Bu galibiyet kimseyi kandırmasın: Oyun bitti şimdi hesap zamanı
Nihayet Dünya Kupası’nda gol atabildik.
Nihayet bir maç kazanabildik.
Üstelik ev sahibi Amerika'yı yenerek.
Şimdi şükür mü edelim, kurban mı keselim?
Yok, gerek yok.
Çünkü ne yazık ki elendik.
Boynu bükük bir şekilde evimize dönüyoruz.
Attığımız üç gol ve bu galibiyet elbette önemlidir.
Elbette prestijdir.
Ama neye yarar.
Çünkü acı gerçeğin üstünü örtmeye yetmiyor.
Gerçek şu ki: Bu turnuva son 90 dakikada değil; Avustralya ve Paraguay maçlarında kaybedildi. Ardında kalan ise sadece bir erken veda değil; Türk futbolunun kendi elleriyle yeşil sahalara gömdüğü umuduydu.
Yıllardır kulaklarımızı tırmalayan o meşhur melodi neydi? “Altın jenerasyon geliyor…”
Milyon avroluk kontratların arkasına saklanmış, Avrupa liglerinin parıltılı ışıkları altında gözümüzü boyayan o "müthiş yetenekler", Dünya Kupası sahnesinde gerçeğin sert duvarına tosladı.
Ancak sorun sadece futbolcular ya da teknik direktör değil.
Çünkü balık baştan kokuyor.
Sorun, Türk futbolunu yıllardır esir alan o köhne zihniyet ve futbolla uzaktan yakından ilgisi olmayanların bu zihniyeti sürdürme çabası.
Sorun, mutlak butlancıların CHP'ye çöktüğü gibi, değişime karşı çıkanların futbolumuzun başına çökmesi.
Süper Lig'in kalitesini yere göğe sığdıramayanlar...
Her sezon kulüpleri daha da borç batağına sürükleyenler...
Her başarısızlığın suçunu hakemlere, fikstüre ve komplo teorilerine yükleyenler...
Şimdi hangi başarıyı anlatacaksınız bize? Amerika'da ne hakem bahanesi vardı, ne federasyon desteği ne de alışık olduğunuz o konfor alanı...
Orada sadece saf futbol vardı.
Ve biz, futbolun en büyük sahnesinde rekabet edecek seviyede olmadığımızı bütün dünyaya ilan ettik.
Şimdi kimse çıkıp da; "şanssızdık.", "direkler olmasaydı", "60'tan fazla şut çektik ama olmadı" gibi ucuz bahaneler üretmesin!
Kimse çıkıp da "Geleceğimiz parlak", "İyi mücadele ettik", "Bizim için tecrübe oldu" masalları anlatmasın.
Dünya Kupası'nda atılan üç gol ve alınan bir galibiyet, iki büyük yenilgiyi unutturmaz.
Bu turnuva, Türk futbolunun aynaya bakması gereken turnuvadır.
Çünkü mesele bir maç değil; yıllardır başarı hikâyesi diye pazarlanan büyük yanılsamanın, dünya sahnesinde paramparça olmasıdır.
Şimdi hesap verme sırası; tribünde, ekranda ve locada başarı nutukları atarken, milli takımın çölün ortasında antrenman yapmasına ses çıkarmayanlardadır!
Şimdi hesap verme sırası; milli formaya buram buram siyaseti bulaştırıp, ay-yıldızlı eşofmanlarla kameralar karşısında sırıtanlardadır!
Şimdi hesap verme sırası; futbol federasyonunu eş, dost, akraba ile doldurup, bu liyakatsizliği eleştirenleri Adalet Bakanlığı'na şikayet edenlerdedir!
Şimdi hesap verme sırası; mikrofonun başında kabadayı naraları atıp, kameralara kapalı ortamda "Sakın ha!" denilince sus pus olanlardadır!
Ve o hesap, artık ertelenemez!