Fenerbahçe'nin Prometheus'u Aziz Yıldırım

​Bugün Türk futbol tarihi, eşine az rastlanır bir geri dönüş öyküsüne sahne oldu. Fenerbahçe Genel Kurulu’nda sandıktan çıkan irade, camianın o birleştirici hafızasına, tecrübesine ve sert ama koruyucu gölgesine duyulan özlemi tescilledi. Kulübün o meşhur genetiğini, direniş ruhunu geri getirmek isteyen delegeler, mührü yeniden efsane başkanına teslim etti ve Aziz Yıldırım 8 yıl sonra tekrar Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı seçildi.
​Bu tarihi geri dönüş, 2018 yılındaki o hüzünlü veda gecesinde "bir devir tamamen kapandı" diyenleri yanıltırken; siyahıyla beyazıyla, öfkesiyle sevgisiyle Türk futbolunun tuvalinde asla silinmeyecek izler bırakan bir liderin yarım kalan hikayesini tamamlama çığlığıdır.
​Peki, Türk futbolunun modern tarihini şekillendiren ve bugün yeniden direksiyona geçen bu "Son İmparator" kimdir?
Çizgileri sert, renkleri koyu olan bu portrenin temel taşlarında neler gizlidir?

​TESİSLEŞMENİN MİMARI

​1998 yılında, sadece bir oy farkla ilk kez o başkanlık koltuğuna otururken, kafasında sadece bir futbol kulübü değil, ekonomik ve yapısal bir imparatorluk kurma fikri vardı. Aziz Yıldırım, Türk futboluna "endüstriyel dönüşüm" kavramını getiren liderdir.
Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nu devletten tek kuruş almadan, blok blok yıkarak modern bir arenaya dönüştürmesi, Samandıra, Topuk Yaylası, Faruk Ilgaz Tesisleri gibi devasa altyapı hamleleri, Fenerium markasıyla kulübü kendi kendine yeten ekonomik bir güç merkezi haline getirmesi, onun rasyonel, vizyoner ve inşaat mühendisi kimliğinin birer yansımasıydı. Kulübün tapusunu ve geleceğini sağlama alırken, aslında kafasındaki "Yenilmez Fenerbahçe" algısının da fiziksel temellerini atıyordu.
Bugün kulübün başına yeniden geçerken arkasındaki en büyük referans, işte bu sarsılmaz betonarme mirastır.

​3 TEMMUZ DİRENİŞİ

​Aziz Yıldırım portresini bir spor kulübü başkanından çok daha öteye taşıyan, onu toplumsal bir simge haline getiren en dramatik dönüm noktası 3 Temmuz 2011 sürecidir. Metris Cezaevi günleri, onun sadece adalet arayışının değil, aynı zamanda o dönem ülkenin kılcal damarlarına sızan bir yapıya karşı gösterilen ilk ve en sert sivil direnişlerden birinin sembolü oldu.

"Ne şikesi, memleket elden gidiyor!"

​Bu tarihi cümle, sıradan bir savunma mekanizması değil; toplumsal bir öngörünün ve meydan okumanın çığlığıydı.
Aziz Yıldırım, o dönemde yalnızlaştırılmaya çalışılsa da, taraftarının gözünde adeta mitolojik bir kahramana, kulübü için kendini feda eden bir "Prometheus" figürüne dönüştü. Cezaevinden çıktığı gün Kadıköy'de karşılanışı, bir spor adamının çok ötesinde, toplumsal bir reaksiyonun tepe noktasıydı. İşte camiayı bugün yeniden onun etrafında kenetleyen duygu, o günlerdeki "birlikte direniş" hafızasıdır.

​İKTİDAR TUTKUSU

Ancak her güçlü figür gibi, Yıldırım’ın karakterinin de gölgeli tarafları vardır ve yeni dönemde en çok dikkat edilecek nokta da burasıdır. Onun yönetim tarzı, klasik bir Doğu Akdeniz otokratlığı barındırırdı. Prensip olarak "Tesisleşmede rasyonel, yönetimde feodal" bir çizgi izledi.
​Kulüp içindeki muhalefete karşı gösterdiği müsamahasızlık, medyadaki muhabirlerden kendi yönetim kurulundaki isimlere kadar uzanan o ünlü "Azizizm" öfkesi, onun en çok eleştirilen yönüydü. Alex de Souza gibi kulüp efsaneleriyle yaşadığı ego savaşları, her şeyi ben var ettim duygusunun getirdiği birer yönetim zafiyetiydi. Statta mikrofonu eline alıp kendi taraftarını azarlayan, hakem odası basan, basketboldan masa tenisine kadar her şubede tek karar verici olmak isteyen bir hükümdardı o.

​YENİ SAYFA, ESKİ RUH

Bugün, o yirmi yıllık yıpranmışlığın, bitmeyen kavgaların ve ardından gelen hasret dolu sekiz yılın ardından zamanın ruhu bir kez daha büküldü. Kulübün bu yeni sayfasında Aziz Yıldırım, tecrübeyle demlenmiş, belki de geçmiş hatalarından sıyrılmış yeni bir yönetim anlayışıyla koltuğunda oturuyor.
​Eski sert hatları, yerini çocuklarına ve torunlarına şampiyonluk dolu bir gelecek bırakmak isteyen bilge bir liderliğe bırakabilecek mi, bunu zaman gösterecek. Ancak kesin olan bir şey var ki; onun geri dönüşüyle birlikte Türk futbolunun tuvali, yine çok daha renkli, çok daha iddialı ve fırtınalı günlere gebe.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe