Oylarım haram olsun!

Uzak geçmişte Cumartesi en sevdiğim gündü. Okul yarım gündü çünkü. Ertesi gün okul için kalkamayacağını bildiğin Pazar da kapıdaydı.

Bugün (6 Haziran cumartesi) de böyle bir ruh haliyle uyandım. Ama.. Bir baktım ki, internet siteleri Haluk Kırcı’ın fotoğraflarıyla dolu. Üstelik, CHP’nin yeni danışmanlarıyla çekilmiş fotoğraflarıyla..

Eskiler adını ezbere bilir. Umarım sadece bugünün gençleri değil tüm nesiller de öğrenir ve hiç unutmaz.

*. *. *

12 Eylül’e giden o kanlı yolculukta, Ankara’da katledilen 7 TİP’li gencin ve arkasındaki korkunç katillerin öyküsü bu.

Oylarım haram olsun! - Resim : 1

“Yıl 1978.. 8 Ekim gecesi”: Bahçelievler semtinde bir öğrenci evinde akla sığmayacak vahşilikte bir katliam gerçekleştirilmişti.
Kılıçdaroğlu’nun el koyduğu CHP genel merkezinde po veren ülkücülerle kendisini hatırlatan Haluk Kırcı, uzun yıllar sonra, Bahçeli’nin Erdoğan’ı ikna etmesiyle cezaevinden çıkmış.. Global TV yayınında "Katliamı neden gerçekleştirdiniz?" sorusuna, “Bahçelievler katliam değildir" diye yanıt vermişti:

"Katliam katliam denilip geçiliyor. Sanki başka katliam olmadı Türkiye’de.. Hep Bahçelievler ön plana çıkarıldı. İstanbul'da 1 Mayıs Mahallesi'nde beş işçi Ülkücü diye öldürüldü. Adana'da beş tane Ülkücü öğretmen öldürüldü. Biz öldürülen iki arkadaşımızın intikamı için oraya gittik."

Oysa.. Silahlı mücadeleden uzak TİP’in “genç öncüleri” 7 genç sahiden silahsızdı. Sadece birlikte ders çalışmak için buluşmuşlardı.

Katliamın en vahşisiyle tanıştılar:

Baskını yapanlar, evdeki beş genci yüzü koyun yatırdı ve sonra eterle bayılttı.

Katliamla ilgili dava dosyasındaki bilgilere göre, plan kapsamında Abdullah Çatlı, dışarıda bir otomobilde bekliyordu.

Baskın sırasında eve iki TİP'li genç daha geldi. Bu gençler silah zoruyla, otomobilde bekleyen Çatlı'nın yanına götürüldü.

Daha sonra bu iki genç, Çatlı'nın kullandığı otomobille Ankara şehir merkezi dışına götürüldü ve yol kenarındaki bir tarlada, başlarına kurşun sıkılarak öldürüldü.

Otomobil sonra Bahçelievler'e geri döndü.

Grup bu kez evde baygın yatan beş genci öldürmeye başladı.

Önce, gençlerden birini boğarak öldürdüler. Bunun zaman aldığı görülünce diğer dört genç silahla vuruldu.

O gece altı genç hayatını kaybetti.

Evde vurulup öldüğü düşünülen gençlerden Serdar Alten ise yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Vücudundan birçok kurşun çıkarılan Alten, ağır yaralı olmasına rağmen savcılığa ifade verebildi. Alten de sekiz gün sonra yaşamını yitirdi.

*. *. *

Öldürülenlerden üçünü tanıyordum.

Ayrıca, Serdar Alten’i hastane odasında gören son birkaç kişiden de biriydim.

“9 Ekim 1978”: O sırada Ankara’da TRT Haber Merkezi’nde görevliydim. Haber sabah saatlerinde haber merkezine bir bomba gibi düşmüştü. Ancak ayrıntılar henüz belli değildi. 13.00 bülteninden hemen sonra Merkez Haberler şefimiz salona uçar gibi daldı.. “Bahçelievler’deki olayla ilgili haberin yarısını kim neden koparıp aldı” diye sordu.

Hemen arkamda oturan ve MHP’ye yakınlığı ile bildiğimiz bir muhabir, yanına gidip alçak bir sesle bir şeyler söyledi. Her ne dediyse olay büyümeden kapandı.

Daha sonra öğrendim ki, yazılıp mumlu kâğıtla çoğaltılmak üzere gönderileceği haber metni tam yarısından kopartılmıştı. Eksik olan yarıda, öldürülen gençlerin adı yazılıydı. Belki de Serdar’ın sağ olduğu, dolayısıyla katilleri işaret edebileceği anlaşılıyordu.

O gün müdürümden izin alarak Serdar’ın yattığı hastaneye gittim. TRT muhabiri olunca kapılar açılıyordu ne de olsa..

Serdar’ın odasına giden koridor, tıklım tıklım genç öncülerle doluydu. Hem gerekirse kan vermek hem de muhtemel bir suikasta karşı korumak için.

Aralarından geçerek odaya girdim. Kendindeydi. Yine de konuşmadık elbette. Sadece birkaç saniyeliğine elini tuttum.

Derken kapı açıldı. Ve Behice Boran odaya daldı. Daha önce de yazdım: Yavrusunu sırtlanlar kapmış bir kartal gibiydi. O beden dili.. O anne yüzü.. Asla unutamam!

Asıl unutamayacağım ise, Serdar’ın refleksi oldu.

Genel başkanı odasına gelmişti.. Selamlamak ister gibi yatağında doğrulmaya çalıştı, elbette başaramadı. Vücudu kurşunlarla delik deşik edilmişti çünkü.

Behice hanım müdahale edip yerine yatırırken ben odadan çıktım.

Sonrasını iddianameden öğrendim. Evlerinin olduğu sokaktaki bir kadının polise verdiği bilgi üzerine ortaya çıkan zanlılardan birini teşhis edebilmişti Serdar.

Onun sayesinde Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı isimlerine ulaşılmıştı.

*. *. *

Katliamın organizatörü Abdullah Çatlı’yı 1990’lı yılların sonrasında herkes tanıdı.

Haluk Kırcı’nın davada, "Beş kişiyi ben infaz ettim, iki kişiyi Reis Abdullah Çatlı" itirafı zaten kayıtlardaydı..

Sonrasına gelince:

“ • Haluk Kırcı, hem mahkeme ifadelerinde hem ilerleyen yıllardaki yazı ve röportajlarında olayda yer aldığını ve gençleri öldürdüklerini kabul etti. ‘Zamanı Süzerken” adlı kitabında da “kullanıldığını ima ederek” ederek not düştü.”

“• Pişman olduğuna dair bir açıklaması olmadı.”

“• 1988'de idama mahkum edildi. 1991'de şartlı tahliye ile serbest bırakıldı. Bunda yanlışlık olduğu açıklanınca yeniden aranmaya başlandı ve 1996'da tekrar yakalandı. Yakalandığı gün firar etti.”

“• 1999'da tekrar yakalandı. Dört yıl hapse mahkum oldu. Bu dönemde iki kez tahliye oldu ancak bu tahliyelerin de yanlışlıkla yapıldığı açıklandı. 2005'te tekrar cezaevine giren Kırcı 2010'da salıverildi. “

“• 2011’de başka bir dava kapsamında, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve gasp" suçlarından 6 yıl 8 ay hapis cezası alarak hapse kondu. 2015'te ise denetimli serbestlik yasasından yararlanarak serbest bırakıldı.”

Bu özet bile yetiyor yaşananları anlamaya, değil mi!

Onca firar, yanlış tahliye kararları.. Ve en sonunda neredeyse ona özel “deneyimli serbestlik” yasası.

Oylarım haram olsun! - Resim : 2

Yine de şu bilgi olmada öykü eksik kalır:

Haluk Kırcı “güya arandığı” tarihte, 1 Ağustos 1992 günü Erzurum’da evlenmişti. “NİKAH ŞAHİDİ DE MEHMET AĞAR’dı.

Derin devletin, muhtemelen Gladio’nun, CIA destekli darbe planlayıcılarının kullandığı.. Tertemiz 7 genci vahşice öldürenler bugün yeniden hayatımızda.

Çatlı, bir kahraman gibi sunulduğu filmle..

Haluk Kırcı da Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi ele geçirme baskınında rol alan “Bozkurt Ayhan Akgül” ile aynı masada..

Oylarım haram olsun! - Resim : 3

*. *. *

Aleviymiş.. Solcuymuş.. Halkçıymış..

Hayır! Hepsi palavraymış.

Butlan kumpası ve CHP işgali Bay Kemal’in gerçek yüzünü gösterdi.

Bakın, seçim araştırmalarının üstadı Bekir Ağardır, Oksijen’deki yazısında şu son bilgileri paylaşıyor:

“• Toplumun yüzde 42’si, mutlak butlan kararının siyasi amaçlarla alındığını düşünüyor. Hukuka uygun bulanların oranı sadece yüzde 15’te kalıyor.”

“• Erdoğan’ı SÜRECİN BELİRLEYİCİ AKTÖRÜ olarak görenler, toplumun nabzını ortaya koyan bir oranla yüzde 60.9”

“ Hukuka güven bağlamında duygu haritasındaki yaklaşımlar ise, hem Türkiye hem de iktidar için alarm veriyor. Endişeli: % 31.. Umutsuz: % 32.. Şaşkınlık: % 23..”

*. *. *

Çok açık. Bay Kemal bir tür intihar misyonu yürütüyor.

Ne adına, neye inanarak yürüttüğünü bilmiyorum elbette.

Ama sonucu şimdiden görebiliyorum.

Bir zamanlar size oy vermiş olanlar sizinle helalleşmeyecek.

Partiyi yakıp yıkmanız bir yana, 7 gencin katilini Atatürk’ün nutkunda da vatan toprağını ele geçirmek isteyenler için kullandığı ifadeyle “Harim-i ismetinize” sokmanızın lekesi ölümünüzde bile yakanızı bırakmayacak.

Ben şimdilik “VERDİĞİM OYLAR HARAM ZIKKIM OLSUN” demekle yetiniyorum.

Not: Harim-i ismet, Arapça kökenli bir tamlama olup "korunması gereken kutsal alan, namus ocağı ve dokunulmaz yuva" anlamına geliyor.

Özgür Özel Kemal Kılıçdaroğlu