Yapay zekâ çağında öğretmeni yeniden düşünmek

Hiçbir yapay zekâ, öğretmenin öğrenciyi tanıyan, ona rehberlik eden ve öğrenmeye insanî bir anlam katan rolünün yerini tutamaz. Geleceği, teknolojiyi en fazla kullanan toplumlar değil; onu insanı, öğrenmeyi ve etik sorumluluğu merkeze alarak bilinçli biçimde kullanan toplumlar şekillendirecektir.”

Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökçe Kurt Tiftik ile yapay zeka ve öğretmen ilişkisini konuştuk.

Yapay zekâ çağında öğretmeni yeniden düşünmek - Resim : 1

Yapay zekâ denince akla çoğu zaman öğrenci geliyor. Siz neden meselenin merkezine öğretmeni ve öğretmen eğitimini koyuyorsunuz?

Yapay zekâ tartışmaları çoğu zaman öğrenciler üzerinden yürütülüyor. Öğrenciler ödevini yapay zekâya mı yaptırıyor, yazma becerileri zayıflar mı, eleştirel düşünme zarar görür mü? Bunlar tabi ki önemli sorular. Ancak bu dönüşümün asıl merkezinde öğretmen var. Çünkü yapay zekânın eğitimdeki etkisini belirleyen şey, teknolojinin tek başına gücü değil, onu sınıfa taşıyan öğretmenin pedagojik hazırlığı, etik farkındalığı ve mesleki muhakemesidir. Yapay zekâ çok güçlü bir araç olabilir ama pedagojik bir amaç doğrultusunda kullanılmadığında, öğrenciyi düşündürmek yerine onun yerine düşünen bir mekanizmaya dönüşebilir.

Bu noktada Harvard’dan gelen bir araştırmaya değinebiliriz. Kestin ve arkadaşlarının 2025’te yayımlanan çalışmasında, yapay zekâ özel öğretmeni ile öğrenen öğrencilerin öğrenme kazanımı, sınıf içi aktif öğrenme odaklı derse katılan öğrencilerinki ile karşılaştırılmıştır. Özel olarak tasarlanan yapay zekâ rehberinin yenilikçi tasarımı, sınıf içi derslerde uygulanan pedagojik açıdan etkili uygulamalarla aynı doğrultuda şekillendirilmiştir. Sonuçlar, öğrencilerin yapay zekâ rehberini kullandıklarında, sınıf içi aktif öğrenmeye kıyasla daha kısa sürede daha fazla öğrendiklerini göstermiştir. Sistem, öğrencinin yerine düşünmemesi, kısa ve yönlendirici cevaplar vermesi ve öğreneni aktif tutması için tasarlandığından, onu güçlü kılan şey, arkasındaki pedagojik akıl olmuştur.

Bu nedenle yapay zekâ çağında öğretmen eğitimi her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Öğretmen adayları bu araçları yalnızca metin yazdırma ya da ders planı hazırlatma aracı olarak görmemeli, onları öğrenmeyi destekleyen ama mutlaka sorgulanması ve uyarlanması gereken kaynaklar olarak değerlendirmeyi öğrenmelidir. Aynı şekilde sahadaki öğretmenler de yalnız bırakılmamalı, bu dönüşüm karşısında sürekli, uygulamaya dayalı ve etik boyutu güçlü mesleki gelişim olanaklarıyla desteklenmelidir.

Yapay zekâ çağında öğretmen adayları ve mevcut öğretmenler hangi yeterliklerle desteklenmeli?

Hem geleceğin öğretmenleri hem de bugün sınıfta olan öğretmenler için yapay zekâ çağında öğretmen eğitimi dört temel başlıkta düşünülebilir.

Birincisi, öğretmen adaylarının ve mevcut öğretmenlerin öncelikle temel bir yapay zekâ okuryazarlığına ihtiyacı bulunmaktadır. Bu, herkesin yazılımcı olması gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak öğretmen, üretken yapay zekânın nasıl çalıştığını, neden bazen yanlış ya da uydurma bilgi üretebildiğini, hangi durumlarda önyargılı sonuçlar verebileceğini ve hangi verilerin bu sistemlerle paylaşılmaması gerektiğini bilmelidir. Bu bilgi, hem öğretmenin kendi kullanımını hem de öğrencilerine vereceği rehberliği doğrudan etkiler.

