Sanat eğitimine neden ihtiyaç duyarız?

Sanat eğitimi yalnızca resim yapmak, dans etmek ya da tiyatro oynamak değildir. Sanat eğitimi, insanın kendisini, başkalarını ve dünyayı daha derinden algılamayı öğrenmesidir. Daha duyarlı, daha yaratıcı ve daha özgür bireylerin yetişmesi için sanat eğitiminin bir seçenek değil, temel bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum.”

Sanat Eğitimcisi Dr. Bahar Gürey ile sanat üzerine konuştuk.

Bahar Gürey

Çocuklar, yetişkinler ve hatta yaşlılar neden oyuna ihtiyaç duyar?

Oyun kültürden bile eskidir. Huizinga'nın kitabında insan, Homo Ludens, yani oyun oynayan insan olarak tanımlanır. Dolayısıyla çocuk için oyun sadece eğlence değildir; dünyayı tanımanın yoludur. Oyun, çocuğa hata yapma özgürlüğü veren en güzel araçtır. Bir oyunun içinde defalarca düşer, kalkar, yeniden dener ve vazgeçmez. Bu yüzden öğrenme en doğal haliyle oyunun içinde gerçekleşir.

Ama oyun sadece çocuklara ait değildir. Yetişkinler ve yaşlılar da oyun oynadıkları sürece merak etmeye, keşfetmeye ve yaratıcı düşünmeye devam ederler.

Bernard Shaw'a atfedilen çok sevdiğim bir söz var: "Yaşlandığımız için oyun oynamayı bırakmayız; oyun oynamayı bıraktığımız için yaşlanırız."

Çünkü oyun insanı canlı tutar. Oyun oynadığımızda anda kalırız. Yeni şeyler denemeye cesaret ederiz. Hata yapmaktan daha az korkarız. Kendimizle ve başkalarıyla yeniden bağ kurarız.

Ben oyunu güvenli bir deneme alanı olarak görüyorum. İnsan oyunun içinde başka ihtimalleri deneyebilir, kendisini yeniden keşfedebilir ve başkalarıyla yeni ilişkiler kurabilir. Bu yüzden oyun, çocuklukta başlayıp yaşam boyu devam etmesi gereken çok değerli bir ihtiyaçtır.

Siz yıllardır oyun ve yaratıcı süreçler üzerine çalışıyorsunuz. Jeux Dramatiques'i Türkiye'ye getiren kişi olarak bize bu yöntemi anlatır mısınız? Oyun ve yaratıcılıkla ilişkisi nedir?


Jeux Dramatiques'i Türkçeye "Dışavurumcu Oyun" olarak çevirebiliriz. Bu yöntem oyun, hareket, dans, doğaçlama ve dramatizasyonu bir araya getiren sanat yoluyla öğrenme yöntemidir.

Jeux Dramatiques'in en ilginç yanlarından biri, katılımcıların günlük dil yerine sadece "cıbırca" dediğimiz hayali bir dil kullanmalarıdır. Böylece iletişim kurarken jestlere, mimiklere, beden diline ve sezgilere yer açılır. Dil bariyeri ortadan kalkar ve insanlar birbirlerini farklı bir şekilde dinlemeye başlar.

Bu süreçte amaç iyi oyuncu olmak ya da sahneye bir performans çıkarmak değildir. Amaç, canlandırma aracılığıyla kendimizi, başkalarını ve çevremizi keşfetmektir.

Jeux Dramatiques'te oyun oynarken ve canlandırma yaparken anda kalırız, spontane davranırız ve yaratıcılığımızı kullanırız. Bu karşılaşmaların içinde bazen kendimizle, bazen başka insanlarla, bazen de hiç fark etmediğimiz yönlerimizle tanışırız.

Bu nedenle Jeux Dramatiques sadece bir canlandırma değil; yaratıcılığı, iletişimi, empatiyi ve öz farkındalığı destekleyen güçlü bir öğrenme alanıdır.

Jeux Dramatiques'in bir diğer önemli özelliği ise yalnızca sanat çalışmalarında değil, farklı öğrenme ve destek süreçlerinde de kullanılabilmesidir. Örneğin 6 Şubat depremlerinden sonra bir yıl boyunca sahada psikososyal destek çalışmalarında bu yöntemden yararlandık. Çünkü bazen insanların yaşadıklarını doğrudan anlatmaları zor olabilir. Oyun, hareket ve canlandırma ise duyguların güvenli bir şekilde ifade edilmesine alan açabilir.

Aynı şekilde müze eğitimlerinde de Jeux Dramatiques'i bir öğrenme aracı olarak kullanıyoruz. Bu yılki sergide doğa, insanın doğayla ilişkisi, maden, toprak oluşumu ve ekosistem döngüsü gibi konuları canlandırmalar aracılığıyla deneyimliyoruz. Böylece bilgi sadece okunan ya da dinlenen bir şey olmaktan çıkıyor; yaşanan, hissedilen ve ilişki kurulan bir deneyime dönüşüyor.

İnsan bir şeyi yaparak, deneyimleyerek ve yaşayarak öğrendiğinde, öğrenme çok daha kalıcı hale geliyor.

Günümüzde insanlar bedenlerinden giderek uzaklaşıyor. İnsan dans ederek kendini ve bedenini yeniden tanıyabilir mi? Siz yaratıcı dans alanında da çalışmalar yürütüyorsunuz. Yaratıcı dansı diğer dans türlerinden ayıran nedir?

Biz aslında hareket etmeye programlı bir canlılarız. Hareket etmediğimizde sadece bedenimiz değil, zihnimiz ve duygusal dünyamız da bundan etkilenir. Bu nedenle bedenle kurduğumuz ilişki, kendimizle kurduğumuz ilişkinin önemli bir parçasıdır.

