Maç bitmişti ama sabaha karşı biri çıkıp golü iptal etti: Demokrasiye çalınan düdük
Futbol ile siyaset birbirine sandığımızdan daha çok benzer. Çünkü insanlar yenilgiyi affeder ama oyunun başka yerde yazıldığı hissini asla unutmaz.
Bazı maçlarda asıl sonuç skor tabelasında yazmaz. Tribün dağılır, ışıklar söner, çimler sulanır ama insanların içine bir şey oturur. Eve dönerken vapurda, otobüste kimse konuşmaz ama herkes bilir.
"Bu maçta başka bir şey oldu.”
İşte Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen “mutlak butlan” kararı ve sonrası yaşananlar tam olarak böyle bir eşik.
Bu artık sıradan bir hukuk tartışması, bir usul hatası meselesi değil. Bu, hakemin düdüğü cebine koyup, orta sahaya top sürerek bizzat inmesi ve golü kendisinin atmasıdır.
Çünkü demokrasi dediğin şey, kusursuz oynanan steril bir Şampiyonlar Ligi finali değildir.
Çamurlu sahadır demokrasi.
Kırık projektördür.
Tribün kavgası, kaçan penaltı, 90+7’de gelen o hırçın ofsayt tartışmasıdır.
Ama ne olursa olsun, o maçın sahibi sahadaki futbolculardır. Hakem oyunu yönetmekle mükelleftir; oyunun yerine geçmekle değil.
Bugün yaşanan büyük kırılma tam da burada başlıyor. Bir siyasi partinin kendi içindeki o sert, yorucu, zaman zaman kirli ama yine de “hayata ait” mücadelesi; delegelerin bağırışından koparılıp dosya klasörlerinin soğukluğuna sıkıştırıldı. Siyasetin nabzı artık kürsülerde değil, mahkeme tokmaklarında atıyor.
Ve toplum bugün şunu hissediyor.
Sanki maç bitmiş, kupa kaldırılmış, tribün evine dönmüş… Ama sabaha karşı federasyon binasından biri çıkıp, “O golü iptal ettik, maç hiç oynanmadı” demiş gibi.
İnsanların ruhunu yaralayan, işte bu görünmez adaletsizlik duygusu.
Çünkü futbolun da demokrasinin de trajik bir asaleti vardır. Yanlış gol de oyunun parçasıdır. Hatalı teknik direktör de, kötü transfer de, hatta bazen o haksız şampiyonluklar bile…
Ama buna rağmen insanlar ertesi hafta yine o stada gider, o bilete para verir.
Neden?
Çünkü oyunun kaderinin yeşil çimde yazıldığına inanırlar.
Eğer insanlar bir gün sonucun artık çimde değil, koridorlarda belirlendiğine inanırsa; işte o gün futbol da ölür, demokrasi de.
İslam abi (Çupi) bugün yaşasaydı, o eşsiz bas bariton kalemiyle muhtemelen şöyle yazardı.
“Bazı mağlubiyetler vardır, skorla açıklanmaz. Bazı galibiyetler vardır, insan kazandığına sevinemez. Ve bazı düdükler vardır ki, maçın değil bir devrin üstüne kapkara bir leke bırakır…”
Bugün tartışılan şey tam olarak bu.
“Mutlak butlan” denen kavram hukuk kitaplarında teknik bir terim olabilir; ama siyasetin içine girdiği anda acımasız bir VAR odasına dönüşür. Dakikalar önce yaşanmış golü geri sarar, tribünün sevincini iptal eder, tarihi birkaç kamera açısıyla yeniden yazmaya kalkar.
Oysa demokrasi VAR sistemiyle yaşayamaz. Çünkü halk bazen ofsayta düşer.
Bazen yanlış pas verir.
Bazen kötü kaptanı alkışlar.
Ama halkın yanılma hakkı mahfuzdur.
Demokrasinin bütün asaleti de zaten bu riskte yatar. Hukuk, oyunun nizamını korumak içindir, tribünün coşkusunu kurutmak için değil.
Tarihin en tehlikeli dönemleri, tankların sokakları dövdüğü o karanlık geceler değildi sadece. Bazen en büyük kırılma, her şeyin “kuralına uydurulmuş” o sahte kararlarla yaşandı.
Hakem kuralları uyguluyordur belki…
Maddeler, fıkralar, bentler yerindedir.
Ama tribün ilk kez oyunun artık sahada oynanmadığını hissetmiştir.
Ve bir ülke için, tribünlerin tamamen sustuğu o andan daha ağır bir sessizlik yoktur.