Yenildik ama hikaye henüz bitmedi

Türkiye, günlerdir 'mutlak butlan'ın ağırlığı altında ezilmiş; sokaktan kahvehaneye, ekrandan pazar yerine kadar her köşe başı o bitmek bilmez kurultay gürültüsüyle sarsılıyordu.
Siyaset kendi tozlu ringinde birbirini tüketirken, memleket adeta kendi uğultusu içinde nefessiz kalmıştı.
​Fakat tam bu sırada, binlerce kilometre öteden, Dünya Kupası’nın o görkemli ışıklarıyla bir pencere aralandı. Bir tarafta memleketin yorgunluğu ve siyasetin kör düğümleri; diğer tarafta ise kırmızı formalarıyla sahneye çıkan 'Bizim Çocuklar'...
Futbol, bu topraklar için sadece bir oyun değil; bazen milletin kendi yazgısından, o gri gündeminden bir anlığına da olsa sıyrılıp saklanabildiği yegane sığınaktır.
Avustralya karşısında topun peşinde koşan bizim çocuklar, milyonlarca insana mahkeme tutanaklarından ve bitmeyen çekişmelerden sıyrılıp derin bir nefes alma şansını hediye etmek için sahadaydı.
​Ama olmadı. Çok istedik, çok arzuladık ama tabelayı lehimize çeviremedik.
​Aslında istatistiklerin soğuk yüzüne baksanız bu mağlubiyeti açıklamak zor.
Top bizdeydi, oyun bizdeydi, şutlar bizdeydi. Ama futbol, rakamların her zaman yalan söylediği bir oyundur; özellikle Dünya Kupası gibi devasa arenalarda...
Bazen yüzde 60 topla oynarsınız ama maçı rakip yönetir.
Bazen daha çok koşarsınız ama rakip pusuya yatmış bir avcı gibi doğru yerde, doğru zamanda durmayı bilir. Avustralya tam olarak bunu yaptı; disiplinli, soğukkanlı ve ne yaptığını bilen taraftı. Sabırla beklediler ve fırsatını buldukları an cezayı kestiler.
Attıkları iki gol soğukkanlılık ve sabırla hata aramanın sonucuydu.
Düşünün, bizim 30'a yakın gol girişimimiz var golümüz yok.
Adamlar 9 girişimde 2 gol buldular.
​Çünkü bu turnuvalarda yetenek kadar, turnuva hafızası ve tecrübe konuşur.
Bizim çocuklar son yılların en parlak jenerasyonu belki ama Dünya Kupası başka bir iklim, başka bir ağırlık.
Biz sahaya gençliğimizi ve saf enerjimizi koyduk; Avustralya ise yılların kurt kumaşını ve fiziksel üstünlüğünü…
Özellikle ikili mücadelelerde duvar gibi çarptılar bize. Savunmada kalabalık kalıp, bire bir markajla hiç açık vermediler. O uzun boylu, fizikli savunma hattının arasında santrfor oynayan 1.72'lik Kerem Aktürkoğlu adeta kayboldu.
Arda, Orkun, Kenan ve Hakan gibi oyun kurucu zekalarımıza, kilidi açacak o şut ve duran top konforunu hiç tanımadılar. İkinci yarıda Kenan Yıldız'ın oyuna girmesiyle ritim bulup rakip kaleyi daha çok zorlasak da o sarsılmaz surları yıkmaya yetmedi.
​Futbolun terazisinde tecrübe, bu sabah yeteneği alt etti.
Yine de bu mağlubiyet umut kıran bir bozgun değil; Dünya Kupası’nın acı ama kıymetli bir dersidir.
Bugün bu sahnede ilk kez yürüyen ve kaybeden bu çocuklar, yarın aynı çimlere daha olgun, daha güçlü çıkacaklar.
​Daha iki maçımız var ve bu hikaye henüz bitmedi.