Dans etmek ve hareket etmek, insanın kendisini bedeni aracılığıyla tanımasının yollarından biridir. Çünkü bedenimiz de düşünür, hisseder ve ifade eder. Bazen kelimelerle anlatamadığımız şeyleri hareketle anlatabiliriz.

Yaratıcı dansı diğer dans türlerinden ayıran en önemli özellik, doğru hareketi ya da mükemmel performansı aramamasıdır. Burada amaç bir koreografiyi kusursuz uygulamak değil; bedenimizi keşfetmek, hareketin sunduğu olanakları deneyimlemek ve kendi ifade biçimimizi bulmaktır.

Yaratıcı dans; dansın temel ögelerini kullanır, ama katılımcıyı spontane harekete, keşfetmeye ve üretmeye davet eder. Her yeni çalışma, kişinin kendi bedeniyle yeniden karşılaşmasına ve yeni hareket olanakları keşfetmesine fırsat verir.

Bu süreçte yalnızca bedensel farkındalık gelişmez. Yaratıcılık, dikkat, hayal gücü, problem çözme, öz güven ve kendini ifade etme becerileri de desteklenir. Aynı zamanda kişi kendi bedenini olduğu gibi kabul etmeyi, başkalarının farklılıklarına saygı duymayı ve birlikte üretmeyi deneyimler.

Ben yaratıcı dansı, insanın bedeniyle yeniden ilişki kurabileceği holistik bir sanat yoluyla öğrenme yöntemi olarak görüyorum.

Bebekler için tiyatro olur mu? Tıpış Tıpış Tiyatro nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Bu soruyu çok duyuyorum. Aslında bebek tiyatrosu dünyada yeni bir alan değil. Avrupa'da ve dünyanın farklı ülkelerinde kırk yılı aşkın süredir bebekler ve çok küçük çocuklar için tiyatro çalışmaları yürütülüyor. Çünkü artık biliyoruz ki estetik deneyim ve sanatla karşılaşma okul çağında değil, yaşamın ilk yıllarında başlayabilir.

Bebekler dünyayı önce duyuları aracılığıyla keşfederler. Bu nedenle bebek tiyatrosunda hikâyeden çok sesler, ritimler, renkler, hareketler ve imgeler ön plandadır. Oyuncular sadece rol oynamaz; müzik üretir, enstrüman çalar, hareket eder ve bebeklerle güvenli bir etkileşim alanı kurarlar.

Tıpış Tıpış Tiyatro da bebeklerin gelişim özelliklerine uygun sanatsal deneyimlere duyulan ihtiyaçtan doğdu. Kurucu ortağım kukla tasarımcısı Özge Toparlak ile bebeklerin dünyayı algılama biçimlerine saygı duyan, onların duyularına hitap eden estetik
deneyimler yaşayabilecekleri bir alan yarattık. Tiyatro pedagojisi ve dans pedagojisinden yararlanarak ses, söz, müzik, ritim, hareket, ışık, renk ve nesneleri bebeklerin yaşlarına uygun biçimde bir araya getirdik.

Bebek tiyatrosunda aslında yalnızca bebekler değil, ebeveynler de farklı bir deneyim yaşar. Çünkü ebeveynler sahnedeki oyunu kendi gözlerinden değil, bebeklerinin gözünden izlemeye başlarlar. Tiyatro, bebek ve ebeveynin birlikte keşif yaptığı ortak bir alana dönüşür.

Oyunlarımızın sonunda bebekler sahneye yaklaşabilir, nesnelere dokunabilir ve deneyimin bir parçası olabilirler. Böylece duyusal alana hitap eden (görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularının birlikte çalıştığı) çok katmanlı bir sanat deneyimi ortaya çıkar.

Bebek tiyatrosu, bebeklerin dünyayı tüm duyularıyla keşfetmelerine, ebeveynleriyle bağ kurmalarına ve yaşamlarının ilk yıllarında sanatla anlamlı bir ilişki geliştirmelerine olanak tanır.

Sanat eğitimine neden ihtiyaç duyarız? Sanat insanın hayatında neyi değiştirir?

Sanat eğitimine neden ihtiyaç duyuyoruz sorusunun cevabını aslında Schiller, 1795 yılında yazdığı "İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Mektuplar" adlı eserinde vermeye çalışmıştı.

Bugün estetik sözcüğünü çoğu zaman güzellikle ilişkilendiriyoruz. Oysa estetik kelimesinin kökeni duyularla algılamaya dayanır. Dünyayı nasıl gördüğümüz, nasıl duyduğumuz, nasıl hissettiğimiz ve nasıl anlamlandırdığımız estetik deneyimle ilgilidir.

İşte sanat eğitimi de tam burada devreye girer. Çünkü sanat yoluyla öğrenme; görmeye, duymaya, dokunmaya, hareket etmeye, hayal etmeye ve hissetmeye alan açar. İnsan dünyayı sadece düşünerek değil, duyuları aracılığıyla da tanır.

Schiller'e göre estetik eğitim, insanın özgürleşmesinin temelidir. Kendisi hakkında bilinçli karar verebilen, başkalarını anlayabilen ve yaşadığı topluma katkı sunabilen geleceğin aktif bireylerini yetiştirmenin yollarından biridir.

Dolayısıyla sanat eğitimi yalnızca resim yapmak, dans etmek ya da tiyatro oynamak değildir. Sanat eğitimi, insanın kendisini, başkalarını ve dünyayı daha derinden algılamayı öğrenmesidir.

Daha duyarlı, daha yaratıcı ve daha özgür bireylerin yetişmesi için sanat eğitiminin bir seçenek değil, temel bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Sanat Eğitim