‘Onlyfans’çıdan tavukçuya... Tüm servetler tahtın etrafında toplanmalı!

Geçen yılki kara para operasyonu fırtınasında hızla el koyulan şirketler, aynı hızda satılıyor. Ama fırtına dinmiyor. Her satışta boşalan depo, yeni bir el koymayla doluyor. Öyle ki, İBB davasında yargılananlardan yasadışı bahisçilere, uyuşturucudan alınan ünlülerden onlyfansçılara kadar, tutuklananın vay haline!

Derdini anlatacak birini bulana kadar malı, mülkü, banka hesabı, arabası, maaşı, şirketi gidiyor.

Sıra tavukçulara da geldi...

Peki sahiden neler oluyor?

***

Papara, Payfix, Can Holding gibi operasyonlar başladığında, 16 Ekim 2025 günü, Saray iktidarının yeni bir ‘ölüm perendesi’ne (salto morale) giriştiğini yazmıştım.

Roma’da gladyatörlerin, gardını düşürmesinden dolayı büyük risk taşıyan ama rakibine kesin ölüm getirecek bir harekete girişmesi için kullanılır. Sonradan siyaset biliminin en ilginç metaforlarından birisi haline geldi.

Geçen yıl başlayan operasyon fırtınasını, Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘salto mortale’si olarak nitelendirmiştim. Zira, operasyonlar sadece hasımlara yönelik değil. Ucu uluslararası arenaya da uzanan iktidar içi bir hesaplaşmanın, sonraki dönem dizaynının, siyasi mirasın netleştirilmesinin hamleleri. ‘Her şey dahil’ bir paket yani.

Saray iktidarı yekpare bir yapıdan ziyade, bir organizma gibi. Uyumsuz pek çok parça, çelişki, klik, parti, çıkar grupları, ilişki ağları olmasına rağmen, hayatta kalma güdüsü hepsini birleştiriyor. İstikrarsızlığı, istikrar oluyor.

Ancak istikrarsızlığın sürdürülebilmesi kolay değil. Bunun iki sebebi var. İlki; organizmanın yaşayabilmesi için durmaksızın beslenme mecburiyeti. Av sahaları daraldığında, besin zinciri de acımasızlaşıyor. İkincisi; organizma sağlığı için hastalıklı organlarından kurtulmalı. Bazen kolu, bacağı kesmeye kadar varabiliyor bu. Berat Albayrak bir koldu mesela. Bazen de organ nakline ihtiyaç duyuyor. Belki ‘Kürt sürecini’ ve butlan CHP’sini de buraya yazabiliriz.

İşte içeride halkın yaşam krizi ve 2024 seçimi ile dışarıda Suriye başta olmak üzere daha genel haritada İsrail, Çin, Rusya, ABD koordinatlarında yaşananlar Saray merkezli organizmanın bünyesinde değişimi dayatıyor.

Hayatta kalma iç güdüsü gözü dönmüş halde devreye giriyor. İşe yaramaz parçaların atılması, bazı parçaların işlevinin değişmesi, yeni parçaların montajı gerekli.

Kimileri buna ‘Atlantik-Avrasya’ ya da ‘Küreselci-milli’ kavgası diyor, kimileri ‘devlet aklı’ mitine sarılıyor.

Siyaset nihayetinde soyut bir fikri, halka mal ederek somutlama işidir. Eğer kitleleri inandırırsanız, bu kavgaların hepsi sahici olur. İktidar mücadelesi ise iç-dış çelişkilerin kimin lehine çözüldüğü ve bir sonraki adımda oluşan yeni güç dengesidir. Çözme iknayla da olur, zorbalıkla da…

***

Zorbalık çağındayız şimdi. Saray iktidarı dolandığı çelişkileri, geleceği de dizayn edecek şekilde çözmeye çalışıyor. Yani bir sonraki adımdaki yeni güç dengesi de inşa ediliyor esasında. O dengenin nirengi noktası, ilk derece kan bağının yegane mirasçı olması!

Siyasi mirasın garantisi ancak ve ancak iktisadi gücün, kaynak dağıtım ağlarının, bürokratik kliğin de aynı odak etrafında temerküzüyle mümkündür.

Savunma sanayiine operasyona bakıyoruz; toz dumanın içinde Çorum’daki bir şirketin güneş gibi parladığını görüyoruz. İtalyanlarla ortaklık, ABD ile yapılan milyarlarca dolarlık anlaşmalarla ihracat liderliğine sıçrıyor. Elektronik para kuruluşlarına operasyona bakıyoruz; bir tanesi hariç hepsinin kellesi giyotine uzanıyor.

Medyaya bakıyoruz; propaganda aygıtı yeni baştan organize ediliyor. Tekfen’in yüzde 42 hissesi Bilal Erdoğan’ın, İlim Yayma Vakfı'ndaki mesai arkadaşı Murat Yalçıntaş’ın 2025’te başına geçirildiği OYAK’a devrediliyor.

İBB’ye bakıyoruz; Ekrem İmamoğlu’na selam dahi veren devrin tüm müteahhitler, iddianamede ‘rüşvet veren veya rüşvete tanık olan’ sıfatıyla ip gibi diziliyor.

İş insanlarının çocukları uyuşturucudan gözaltına alınıyor, bir kısmı AKP’li olan tavukçulara ‘denetim kayyumu’ atanıyor vs… Bunlardan kurtulmak, fırtınadan sağ çıkmak isteyen Saray’ın hangi odasının kapısında sıraya girecek?

Güç temerküzü tam da budur. Kimin kapısını çalacağınızdır...

***

Fransa’da bir referandum sayesinde Anayasa’yı başında bir taca çeviren Louis Bonaparte iktidarı, ‘tek adam rejimlerinin’ ilk örneğidir. Fransız yazar Emile Zola, ‘Tazı Payı’ romanında rejimin nasıl bir iklime sahip olduğunu, bir masanın etrafında toplanan siyasetçi, müteahhit, bürokrat, bankacı ve gazetecilerden oluşan bir grubun ağzından anlatır. Bonaparte’ın yaptığı yollar, yarattığı imar rantı vs. övülür.

Sohbetin sonunda iyice coşan müteahhit ayağa kalkar ve şöyle der:

“Menfaate dayalı bu demokrasi devrinde, imparatora bağlılık biricik vatanseverliktir… Tüm servetler, tahtın etrafında toplanmalıdır.”

Evet, tüm servetler ve servet dağıtımı, bir kez daha tahtın yeni varisinin etrafında da toplanmalı. Siyasi miras bunu gerektiriyor!

Pek bu 'ölüm perendesi' başarılı olacak mı? Sonraki yazıya bırakalım...

AKP Bilal Erdoğan Kayyum