İkinci olarak, öğretmenlerin yapay zekâyı pedagojik tasarımın bir parçası olarak kullanmayı öğrenmesi gerekir. Örneğin yapay zekâdan ders planı, okuma metni, etkinlik fikri, değerlendirme ölçütü, farklı öğrenci seviyelerine uygun örnekler ya da geri bildirim taslakları alınabilir. Fakat asıl beceri bu çıktıyı doğrudan kullanmak değil, onu değerlendirmek ve kendi bağlamına göre dönüştürmektir. Metnin seviyesi uygun mu? Etkinlik öğrenciyi gerçekten düşündürüyor mu? Kültürel olarak sorunlu bir ifade var mı? gibi soruları sormadan yapılan yapay zekâ kullanımı, pedagojik değil yalnızca teknik bir kullanım olarak kalır.

Üçüncü olarak, öğretmenlerin eleştirel değerlendirme becerisinin güçlenmesi gerekir. Yapay zekâ çok akıcı cevaplar üretebildiği için doğru ve güvenilir olduğu izlenimi verebilir. Oysa akıcı bir cevap her zaman doğru cevap değildir. Öğretmenler, yapay zekâ çıktısını kaynaklarla karşılaştırmayı, eksik ya da sorunlu noktaları fark etmeyi ve öğrencilerine de bu sorgulama alışkanlığını kazandırmayı öğrenmelidir.

Dördüncü olarak, etik ve sorumlu kullanım için şeffaflık, akademik dürüstlük, veri güvenliği ve mahremiyet öğretmen eğitiminin merkezinde yer almalıdır. Öğrenci yapay zekâdan destek alabilir ancak bu desteği nasıl kullandığını açıklamalı, çıktıyı sorgulamalı ve son ürünün sorumluluğunu üstlenmelidir. Bunu öğrencilere öğretecek ve örnek olacak kişi de öğretmendir. Ayrıca, öğretmenlerin hangi verilerin yapay zekâ araçlarına girilmemesi gerektiğini, öğrenci verisinin nasıl korunacağını ve kullanımın nasıl şeffaflaştırılacağını bilmesi gerekir.

Bu noktada UNESCO’nun öğretmenler için geliştirdiği yapay zekâ yeterlik çerçevesi yol göstericidir. Bu çerçeve, öğretmen yeterliliğini yalnızca araç kullanma becerisiyle sınırlamamakta, insan merkezli yaklaşım, yapay zekâ etiği, yapay zekânın temelleri, pedagojik kullanım ve mesleki öğrenmeyi birlikte ele almaktadır. Bu da bize göstermektedir ki yapay zekâ çağında öğretmen yetiştirmek ve öğretmeni desteklemek, teknik beceri kazandırmanın ötesinde pedagojik ve etik bir mesleki formasyon meselesidir.

Yapay zekâ çağında öğretmenin değişen rolünü nasıl tanımlarsınız?

Yapay zekânın öğretmenin yerini alacağı fikri çok sık dile getiriliyor. Bu endişenin bir nedeni, öğrenmeye fazla dar bir çerçeveden bakmamız. Öğrenmeyi yalnızca bilgi aktarmak ve anında geri bildirim vermek sanırsak, yapay zekânın öğretmenin yerini alabileceği fikri ikna edici görünebilir. Oysa öğrenme bilimleri uzun yıllardır öğrenmenin öğrencinin aktif katılımıyla, sosyal etkileşimle ve rehberli deneyimle inşa edildiğini göstermektedir.

Yapay zekâ bazı öğretimsel süreçleri destekleyebilir ancak öğrencinin düşünmesini derinleştiren, öğrenme sürecini izleyen, sınıfın sosyal ve duygusal iklimini yöneten ve etik sınırları kuran öğretmenin yerini alamaz. Öğretmen öğrencinin neyi neden anlamadığını, motivasyonunu, özgüvenini, kaygısını, sosyal ilişkilerini ve öğrenme geçmişini bilir ve dikkate alır. Yapay zekâ ise bağlamı ancak sınırlı biçimde görür.

