Kılıçdaroğlu "duramıyor"!

Haber parça tesirli bomba gibi. Özeti şu: Ankara Birlik Tiyatrosu’nun Âşık Mahzuni Şerif’i anlatan tiyatro oyunu, Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinde yasaklandı.

Kararı veren ilçe milli eğitim müdürlüğü.. Zira ilçede sadece Öğretmenevinde tiyatro sahnesi var. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Gümüşhacıköy Şube Başkanı Erdal Yağlı da, oyunun burada oynatılması için ilçe milli eğitim müdürlüğüne bağlı öğretmenevine dilekçe veriyor.

İlçe milli eğitim müdürü Ercan Gültekin başvuruyu reddediyor. Onun imzasını taşıyan yasak kararında, gerekçe olarak, oyunun “dini ve manevi hassasiyet oluşturabileceği” ve “halk arasında görüş ayrılıkları yaratabileceği” gösteriliyor.

Nasıl yani!! Şöyle: Red kararında, oyunun final bölümünde Sivas ve Maraş katliamlarına yer verilmesinin “dini ve manevi hassasiyet oluşturarak halk arasında görüş ayrılıkları yaratabileceği” savunuluyor.. Ve bu yüzden oyunun kamu kurumunda sahnelenmesinin “uygun olmadığı” söyleniyor.

Nasıl bir ülke burası!

Sivas’ta aydınlar, Kahramanmaraş’ta kadınlar, çocuklar, bebekler öldürülecek.. Bu vahşet halk arasında “dini ve manevi hassasiyet” oluşturup tepkiye yol açmayacak.. Yıllardır kaç örneğini gördüğümüz üzere, maktulleri anmak yasaklanacak. Bir tiyatro oyununda hatırlamak “bölücülük” falan olacak.

Böyle bir skandal karşısında, herkesten önce bir Alevi olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun ayağa kalkıp kükremesini beklerdim.

Ama o, Özgür Özel ve ekibine kükremeyi tercih etti. Ne yazık!

* * *
Kılıçdaroğlu’nun son açıklaması sizi de hüzünlendirmedi mi! Bir insan, hele Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin genel başkanlık koltuğunda oturan bir isim, arkasında bambaşka bir miras bırakmalı, değil mi!

Partinin başına iktidar tarafından kayyum atansa, koltuk direnişini anlayacağım. Ama Kılıçdaroğlu YSK’nın da onayından geçmiş bir kurultay için, iftira kampanyalarıyla CHP’ye dönmeyi umuyor.

Bir genel başkana asla yakışmayacak ifadelerle, İmamoğlu ve sayısını unuttuğumuz belediye başkanı hakkında mahkemeden önce karar veriyor. Onları “KİRLİ VE SUÇLU” ilan ediyor:


“Bu ulu çınarın gölgesi, haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla olamaz. Gerektiğinde arınmasını da bilir, iç muhasebesini yapmasını da. Ama yolundan asla dönmez. Çünkü bu yürüyüş, bir iktidar yürüyüşüdür. Çünkü bu yürüyüş, halkın umudunu yeniden ayağa kaldırma yürüyüşüdür.”


Masumiyet karinesini bir kenara bırakın, aylardır gözlerimizin önünde muazzam bir kumpas sergileniyor. Söylediklerini hatırlamayan itirafçılar.. Murat Kapki gibi, eşini ailesini kurtarabilmek adına etkin pişmanlığa sığınanlar.. Kanıtı olmayan absürt iddialar..

Kimin nerede verdiği, kimin nerede aldığı belli olmayan milyon dolarlar.. Başlı başına skandal diploma davası.. İleride hukuk fakültelerinde “AKP döneminde bu da oldu” diye okutulacak casusluk davası..


CHP’yi parçalama için yürütülen çirkin saldırı dururken, Saray ve Kılıçdaroğlu medyasının “bütün bunlar CHP’nin iç işi” propagandasına sarılmak.. Üstelik Özgür özel’in liderliğinde iktidar yürüyüşünü görmezden gelmek..


