Dünyanın en acı karnesi bizimmiş

Erdoğan geçenlerde “Bizim yaptıklarımızı hayal bile edemezler” demişti.

Haklı.

Türkiye’yi getirdiği yeri hiçbirimiz aklımızdan geçiremezdik.

Geldiğimiz noktayı, belli ki ne dediğini anlamadan yazan, Saray efradından Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi en son şöyle anlatmış:

“AK Parti bu ekonomik tabloyla seçimlere gitmez. AK Parti’nin oy tabanını oluşturan emekliler, asgari ücretliler ve esnaf ekonomik olarak zor durumda. Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı yaşanıyor. 2027 yılının vatandaşın ekonomik olarak rahatladığı yıl olması hedefleniyor. Millet ekonomik olarak sıkıntıdayken seçime gitmek yanlış olur. Vatandaş ekonomik olarak rahatlatıldıktan sonra seçimlere gitmek ise avantajlı olur.”

Ne güzel değil mi? Selvi Bey hem vatandaşın ekonomik olarak sıkıntıda olduğunun farkında ve itiraf ediyor.. Hem de bu durumda seçime gidilmez buyuruyor. “Seçim iktidar partisinin işine geldiği zaman yapılır” diye bir madde var mı acaba anayasamızda, seçim yasamızda?
Memleketi tek kişiye / aileye teslim ettiğimizden bu yana galiba var!

Her geçen yıl paramız değer kaybediyor, dolayısıyla her yıl biraz daha yoksullaşıyoruz.

Tabloyu düzeltemeyince geriye ne kalıyor? Gerilim ve kutuplaştırma politikası.

SİZ.. BİZ.. ALNI SECDEYE DEĞENLER.. LAİKLER..

*. * *

En son “İÇ SİYASİ RİSKLER ENDEKSİ” mesela. Bunu öylesine somut biçimde ortaya koyuyor ki!

Sözcü’den Mehtap Ertürk imzalı haber dehşet!

İspanya merkezli BBVA Araştırmanın 174 ülkenin yer aldığı çalışmasında Türkiye, 1.39 puanla dünyanın siyasi riski en yüksek 9. ülkesi oldu. Listenin başında Nikaragua bulunurken, onu Myanmar ve Venezuela izledi.

Sıkı durun. Araştırmaya göre Afganistan bizden bir sıra daha iyi. Arkamızda da savaş yorgunu

Sudan var.

Peki nasıl oluyor da böyle bir sıralamanın içinde yer alıyoruz.

Yanıtı, araştırmanın kriterlerinde.

Endeks; seçimsel demokrasi, hukukun üstünlüğü, siyasi kutuplaşma ve gelir eşitsizliği gibi göstergelerden oluşuyor, Bu başlıklardaki durumu baştan konuşacak değiliz elbette.
İBB davası.. Butlan kumpası.. Hak arayışındaki öğretmenlerin -belki de özellikle- herkesin gözü önünde dövülüp ters kelepçeyle gözaltına alınması.. Gazetecilere yönelik ağır baskı ve en son sevgili Timur Soykan için 9 yıl hapis istemli dava..

Daha ne olsun.

Hayır.. Dahası da var.
Yukarıda, iktidarın sopasından söz ettim.

Ekonomiyi düzeltemeyince.. Refahı yok edince elinde kalan koz..

Sözünü ettiğimiz araştırmada Türkiye’nin en dikkat çekici verisi işte o başlıkla, kutuplaşma alanında ortaya çıktı. 3.36 puan alan Türkiye, tüm ülkeler arasında en yüksek kutuplaşma skoruna sahip oldu. Türkiye’yi 3.35 puanla Myanmar ve 3.14 puanla Nikaragua takip etti. Yemen, Venezuela ve Güney Sudan da listenin üst sıralarında yer aldı.

Pek çok davada karşınıza çıkmıştır. İddianamede “halkı kin ve nefrete sevk” suçlaması getirilir.
Kusura bakmayın ama, kutuplaşmadan daha ağır bir nefret ortamı olabilir mi?

*. *. *

Küçücük çocukların katledildiği okul saldırısını unutmamışsınızdır. O saldırının kurbanlarından birinin cenazesine, babası KHK’lı polis diye hiçbir yetkili katılmamıştı.

Dün de bir başka çocukla ilgili haber çıktı karşıma.

İBB davasında tutuklu yargılanan Murat Kapki’nin 8 (YAZIYLA SEKİZ) yaşındaki oğlunun kaydı

TED Acarkent Koleji tarafından yenilenmemişti.

Okul yönetimi gerekçe olarak bazı velilere “çocuklar ondan korkuyor” demişti.

Çocukları Kapki’nin oğluyla aynı sınıfta okuyan veliler ise tam aksini söyleyerek çocuğa sahip çıkmış, hatta bunu okul yönetimine bir mesajla iletmişti.

Henüz bir sonuca varılamadı.

Kastettiğim, o çocuk ve kaydı özelinde bir sonuç.

Oysa Saray Rejimi, toplumu kutuplaştırma konusunda ciddi bir sonuç elde etti.

Zaten o kadar belli ki.. Ne Saray’dan bir talimat gelmiştir ne de Akın Gürlek’ten..

Okul yönetimi, korkudan, başlarına bir iş gelmesin diye 8 yaşındaki bir çocuğa bu eziyeti yaşatmıştır.

Ne de olsa kutuplaştırmanın en garantili yolu nefret ve korku değil mi?

Bu sonuç sandığa nasıl yansır..

Özgür Özel ve arkadaşlarının önü kesilebilir mi.. Göreceğiz.

Yine de şimdiden apaçık görünen şu: Gençler.. Hatta aileleri AKP’nin yeminli seçmeni olan gençler artık Erdoğan’ın yanında değil. Zira dünyayı görüyorlar. Türkiye’de olup biteni dijital / sosyal medya sayesinde an be an takip ediyorlar. Ve kendilerine biçilmeye çalışılan gömleği reddediyorlar.

*. *. *

Kusura bakmasınlar ama, birkaç sorum olacak Saray efradına ve Reis diye diye ortalarda gezenlere..

Trump efendi için Etimesgut Havaalanı’nın pistini uzatıp, bunu da sanki yeni bir yatırım gibi takdim ederek dualarla açmak neyin nesi?

Dinden, İslam’dan anladığınız ne sizin?

Hani barış, kardeşlik diniydi size göre..

Hz Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” deyişini öğretmenleri darp edip gözaltına alarak mı yaşatıyorsunuz?

“Çocukların bile hedef alındığı bir inanç sistemi” desem aklınıza Gazzeli çocuklar mı gelir yalnızca?

Bu ülkenin yoksul ya da “karşı taraftaki” çocukları sizin için bir anlam ifade ediyor mu?

O yoksul çocukların rızkı Cengiz Bey ve Biraderleri kasalarını doldursun diye mi kullanılıyor?

Türkiye’nin Cumhuriyet dönemi kazanımlarını dünyaya peşkeş çekerek mi ülkeyi büyütüyorsunuz?

*. *. *

Sokağa çıkıp kentin en kalabalık meydanında avaz avaz bağırıp ağlamak isterken neden bunları yazıyorum, bilmiyorum

Ayşenur Arslan Ekonomi