Bay Kemal'in makyavelist geçmişi: 22 yıl önce de yol arkadaşlarını harcamıştı
2004 yılındaki 28 Mart yerel seçimlerinde alınan yenilgi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içinde Deniz Baykal yönetiminin "merkeziyetçi ve elitist" politikalarına karşı ilk organize kitlesel başkaldırıyı tetiklemişti.
"İktidara Yürüyüş Hareketi", sadece bir liderlik değişimi değil; parti içi demokrasinin yok oluşuna, tüzüğün anti-demokratik yapısına ve sol değerlerden uzaklaşılmasına karşı çekilen bir bayraktı. Mehmet Tomanbay, Yakup Kepenek ve Hasan Aydın gibi entelektüel ve örgütçü isimlerin öncülük ettiği bu hareket, o dönem Türk siyasetine yeni giren iki genç ismin de turnusol kağıdı olacaktı: Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce.
19 Mayıs 2004’te TBMM’de okunan bildiriye ilk başta imza veren 31 milletvekili arasında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, genel merkezin (Deniz Baykal ve kurmay kadrosunun) baskısıyla imzasını geri çekmesi, onun siyasi kariyerindeki en kırılma noktalarından biriydi. Bu geri adım, Kılıçdaroğlu’nun siyasi genetiğindeki iki temel özelliği erkenden ifşa etmişti: Sistem içi kalma refleksini (bürokratik tedbir) ve güç dengelerini gözetme stratejisini.
Daha da çarpıcısı, hareketin öncülerinin disipline sevk edilerek partiden ihraç edilmesi sürecinde, Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi’nde (PM) ihraç yönünde oy kullanmasıyd. Gülsün Bilgehan ve Örsan K. Öymen gibi isimlerin ilkesel bir duruşla çekimser kaldığı o oylamada Kılıçdaroğlu’nun "tasfiyeye onay veren" tarafta yer alması, onun Baykalcı elit tarafından "güvenilir/sadık bir partili" olarak kodlanmasını sağladı. O günü Mehmet Tomanbay şöyle anlatmıştı.
"Sayın Kılıçdaroğlu oylama esnasında iki sıra önümde oturuyordu. Sayın Baykal adlarımızı PM üyelerinin kabul, red ya da çekimser oylarina sunmak icin tek tek okumuştu. İşte bu oylama esnasında hayatımın ilk büyük siyasi şokunu yaşadım. İhracımız için ilk benim adım okunmuş ve oylamaya sunulmuştu. Oylama esnasında daha üç ay öncesinde aramıza katılarak bizle hareket eden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiden ihraç edilmem için ilk el kaldıranlardan biri olduğunu şaşırarak izledim. Yoldaş sandığımız, güvenip aramıza aldığımız Sayın Kılıçdaroğlu inanılmaz bir dönüşle bizlerin ihracı için ilk el kaldıranlardan biriydi."
Kılıçdaroğlu, muhalefet cephesinde başladığı 2004 krizini, statükonun koruyucusu olarak bitirmiş; nitekim bu sadakatinin ödülünü de ilerleyen yıllarda Grup Başkanvekilliği ve ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı ile almıştı.
2010 yılında bir kaset komplosu neticesinde Deniz Baykal’ın istifasıyla boşalan koltuğa, ironik bir biçimde 2004’ün "imzasını geri çeken" Kemal Kılıçdaroğlu oturdu. Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğuna otururken "parti içi demokrasiyi getireceği", "tüzüğü demokratikleştireceği" vaadinde bulunmuştu. Ancak zaman, güç ilişkilerinin ideolojilerden daha baskın olduğunu kanıtladı.
2004 yılında Mehmet Tomanbay ve arkadaşlarının ihraç edilmesine el kaldıran Kılıçdaroğlu, 13 yıllık genel başkanlığı döneminde (2010-2023) Baykal’ın bile cesaret edemediği büyüklükte parti içi tasfiyelere imza attı. Kendisine muhalif olan neredeyse tüm klikleri (Ulusalcılar, geleneksel solcular, yenilikçiler) ya delege gücüyle ya da disiplin sopasıyla partiden uzaklaştırdı. 2004’te yan yana imza attığı Muharrem İnce ile yolları da tam olarak bu "güç paylaşımı" ve kurultay savaşları nedeniyle ayrıldı. Kılıçdaroğlu, 2004’te mağduru olduğu ya da suç ortağı haline getirildiği "merkez bürokrasi statükosunu", kendi döneminde tahkim ederek adeta "yendiği şeye dönüştü."
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin ardından Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu öncülüğündeki "Değişimciler" tarafından kurultayda alt edilen Kılıçdaroğlu, bugün CHP içinde hâlâ bir hayalet gibi dolaşmakta. 2004 yılında kurultay çağrısı yapan muhalifleri tasfiye eden Kılıçdaroğlu ve ekibi, bugün partiyi yeniden bir olağan kurultaya götürmek ve mevcut yönetimi devirmek için zemin yoklamaktadır.
Tam bu noktada gündeme gelen "Mutlak Butlan" tartışmaları, 22 yıl önceki krizin doğrudan bir izdüşümüdür.
2004 yılındaki aktörlerin tutumları ile bugünkü saflaşmalar karşılaştırıldığında, CHP’deki liderlik mücadelelerinin ilkesel/ideolojik bir zeminden ziyade bir "güç ve tahkimat" savaşı olduğu açıkça görülmekte.
22 yıl önce Mehmet Tomanbay ve arkadaşlarının başlattığı ama Kılıçdaroğlu’nun imzasını çekerek yarım bıraktığı o kriz, bugün "mutlak butlan" cübbesi giymiş hukukçuların ve genel merkez koridorlarındaki fısıltıların içinde canlılığını korumakta. Sadece aktörlerin yerleri değişti ama oyunun kuralları ve makyavelist doğası aynı kaldı.