"Babacıkcı" genel sekreter de rezalete ortak

Uğur ERGAN

NATO’nun bağımsız muhalif medyaya uyguladığı ambargo tam anlamıyla rezalet bir yaklaşım.

Bir çok meslektaşın işaret ettiği gibi, NATO Sözcüsü Allison Hart’ın hem başvuruların neden reddedildiğine dair yaptığı açıklamada, hem de yükselen tepkiler sonrası yaptığı ikinci açıklama, NATO’nun bal gibi sadece iktidarın istediği gazeteci ve kurumlara akreditasyon verdiğini, istemediğini ise reddettiğini açık şekilde ortaya koyuyor.

Açık söylemek gerekirse NATO’nun “Babacık”cı Genel Sekreteri Mark Rutte, tüm tepkilere rağmen “üç maymunu” oynamaya devam ederek bu rezalete ortak olmuş durumdadır.

Öyle anlaşılıyor ki, Rutte, vatandaşı olduğu Hollanda’nın demokrasi ve insan hakları ilkelerine aykırı bir tutum takınarak otokratik anlayışlara boyun eğmeyi abes görmüyor.

Geçen yıl Lahey’deki NATO Zirvesi’nde ABD Başkanı Trump’ı “Babacık” diye pohpohlayan Rutte, Ankara Zirvesi’nden sonra “Hallederiz abicim”i de lügatine katarsa şaşırmayın.

İktidarın “Dünya lideriyiz” masalını sabah, akşam okuması için, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ni kullanacağından şüphe yok.

İktidar medyasında, “Türkiye’nin nasıl dünya gücü olduğuna, Erdoğan’a dünya liderlerinden övgü üstüne övgü yağdığına, Türkiye’nin dünyaya parmak ısırttığına” dair manşetlere boğulacağız.

Dünya lideriyiz ama ülke vatandaşları Kapıkule’den öteye gidebilmek için bırakın vize almayı, sonucu belli olmayan vize başvurusunu yapabilmek için en az bir yıl beklemek zorunda.

Bir yıldan erken vize başvuru randevusu alanlar, sanki vize almış gibi seviniyor.

Nasıl dünya liderliği ise?!

Okumuşsunuzdur, NATO Zirvesi nedeniyle Ankara’da 6 Temmuz’dan itibaren altı gün boyunca neredeyse nefes almak bile yasak.

Evden dışarı çıkmak imkansız hale gelecek.

“Yasak kent” haline gelecek başkentte, hummalı da çalışma var.

Yollar asfaltlanıyor, sokak köpekleri sokaklardan toplanıyor, güzergah üzerindeki binaların dış cepheleri temizlenip boyanıyor, gecekonduların önlerine duvarlar çekiliyor, Cinnah Caddesi üzerindeki çınarların dalları kesiliyor.

Benzer şeyleri bir kaç kez gittiğim Azerbaycan’da bizzat gördüm.

Bakü’de havaalanından kent merkezine uzanan yolun kenarlarına kilometrelerce uzunlukta yüksek dekoratif taş duvarlar örülmüştü.

Nedeni belli.

Ülkenin petrol ve doğal gaz zenginliği sadece bir ailenin cebine aktığı için, bu zenginlikle uyuşmayan havaalanı yolunda dar gelirlilerin oturduğu derme çatma yerleri Azerbaycan’a gelenler görmesin.

Azerbaycan’ın bu çelişkili hali 2012’de Bakü’de yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nı izlemeye gelen yabancı basının da gözünden kaçmamıştı.

Bir yandan Türkiye göze hoş görünsün diye duvarlar, binalar, yollar boyanıp asfaltlanırken, diğer yandan akademisyenler, gazeteciler, avukatlar, aktivistler gözaltına alınıp tutuklanarak, topluma gözdağı veriliyor.

İstanbul dahil bir çok NATO Zirvesi izledim, böylesini gerçekten görmedim.

O zirveler sırasında da protestolar vardı ama böylesine yasakçı zihniyete hiç şahit olmadım.

Unutamadığım NATO zirvelerinden birisi Çekya’nın başkenti Prag’da Kasım 2002’de yapılan ve Türkiye’yi 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in temsil ettiği zirvedir.

Prag’ın altını üstüne getirdik.

Akşam da o zaman Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olan emekli büyükelçi Tacan İldem, zirveyi izleyen Türk gazetecileri, göz kamaştıran tarihi Karl Köprüsü’nün (Charles Bridge) üzerinde birlikte yürüyüş yaparak bilgilendirmişti.

Yürüyüş sonunda o dönem Yunanistan Dışişleri Bakanı olan Yorgo Papandreu ile de karşılaşmıştık.

Bir kafede oturup bir bilgilendirme de Papandreu’dan almıştık.

24 yıl önceki zirveye bak, bir de bağımsız medyaya ambargo konulan Ankara Zirvesi’ne.

Tanıdık bir söylem gibi:

“Nereden, nereye...”