Öğrencinin yapay zekâyı bir “kolay cevap makinesi” olarak değil, düşünmesini geliştiren bir çalışma ortağı olarak kullanmasını sağlayacak kişi de öğretmendir. Bugün yapay zekâ araçlarının en güçlü iddialarından biri, bireysel ve kişiselleştirilmiş öğrenme desteği sunabilmeleridir. Öğrencinin bu destekten gerçekten yararlanabilmesi, hedef koyma, kendi öğrenme sürecini izleme, gerektiğinde strateji değiştirme ve öğrenmesinin sorumluluğunu üstlenme becerileriyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle yapay zekânın sunduğu kişiselleştirme imkânı, öğretmenin rehberliği ve öğrencinin öz düzenleme becerileriyle desteklendiğinde gerçek bir öğrenme değerine dönüşür.

Bugün öğretmenin öğrencilerine yalnızca “bu konuyu öğrenin” demesi yeterli değildir. Öğrencilerin bilgiye ulaştıkları kaynakları değerlendirmeyi, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi, yapay zekâ çıktılarındaki eksiklikleri fark etmeyi ve kendi seslerini korumayı öğrenmeleri gereklidir. Bu da öğretmenin rehberliğini daha değerli hâle getirmektedir. Dolayısıyla öğretmen, yapay zekâ çağında daha az değil, daha fazla pedagojik sorumluluk üstlenir.

Öğretmenin öğrenciye rehberliği bu tabloda nasıl bir yer tutuyor?

Çok merkezi bir yer tutuyor. Sorumlu ve etik yapay zeka kullanımı öğrenci kendiliğinden öğrenemez. Öğrenci yapay zekâdan destek alabilir, ama bu desteği nasıl kullandığını açıklamayı, çıktıyı sorgulamayı ve son ürünün sorumluluğunu üstlenmeyi öğretmenden öğrenir. Öğretmen burada hem rehber hem de örnektir. Doğru soru sormayı, çıktıyı kaynaklarla karşılaştırmayı, kendi fikrini geliştirmeyi ve emeğini görünür kılmayı öğretir.

Bu yüzden şeffaflık kültürünü en baştan kurmak önemli. Bir işte yapay zekâdan yararlanıldıysa bunu gizlemek yerine açıkça belirtmek bir dürüstlük alışkanlığıdır. Öğretmenin “nerede serbest, nerede sınırlı” çerçevesini net koyması, öğrenciyi hem özgür hem de sorumlu kılar. Kısacası öğretmen, teknolojiyi yasaklayan değil öğrencilerin onu öğrenmeyi destekleyecek ve dürüstlüğü koruyacak şekilde kullanmasına rehberlik eden kişidir.

Son olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bugün yapay zekâya yapacağımız en akıllı yatırım, donanıma ya da yazılıma değil, öğretmene ve öğrencinin bilinçlenmesine yapılan yatırımdır. Türkiye’de öğretmen eğitimi programlarının yapay zekâyı ayrı, geçici ya da sadece teknik bir konu olarak görmemesi gerekir. Yapay zekâ, öğretmenlik meslek bilgisi, alan eğitimi, ölçme-değerlendirme, materyal tasarımı, sınıf yönetimi ve öğretmenlik uygulaması gibi derslerle ilişkilendirilmelidir. Çünkü yapay zekânın etkisi tek bir dersle sınırlı değildir ve öğretmenliğin bütün boyutlarını etkilemektedir.

Mevcut öğretmenler açısından bakıldığında, hizmet içi eğitimin yalnızca belirli yapay zekâ araçlarının kullanımını tanıtan kısa süreli eğitimlerle sınırlı kalmaması gerekir. Bunun yerine yapay zekâ okuryazarlığını, pedagojik tasarımı, eleştirel değerlendirmeyi ve etik kullanımı merkeze alan, uygulamalı, bağlama duyarlı, sürekliliği olan ve meslektaş etkileşimini destekleyen bir mesleki gelişim anlayışına ihtiyaç vardır.

Hiçbir yapay zekâ, öğretmenin öğrenciyi tanıyan, ona rehberlik eden ve öğrenmeye insanî bir anlam katan rolünün yerini tutamaz. Geleceği, teknolojiyi en fazla kullanan toplumlar değil; onu insanı, öğrenmeyi ve etik sorumluluğu merkeze alarak bilinçli biçimde kullanan toplumlar şekillendirecektir.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Eğitim Yapay Zeka Öğretmen