Zaman herkesi yargılar Kemal Bey

Siyasette yenilmek var.
Yanılmak var.
Hatta en yakın arkadaşları tarafından terk edilmek de var.
Ama bazı kırılmalar var ki, onları ne seçim sonuçları açıklar ne de siyasi hesaplar.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşı karşıya olduğu tablo biraz böyle.
Çünkü onu eleştirenler artık sadece rakipleri değil.
Yıllarca aynı kürsüyü paylaştığı yol arkadaşları.
Birlikte seçim kampanyaları yürüttüğü belediye başkanları.
Parti örgütleri.
Delegeler.
Üyeler.
Ve belki de en önemlisi, yıllarca ona inanmış milyonlar.

Cumhuriyet Halk Partisi, uzun yıllar sonra ilk kez Türkiye'nin birinci partisi oldu.
Yerel seçimlerde sandıktan çıkan o harita, sadece bir seçim başarısı değil, toplumun yıllardır biriktirdiği o devasa "değişim umudunun" somutlaşmış haliydi.
Milyonlarca insan, ilk kez saray surlarında bir gedik açıldığına, iktidarın değişebileceğine inandı.
​Tam da Türkiye’nin önünde yeni bir şafak belirmişken, bugün dönüp bakılan yer ne yazık ki o şafak değil.
Bugün memleketin yoksulluğu, hukukun can çekişmesi ya da demokrasinin geleceği konuşulmuyor.
Bugün konuşulan şey; kurumsal bir hafızanın kendi içindeki kavgası.
CHP'nin kendi gölgesiyle savaşı.
Ve ne acıdır ki bu kavganın, bu bölünmenin tam merkezinde, bir zamanlar "Halil İbrahim Sofrası" kurmakla övünen Kemal Kılıçdaroğlu'nun adı var.

Kimileri ona "hain" diyor.
Kimileri "Saray'ın aparatı" olmakla suçluyor.
Tarih, şüphesiz ki bu gürültülü tartışmaların hükmünü bir gün verecektir.
Ancak bugünün inkar edilemez, çıplak gerçeği şu.
​Kılıçdaroğlu'nun attığı her yeni adım, kendisini savunanların saflarını seyreltirken, ona karşı duyulan öfkenin dalga boyunu büyütüyor.
​Bir zamanlar meydanlarda ona sevgiyle, umutla bakan gözlerin çok önemli bir bölümü, bugün donuk bir kırgınlıkla ya da kızgın bir yabancılaşmayla bakıyor.
Siyasette taşınması en ağır yük, rakiplerinin nefreti değildir.
İnsan düşmanının öfkesiyle bilenir.
Siyasette en ağır yük, kendi insanının gözündeki o sönmüş ışığı görmektir.
Terk edilmiş olmanın o soğuk yalnızlığıdır.
​Çünkü kitleler insanı sadece seçimi kaybettiği için cezalandırmazlar. Kendilerine kaybettirilen umudun faturasını keserler.
​Bugün Kemal Kılıçdaroğlu hakkında verilen kararların, sokaktaki öfkelerin ya da sosyal medyadaki linç ayinlerinin hiçbiri nihai değil.
Ne mahkemelerin mühürleri ne parti kurullarının tasfiyeleri bir insanın son sözü olur.
​Son sözü her zaman, kulislerin gürültüsünden uzak o sessiz yargıç söyler.
Ve zaman, mutlak bir adaletle herkesi yargılar.
Kemal Bey'i de.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP