"Büyük kumpas" sandığınızdan büyük!
Orta Doğu’nun koloni valisi Barrack bölgedeki nüfuz alanının nasıl genişlediğini.. Ve bu yeni adımla neyin hedeflendiğini açıkladı. Barrack efendi, Türkiye, Suriye ve Irak’tan sorumlu “BAŞKANLIK TEMSİLCİSİ” olacak.
“Irak, Suriye ve Türkiye, Orta Doğu'da kalıcı istikrarın üzerine inşa edilmesi gereken stratejik ekseni oluşturmaya devam ediyor. Bu üç ülke arasındaki dengeyi koruyabilmek; aşiretsel, dini veya mezhepsel farklılıkların ötesine geçen, tek ve tutarlı bir Amerikan temas ve nüfuz noktasını gerekli kılıyor.”
“Bilmiyordum” diyor olabilirsiniz. Doğaldır. Zira duyulmaması, bilinmemesi için her gayreti gösteriyorlar. Kimler mi! Tabii malum odaklar!
Aslında ben böyle kod adı gibi bir tarifle geçiştiriyorum ama Barrack efendi neredeyse isim verecek:
“Liderden lidere doğrudan ilişkiye dayanan kişisel tarzı, bu karmaşık bölgenin gerçekten anlayabildiği yegâne iletişim biçimi olmuştur.”
Daha ne desin sayın valimiz. Biz işimizi “lider” ile hallederiz. Demokrasiymiş, seçimmiş, cumhurbaşkanlığı koltuğunda değişimmiş anlamayız! Ne de olsa bu bölge bundan anlar!
Daha önce de bu bölge ve özellikle Türkiye için en iyi yönetim biçiminin “güçlü liderlik ve merhametli monarşi” olduğunu söylememiş miydi!
Elbette “stratejik eksen” olarak tanımladığı Türkiye - Suriye - Irak üçgeninde ABD de merhametiyle kucağını açacak. Ama önce ABD’nin çıkarları için Kissinger’in vaktiyle önerdiği yeni paradigma hayata geçirilecek:
“Başkan Trump'ın yaklaşımı bize şunu öğretiyor: ABD merkezli bir güç dengesi, müttefiklerin daha fazla kendi kendine yeterli hale gelmeye teşvik edildiği, ortak refah amacıyla birbirleriyle daha fazla bağlantı kurarak yük paylaşımına yönlendirildiği zaman en iyi şekilde işler. Ancak bu süreç her zaman Amerikan nüfuzunu, istikrarı ve ABD'nin temel stratejik hedefleriyle uyumu koruyan bir çerçeve içinde yürütülmelidir.”
* * *
Bunu buralarda biz söylesek başımıza neler gelir kim bilir.. Adam açık açık söylüyor. ABD nüfuzunu yerleştirip koruyabilmek için Başkan Trump’ın birebir ilişki kurduğu liderler lazım. Malum Suriye, ortalarda kasım kasım dolaşsa da yakayı çoktan ele verdiğini bildiğimiz El Şara’ya teslim edildi. Irak’ın ABD işgalinden bu yana kafasını kaldıracak hali yok.
Türkiye’ye gelince.. Tarihinde yüzlerce yıllık padişahlık yatan bir ülkede belki de en kolay şey “ahir zaman padişahı” yaratmak.
Hey fesli Kadir hey.. Ölmeyecektin de bugünleri görecektin! Yunan kazansaydı diye hüzünleniyordun. Bak, kısmet bugüne, Trump’a imiş..
* * *
Başlıkta neden “BÜYÜK KUMPAS SANDIĞINIZDAN BÜYÜK” dediğimi anlatabildim herhalde.
Bu, Erdoğan için de dostu Trump için de hayati bir mesele.
Öyle ki, Kılıçdaroğlu apaçık Anayasa, yasa, teamüle karşı koltuğa oturtuluyor.
Şimdi de koltuğun gerçek sahibi ve milyonları arkasına takan Özgür Özel ve arkadaşları için fezleke hazırlanıyor.
Bay Kemal’in vaktiyle “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” açıklamasıyla dokunulmazlıklar kaldırıldığı için iktidar açısından bir sorun görünmüyor.
Fezlekeler Meclis’ten geçer.. Hatta -ağzımdan ve klavyemden yel alsın ama- Özgür Özel tutuklanıp Silivri’de İmamoğlu’nun yanındaki hücreye konulabilir.
Saray, dikensiz gül bahçesi için her şeyi göze aldı, daha da fazlasını alacak.
“Olmaz” dediğimiz neler oldu baksanıza..
Göreceksiniz, Trump’ın can siperane bastırdığı İbrahim Anlaşması’na da sırası gelince “evet” denilecek.
Nasıl ki “bu can bu bedende durdukça asla..” dediği Sisi ile küslük bittiyse, İsrail ile ilişkiler normalleşecek..
Bölge ABD hegemonyası altında yeni bir asr-ı saadet yaşayacak.
Aslen Alman yahudisi olan.. ABD müesses nizamında diplomasi dehası olarak bilinen.. “Yeni Dünya Düzeni” doktrini ile yeni yüzyıla imzasını atan Henry Kissinger bu saadete nasıl ulaşılacağını dünyayı kategorilere ayırırken şöyle anlatıyordu:
“BATI”: Ulus-devletler sistemini ve güç dengesini savunur
“İSLAM DÜNYASI”: Ümmet merkezli ve evrensel otoriteye dayalı bir anlayışı benimser.
“ÇİN”: Kendisini medeniyetin merkezi olarak gören hiyerarşik bir düzen tasavvur eder.
Çok açık değil mi? Kissinger ve onun tasarladığı yeni dünyada bize düşen “ÜMMET” olmak.
Başımıza da ABD’nin çıkarlarına uyumlu bir lider getirmek.
Yani lafın kısası “NEO OSMANLI” sistemini inşa etmek.
*. *. *
Kılıçdaroğlu’nun parti sözcüsü olarak atadığı Müslim Sarı’nın açıklamasını duydunuz mu?
“ CHP'nin mevcut hukuki durumda hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın kurultay yapma şansı yok. İlgili bölge idare mahkemesinin verdiği bir karar var ve kesinleşmemiş bir karar. Yargıtay aşaması var. İhtiyati tedbir kararının olduğu bir hukuk zemininde ister imzalar toplansın, ister PM karar alsın, isterse genel başkan 'kurultaya gidiyoruz' desin, kurultay toplayabilmek mümkün değil. Mevcut hukuka göre bu olanaksız.”
Hangi hukukmuş bu?
Mazbatası verilmeyen Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturtulması mı?
İtirafçıların peşpeşe “zorla itirafçı yaptılar" dediği İBB davasında tutsaklığın hala devam etmesi mi?
Türkiye Cumhuriyetini bir monarşiye döndürebilirler mi? Zaman ve elbette toplumun direnci gösterecek.
Ama şimdiden “BÜYÜK KUMPAS” dosyasına şerhimizi düşelim:
O rejimde ne hukuk olacak ne de merhamet!