Peki, fotoğraf bu kadar netken Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları nasıl açıklanabilir?


1) Kılıçdaroğlu, ben de 76 yaşını gördüğüm için anlarım, demans belirtileri gösteriyor olabilir. Partinin Özgür Özel liderliğinde tüm saldırılara rağmen birinci parti konumuna yükselişini görmemek çok zor çünkü!

2) Asla iddialara prim vermedim, dillendirmedim. Ama bugün artık, Erdoğan’ı iktidarda tutmak projesinin içinde olduğunu söyleyenlere burun kıvıramıyorum.


*. *. *

Türkiye’nin Erdoğan’a teslim edilip lümpen islamcı çizgiye getirilmesi öyküsünde farklı kırılma noktalarından söz edilir.

Benim açımdan o nokta, AKP’nin tek başına iktidar çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri.. Sonrasındaki istikşafi görüşmeler ve Bahçeli’nin yine sahneye çıkmasıydı.


“• Malum, birinci açılım sürecinde AKP milliyetçi ve tedirgin seçmenin oylarını kaybetti. Ve seçimden, birinci parti olsa da tek başına hükümet kuramayacağı bir sonuçla çıktı..”


“• Bunun üzerine koalisyon arayışıyla istikşafi görüşmeler yapıldı. Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu “dön baba dönelim.. olmadı yine dönelim” taktiğiyle partilerin kapısını çaldı. MHP yanıt bile vermedi. Koalisyona istekli görünen CHP ile de toplamda 35 saatlik bir görüşme maratonu yaşandı.


“• Görüşmeler uzadıkça uzadı, ancak bir noktada sona erdi. Sonucu hatırlıyoruz; görüşmelerde anlaşmaya varılamamıştı. Oysa, yasaya göre Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurma görevini bir başka partiye vermesi için daha süre vardı..”


İşte o sırada HalkTV’deki Medya Mahallesi programına parti sözcüsü Haluk Koç’u davet ettim.

“Bundan sonra ne yapacaksınız” diye sordum.
Haluk Bey, sonrasını değil öncesini anlatmaya başladı. Kavgalı oturumlarda CHP milletvekillerine saldırıları hatırlattı.

Ben sorumu tekrarladım.. “Bundan sonra ne yapacaksınız” dedim.
Haluk Bey sinirlendi: “Ne yapabiliriz ki..”

Ben de aklıma gelen bir seçeneği dillendirdim. “Mesela” dedim, “CHP grubu olarak Saray’ın kapısına gidip, daha süre var, hükümeti kurma görevi CHP’ye verilmeli.. Bu hak bize de tanınmalı” diyebilirsiniz!


Haluk Bey her zamanki zarafetiyle konuyu toparlamıştı. Ama bilmiyorum doğru mudur ama bana aktarıldığı kadarıyla yönetime şikayet etmişti. “Ayşenur hanım bize ayar mı veriyor?”


Öyle bir niyetim yoktu.. Yine de bugün “keşke verebilseydim” diyorum.
Çünkü memleketin kaderi o günlerde değişti.
Bahçeli çıktı, “seçim yenilenmeli” dedi. Tarihini bile verdi.
Kan gölüne dönen bir süreçte sandığa gittik. AKP iktidar çoğunluğuna kavuştu.
Yetmedi.


Ertesi yıl, Bahçeli, Türkiye’yi çıkmaz sokağa sürükleyen, kendisini de “vazgeçilmez” kılan öneriyi dillendirdi:


“Cumhurbaşkanı fiili bir durum yaratmaktadır, bu durum hukuki bir zemine oturtulmalıdır" diyerek AKP’ye “BAŞKANLIK” teklifini Meclis'e sunma çağrısında bulundu.


Yazıya Kemal Kılıçdaroğlu ile başladığımız için haklı olarak bu kritik, hayati yolculukta onun rolünü aradınız.

Özetleyeyim:

Bütün bu yıllarda Erdoğan ve ekibinin aşağılamalarına maruz kaldı. Ama koltuğunda oturmaya da devam etti.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP