslü kürsülerde değil; kimin hangi kamerayı, kime ve ne zaman çevirdiğinde gizlidir.
Kadrajın dışında bırakılan Özgür Özel değil, sokağın ta kendisi. Ekranlara sığdırılmaya çalışılan ise değişimin önüne örülmek istenen bir setten ibaret.
​Ve bazen bir siyasetçinin ne söylediğinden çok, o söylerken arkada kimlerin bıyık altından güldüğü ve ona kimlerin alkış tuttuğu daha fazla şey anlatır. Alkışların rengi, bazen dostun niyetinden daha nettir.
​Dünün özeti de buydu. Ankara'da iki farklı bayramlaşma, iki farklı vizyon yarışı vardı. Ama ekranlarda tek bir illüzyon vardı. Ve bu illüzyon, aslında değişimin ne kadar güçlü dalgalarla geldiğinin ve statükonun bu dalgayı durdurmak için eski defterleri karıştırmaktan başka çaresi kalmadığının en somut kanıtıydı.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP